Çandar ve F 16’lar Hasan Bildirici

Çandar ve F 16’lar Hasan Bildirici Tarih: 11 Eylül 2009 Cuma Cengiz Çandar epeyi bir zamandır Kürdistan’ı F-16 uçuşları eşliğinde geziyor. Önceki gün DTP Genel Başkanı Ahmet Türk’ün Mardin’in Derik ilçesi yakınlarındaki Kasrı Kanco’daki ikametgahındaydı. Kürdistan coğrafyasını bombalamaya giden F-16 savaş uçaklarının uçuşunu şöyle anlatıyor Cengiz Çandar: “Gecenin karanlığını yırtan bir F-16 sesiyle, Kasrı Kanco’nun terasına boylu boyunca dizilmiş onlarca kişinin kulak zarları da yırtılır gibi oldu. F-16’nın sesi henüz uzaklaşmıştı ki, ikinci bir F-16 aynı şekilde gecenin karanlığını yırtarak, müthiş bir sesle üzerimizden uçtu geçti.” Cengiz Çandar, bir önceki Diyarbakır yazısında şunları aktarmıştı: “Önceki gece Kervansaray bahçesinde televizyon programının çekimini yaparken, sürekli havalanan jetler birbirimizin sesini duymamızı engelleyecek boyuta varmıştı.Diyarbakırlıların çoğunun kanaati, jetlerin gecenin o saatinde, teravih namazı kılındığı sıralarda ard arda havalanmasının bizlere “mesaj” göndermekle olduğu idi. Öyle miydi, değil miydi bilmiyorum ama Hasan Cemal’in “Diyarbakır’da geceleri jetler havalanmadığı vakit, Kürt sorunu çözülmüş olacak” sözü doğruydu.” 20 Milyon Alevinin mezhebinin yasak olduğu, yirmi milyon Kürdün de çocuklarının kendi dilinde okula gidemediği bir ülkenin aydınları o ülkenin rejimine benzer. Eğer Türk gazeteci ve aydınları, milyonlarca Kürt çocuğunun ana dilinde okula gidemediği bir ülkenin yazarlığını yapmıyoruz diyerek kalemlerini Türk Genelkurmayın kapısına koysalardı, Kürt sorunu çoktan çözülmüştü. Yasakların, cinayetlerin, sürgün ve işkencelerin mağduru olan bizlerden sorunun çözümünü beklemek, iki yüzlü Türk aydın tavrıdır. Fakat Cengiz Çandar, iyi bir gazetecidir. Zekidir. Karmaşık ilişki ve olanaklarına denk düşen kaytarmaları olmasa, Kürt sorununu kendi kafasında çözmüş ender kişilerdendir. Turgut Özal’ın Çandar’ı yanından ayırmaması da bundandı. Cengiz Çandar’ın kendisinin de tanık olduğu gibi, en az yirmibeş yıldır Türk F-16’ları Kürt soyu üzerinde ölümcül uçuşlar yamaktadır. Tamamen dış düşman saldırısına karşı alınmış olan F-16 savaş uçaklarının Kürdistan coğrafyasında bombalamadığı dağ, vurmadığı mağara ve vadi kalmamıştır. Vatandaşım dediği halkı, vatanım dediği coğrafyayı bu kadar acımasız vuran ve bebeleri savaş uçakları sesiyle büyüten bir devlete bu nedenle bizim devletimiz değil dedik. Türk devleti, Kürt soyunun devleti değildir. Böyle olduğu içindir ki, insanlığın varoluşundan gelen binlerce köyü yıkmış, insanlarını dağıtmış, sivillerini de asit kuyularında ve yol kenarlarında heder etmiştir… İşçilik yapan bir Alevi tanırım. Geçen yıl Türkiye’ye izine gitmişti. Döndüğünde Türkiye’nin nasıl olduğunu sordum. Çok değişmiş olduğunu söyledi: “Nasıl?” diye üsteledim. “Düşünsene,” dedi heyecanla. “Şile’deki yazlığıma komşu olan kişi hem Türk, hem sunni… Benim Alevi olduğumu öğrendi ve bana saldırmadı…” Saldırılmamayı, öldürülmemeyi, işkenceye alınmamayı, evin kapısına çarpı atılmamayı artık müthiş değişim ve demokrasi olarak algılamaya başladık. Korkusuz tek gün ve gece geçirmemişler için normal bir algılamadır bu. “Faili devlet” olan cinayetlerin bir an için durmasını müthiş bir değişim olarak algılayan siyasetlerin ve aydın tavrının kurbanlarıyız. Rastgele göz altına alındıktan sonra işkence görmemek de bir açılım olarak niteleniyor. Ancak düşman ülkelerini vurması gereken F-16 savaş uçaklarının gece ve gündüz tepemizde uçmasını sorun yapan yok. Bu savaş uçaklarının Kürt köy ve şehirlerini vurmaması bize neredeyse bir Türk iyiliği olarak yutturulacak… Kürt soyu ve Kürdistan toprakları; Tank, top ve F-16’larıyla Türk ırk devletinin atış poligonu haline getirilmiştir. Bu nedenle Kürdistan’daki devlet, bir halka devletlik yapmak için değil, cellatlık yapmak için oradadır… Cellattan, devletlik yapmasını bekleyen anlayışın, kendisine saldırılmadığı için sevinen Alevi işçisinin bakış açısından bir farkı yoktur… Kürdün can güvenliği sorunu bu nedenle çözüm tartışmalarının da temel noktasını teşkil edecektir. Bu azgın ve saldırgan devlete karşı Kürt soyunun can güvenliği nasıl sağlanacak? Kürt bebeleri ne zaman jet sesleri yerine ninnilerle uyuyup şarkılarla uyanacak? Bugünkü DTP operasyonunda da görüldüğü gibi; Kürt yaşamı, özel tim ve savcılık operasyonlarından ne zaman kurtulacak? Bu nedenle Kürt sorununun temeli, can güvenliğidir. Can güvenliğinin olmadığı yerde hiçbir hayat ve kültür boy vermez. Ahmet Türk ve Osman Baydemir 1 Eylül konuşmalarında, barış için canlarını vermeye hazır olduklarını söylemişlerdi. Türk sömürgeci saldırganlığının ancak geri püskürtülmekle önlenebileceğine inanan ben, Ahmet Türk ve Osman Baydemir kadar iyimser değilim… Ölüm üşüyen ensemle Kürdistan sokaklarında gezinirken, bir Kürt güvenlik görevlisinin “Rojbaş Heval!” dediğini görmek için de ben canımı vermek isterim… Kürdün can güvenliğini, Kürt koruyacaktır. Yüz yıla yayılmış cellatlık ve mağdurluktan ibaret Kürt-Türk ilişkisinin vardığı nokta, bu kaçınılmaz sonu işaret etmektedir. **** 12 Eylül 2009 Cumartesi günü Gelsenkirchen’de gerçekleşecek olan Kürt Kültür Festivali’nde, Mezopotamya standında kitaplarımı imzalayacağım… İlgi duyan arkadaşlarla festivalde görüşmek üzere… Hasan Bildirici bildiricihasan@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s