Kadın, Kürtler, Namus!

13448519601

DTP’nin gösterdiği 14 kadın aday, bu seçimlerde hem kadın, hem de Kürt kimliğiyle belediye başkanlığını kazandı. Bu adaylardan bir iki tanesi hariç, köylülük özelliği taşıdığı söylenen coğrafyadan, kadını “sadece mal, kiler, ar, zar” olarak gördüğü iddia edilen Kürtler tarafından illerinin en yüksek oy oranıyla (% 52-84 arasında.
Bunlardan 9 tanesi % 70 ve üzerinde oy oranıyla.) seçildiler.

Kadına yönelik batıya bağlı zihinsel şekillenme 29 Mart seçimleriyle alt üst oldu. “Doğu”da kadın, kadın ve iktidar, kadın ve namus, Kürtler-kadın ve namus’a ilişkin geleneksel düşüncelerin iflas ettiğini söyleyebiliriz.

DTP’nin gösterdiği 14 kadın aday, bu seçimlerde hem kadın, hem de Kürt kimliğiyle belediye başkanlığını kazandı. Bu adaylardan bir iki tanesi hariç, köylülük özelliği taşıdığı söylenen coğrafyadan, kadını “sadece mal, kiler, ar, zar” olarak gördüğü iddia edilen Kürtler tarafından illerinin en yüksek oy oranıyla (% 52-84 arasında. Bunlardan 9 tanesi % 70 ve üzerinde oy oranıyla.) seçildiler.

Buna karşılık, tüm halkın “çağdaş!” politik düşünce ile buluştuğu, en azından ilerici, demokrat, sosyalist vb. olduğu iddia edildiği Dersim ilinde ise, % 30 oyla seçilmiştir.

Birileri “Fırat’ın batısı kentlileşmiştir”, “Kent kültürü kadına değer verir, Kadın kentleşme ile özgürleşir” iddiasında bulunuyorlar. Ancak diğer Partilerin, kentlileşen Fırat’ın batı yakasında gösterdiği ve kazandığı aday sayısı bu söylemlerin altını oymuştur. Kazanan kadın aday sayısı iki elin parmak sayısına ulaşmamıştır.

Bu verili durum, kadın hareketinin, kadın örgütlerinin, siyaset bilimcilerinin, sosyologların, siyasetçilerin ve entelektüellerin ortaklaşa bir beyin fırtınası yaratması gerektiğini gösteriyor.

Birçok olguda olduğu gibi, kadın ile ilgili konularda da batıya zihinsel bir bağımlılık var. Bağımlılık ekseninde yaşanan düşünsel şekillenme ayağımızın toprak ile bağını kesmiştir.

Kürt’lerde sosyolojik ve kültürel olarak “köylülük” özelikleri egemendir. Sevgi, saygı gösterme, değer verme ve koruma güdüleri ve refleksleri gelişkindir. Kendisine “emanet” edileni, değer verdikleri ve “kutsallık mertebesine çıkardıkları” olguları “namus”u olarak görüp korumaktadır. “Namus”u sadece cinsellikle özdeşleştirenlere anlamlı bir cevap vermiştir.

Nüfusunun yaklaşık % 75’i kentlerde yaşamaktadır. Ancak, kapitalizmin üst yapı kurumlarından kentlilik ilişkileri, kentlilik kültürü, kentlilik düşüncesinin kirlenmiş-olumsuz öğelerine direnmiştir. Bu kirli ve olumsuz öğeleri, bugün ütopik olarak görülen geleceğin “ideal” toplum biçiminde de ret edeceğiz. Kürt özgürlük ve demokrasi mücadelesi de kadının siyasallaşmasına olanak sunmuştur. Erkeğin nasıl kirlenmeyeceğini işaret etmiştir.

% 80’lerle kazanan kadın adayların olduğu kentlerdeki erkeklerin, ekseriyetle“riyakârca” oy kullandıklarını söylemek ne kadar gerçekçidir? Bir haksızlık değil mi?

Toplumun özürlüleri-engellileri-dezavantajlıları, devletin yurttaşları, ananın çocuklarını koruma refleks, güdü ve sorumluluğu meşru ve doğru iken, kadın iradesi dışında yaşanacak gelişmelere karşı erkeğin koruma güdüsü niçin tukaka olsun? Kültürel kirlilik ve tehlike mubah mı?

Batı, 17. yüzyılın ortalarına kadar sosyal bilimlerde, edebiyatta, astrolojide, düşünce kapasitesinde, kültürel gelişmişlikte ve ekonomide yaşanan gelişmeler nedeniyle doğuyu hep kıskanmıştır. Bağımlı olmuş, hatta düşmanlık yapmıştır.

Düşünceyi ifade etme alanında yaşadığı sıçrama ile (rönemsans) bazı alanlarda dengeyi yakalamıştır. Daha sonra yakaladığı bazı üstünlükleri pekiştirmek ve her yere hâkim hale getirmek için ideolojik saldırılara girişmiştir.

Doğunun beyin ve kültür yapısına saldırmıştır. Fundamentalizmin sadece İslami rengini korkunç hale getirmiştir. Doğuyu “oryantal” tanımıyla aşağılamak istemiştir. Kadını sadece İslam fundamentalizmi korkunçluğunun ana mağduru olarak göstermiştir. Yani ideolojik hegemonya için kadın kimliğini “kullanmaya” başlamıştır.

Batı düşmanlığını yapan biri değilim. Batının da olumlu, geliştirici ve doğru değerleri vardır. Bunlar da insanlığın değerleridir ve sahiplenmelidir. Ancak, “ Sezar’ın hakkı, Sezar’a “verilmelidir.

Mart aylarında yoğunluk kazanan “Biz kimsenin namusu değiliz.” Sloganı altındaki kapmaların zihinsel bağımlılık nedeniyle özelikle doğuya, Kürt erkeklerine yönelik yapılmasını yanlış buluyorum. Bu durum, batının kirli-olumsuz sosyal ve kültürel değerlerini aklamaktır.

Ahlak önemli bir erdemdir. Bireyin kendisine ve toplumsal yaşama duyması gereken saygının da bir gereğidir.

Sonuç olarak, hem doğu toplumunun, hem de kapitalizmin-batı toplumunun yarattığı olumlu değerlerini birlikte sahiplenmek gerekir. Seçicilik bilimseldir. Toplumsal realite ve fayda eksen alınmalıdır.

Sadece batıya olan zihinsel bağımlılık üzerinden geliştirilen “kadın-erkek-namus ilişkisi” kavramının geliştirici olmadığını düşünüyorum.

Fanatizmin batağına saplanmadan, duygusallığın kırılganlığına kapılmadan realiteleri özgürce tartışmaktan korkmamalıyız.

Onurlu ve eşit yarınları böyle yaratabiliriz.
Mihdi Perinçek

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s