Ölümünün tam zamanıydı

Ölümünün tam zamanıydı-Y .Turker-Radikal2

Michael Jackson’ın ölümü, bana kalırsa kimseyi şaşırtmadı. Dünyanın gözleri önünde ‘cereyan eden’ hayatının gelmiş olduğu nokta artık gösterişli bir son istiyordu. O da, kendinden önce gelen popüler kültür efsaneleri gibi bir gün evinde ölü bulundu. O da insana ait takvimin boyunduruğundan çoktan kurtulmuş; tuhaf, benzersiz bir varoluş serüveninde yalpalayıp duruyordu. Ağrı kesicilere bağımlılığı vardı. Hayatı zordu.
Jackson’ın hayatı, adeta mitolojik bir lanetin pençelerinde biçimlenmişti.
Çocukluğu olmadı. Hırstan gözü dönmüş yoksul bir babanın ağır işkencesi altında yaşadı.
Ününün doruklarındayken çocukluk grubundan kardeşi Tito, onun olağanüstü dansının provasına babasının yumruklarından kaçmaya çalışırken başladığını söyleyecekti.
Babası, durumun abartıldığını, Michael’ı çocukken yalnız ağaç dalı ve kemerle dövdüğünü, ama asla dayak atmadığını, dayağın sopayla atıldığını söylüyordu. Çocuklarını ağır işkence altında star yaptığıyla da övünüyordu.
Jackson’ın hayatının ironisi, nihai çöküşünü başlatan çocuk tacizi davası oldu. Çünkü onun hayatı başlıbaşına bir çocuk tacizi örneğiydi.
Bundan birkaç yüzyıl önce çocuklara yapılan ona da yapılmıştı. Devşirilmiş, iğdiş edilmiş, çocukluğundan ve hayatından kapı dışarı edilmişti. Doğduğu gün eğlence sektörüne satılmıştı.
Daha altı yaşında, Jackson Five’ın solisti olarak günde üç saati şan eğitimiyle, en az on saati kayıt ve provalarla geçiyordu. 69-75 arası 13 albüm çıkardılar.
Sonraki yükselişine bütün dünyayı tanık etti.
Tuhaf dönüşümüne de.
Besbelli kendi tuhaf varoluşuna bir kelebek kanadı yakıştırıyordu.
Siyahtan beyaza döndü, erkekten uzaylıya.
Cildi şeffaf, dünyalılarınkine benzemeyen bir uçuculuk edindi. Son estetik ameliyatları sonrası garip burnu ve yeni dudaklarıyla artık neredeyse bir çizgi kahramandı.
Yaşamadığı çocukluğundan edindiği şaşaalı sığınak, alameti farikası olmuştu. Dünyanın gözleri üstündeydi. 40’ına geldiğinde dünya ondan sıkılmaya başlamıştı.
Bu eşsiz popüler kültür ikonunu bir onyılın rafına kaldırmanın zamanı gelmişti.
Çocuklara yönelik taciz davaları yardıma koştu.
Cinsel ve ırksal kimliklerin dünyasında ne beyaz ne siyah, ne kadın ne erkek, ne çocuk ne yetişkin olarak asılı kalmış olan bu yaratığın maskesini indirmenin tam zamanıydı.
Starları kurup inşa ederken duyulan şehvet, parçalarına ayırırken de duyulur. Popüler şöhret hikâyelerinde mutlaka gürültülü bir çöküş vardır.
Nitekim makyajı akmaya başlayan bu Peter Pan’ın rüyası da, kucaktaki bir bebeğe gülümseseniz size neredeyse çocuk tacizcisi muamelesini uygun gören bir toplumda, ancak 40 yaşında edinebildiği ruh akranlarıyla evde kamp kurup sabahladığı için hoyratça paramparça edilecekti.
O gün hızlandı çürümesi bedeninin.
Dorian Gray’in portresi gibi kısa zamanda beli büküldü. Saçlarının dökülmüş olduğu, dünyaya otopsi raporuyla birlikte sunuldu.
Otopsi raporu bile tarihi bir belge olarak kamusallaştırıldı.
Bütün şanı ve maddi gücü ile kendine çoktan yitip gitmiş, ıskalanmış çocukluğunu yeniden, içinde kalmış olduğu gibi kurmak istemişti. Çocuk tacizcisi olarak gitti.
Bütün çağ starları gibi efsaneyle mumyalanıp katafalkına yerleştirildi.
Herkesin gençliğinin, çocukluğunun bir anısı oluverdi.
Onun ölümüyle sanki dünya bir an soluklanıp regresyona girdi. Ardında bırakmış olduğu son 40 yıla hüzünle yandı.
Hayat boyu büyümemiş bu adam, herkesin yitirilmiş çocukluğu oldu.
Şan şöhret sektörü, fanfarlar eşliğinde, gözümüzün önünde bir çocuğu kurban etti.
İnceden bir vicdan sızısı olabilir mi şimdi herkesi hüzünlendiren?

Ölümünün tam zamanıydı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s