Tom ve Jerry

Tom ve Jerry

Cemaat içinde ciddiyetiyle bilinen bir arkadaşım, yazı-mazı işleriyle uğraşıyoruz diye kalabalık bir ortamda, Kürt Açılımı ile ilgili ne düşündüğümü sordu. Dedim ki; Çizgi film, Tom ve Jerry’ye benzetiyorum. Arkadaş bozuldu..tom_jerry_tom1Ama gerçekten ona benzetiyorum.

Şöyle bir sahnesi var filmin;

Fare Jerry, deliğinin içinde mışıl mışıl uyumaktadır. Kedi Tom ise aklını Jerry’yi yakalamakla bozmuştur. Bin bir dalavereyle kurduğu tuzaklara rağmen Jerry’yi bir türlü yakalayamaz. Çünkü tuzaklama yöntemlerinin tümü basit bir mantık esasına dayalı. Tom, en son olarak, Jerry’ nin kapısının önüne buram buram kokan kızartılmış bir dilim peynir koyar ve Jerry’ ye görünmeyecek şekilde eline kocaman bir balyoz alarak yan tarafa çekilir.

Sahne bu.

O esnada dört yaşında bir çocuk yanınızda olsa ve ona sorsanız “ne olacak” diye. Çocuk o sevimli haliyle der ki, Jerry peyniri almaya çıkarken, Tom, Jerry’ nin kafasına balyozu “küt” diye indirecek. Hikâyenin sonunda tahmini doğru çıkan afacan muhtemelen kakiri kakiri diye gülecektir.

Hikâyedeki Tom Ankara’dır, Jerry ise açılım manyağına dönüştürülmüş, kadersiz Kürt halkı.

Ankara ne diyor?

Dağdakiler silahlarını bırakıp gelsinler, hiçbirinin kılına dokunmayacağız.

Ev bark kursunlar.

Sosyal yaşama karışsınlar, isteyen koyun gütsün, isteyen karpuz eksin.

            Ne kadar büyük bir peynir dilimi değil mi?

Tam bir aldatmaca, kelimenin tam manasıyla, kocaman bir Osmanlı oyunu.   Neyse…

Diyelim ki, Ankara ciddi ciddi akıllanmış ve bundan sonra hata yapmak istemiyor, onun için de bu çıkışı yapıyor.

            O zaman minnacık önerilerimiz var;

            Muhtelif zindanlarda, dağdakilerden kat kat fazla Kürt yatar. Hepsi de Kürtlüğe dair eylemlerden dolayı zindanlarda çürümeye bırakılmış. Devlet, hem inandırıcılığını ispatlamak, hem de dağdakileri ikna edebilmek için bu insanları özgürlüklerine kavuştursun da görelim.

            Sokakları esir alan panzerlere, taş fırlattılar diye anne kucağından alınıp ölüm damlarına yatırılan sayısızca Kürt çocuğu var muhtelif zindanlarda. Mevlana misali, dağdakilere “gel gel” diye seslenen Ankara, bu çocukları özgürlüklerine kavuştursun da görelim.

Devletin kanunları doğrultusunda kurulmuş, mecliste temsilcileri olan, Ankara merkezli Kürt partilerine mensup yüzlerce Kürt yatar zindanlarda. Ankara, Kürtlerle barışmaya hazır olduğunu ispatlamak için bunların yattığı zindanların kapısını açsın da görelim.

Cumhurbaşkanı ve Başbakan, savaştan dolayı canı yanan askerlerin ailelerine iftar yemeği verip acılarına ortak olduklarını, dertleriyle ilgileneceklerini söylediler.  Yapıyorlar da. İçlerinde Türkçe bilmeyen Kürt anneler de vardı. “Gelin” diye ikna edilmeye çalışılan Gerillaların binlerce arkadaşı toprağa düşmüş, geride bıraktıkları binlerce yaslı ocak var. Geride kalanlar bir bayram günü, gidip ağlayalım dese dokunabilecekleri bir mezar taşı bile yok. Cumhurbaşkanı ve ya Başbakan, en az asker aileleri kadar perişan ve yaslı gerilla ailelerine bir çay içirsinler de iyi niyetlerini görelim.

Bunların hiçbiri olacak mı?

Peşinen cevap veriyorum; Asla ve kat`a!

Çünkü;

Kürt sorunu bir devlet sorunudur, hükümet sorunu değil. Dolayısıyla bu işte devletin kabuğunu koruyan teknokratların dediği olur, politikacıların değil.

Ha! Şu olur;

Teknokratlar, siyasilere çözüm için yol verir, meseleyi tartışmaya açar. Siyasiler de becerebildikleri kadarla meseleyi dillerine dolar. Şu anda yapılan da budur.

Bunu bildiğimden dolayı hükümetin Kürt Açılımı’na şahsen pirim vermiyorum. Burada haklı olarak şu soru sorulabilir;

Kürt televizyonu, Kürtçe isimlerin geri iade edilmesi, YÖK’ün Kürtçe çalışmaları filan hükümetin sağladığı hizmetler değil mi?

Hayır.

Bütün bunlar, direnişiyle karşısındakini çılgına çeviren Kürt direnişçilerinin Kürt halkına sunduğu armağanlardır. Kürtler topyekûn bir şekilde kendilerini isyana vurduklarından dolayı bu haklar verilmiştir. Ankara bunun böyle olduğunu bildiği için Kürt direnişçilerini silahsızlanmaya çağırıyor. Gelin kavun karpuz ekin diyor.

Peki, böyle demekle savaşın devamını mı istiyoruz?

Asla!

Kürdün kaderi haline dönüşmüş bu orantısız savaşın bitmesini en çok isteyenlerden biriyim. Çünkü bilirim ki ateş düştüğü ocağı kavurur ve başkasının acısı üstünden kalem oynatmak en hafifinden insafsızlıktır.

Bizim dediğimiz şudur;

İnsanları dağlara çıkaran nedenlerin cümlesini yok etmeden “gelin teslim olun” demek oyundur, aldatmacadır.

   M.Salih Erol
salihmehmet_1@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s