Ahmet Türk’ün Kongre konuşması

Türk: Akan kanın durması için güven verici adımlar atılmalı

DİHAdtp

DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, Kürt sorununun çözümü konusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Analar ağlamasın’ sözlerine atıfta bulunarak, çözümde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın etkisinin ortada olduğunu vurguladı. Türk, akan kanın durması isteniyorsa PKK’yi çatışmasızlık çizgisinde tutacak güven verici adımların atılması gerektiğinin altını çizdi.ahmettürk

DTP’nin 3. Olağanüstü Kongresi, Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’nda yapılan yoklama ve divan oluşturulmasıyla başladı. Divan Başkanlığı’na DTP Siirt Milletvekili Osman Özçelik seçildi. Özçelik, yaptığı konuşmada, hükümetin açılım politikası ve muhalefetin yaklaşımını eleştirdi. AKP’nin AB’ye katılım konusunda kamuoyuna büyük umutlar verdiğini söyleyen Özçelik, AKP’nin gerekli yasal, Anayasal düzenlemeler konusunda halen ayak sürdüğünü ifade etti. Kıbrıs ve Alevi sorununu çözmede de önemli bir adım atılmadığını ifade eden Özçelik, ‘AKP Kürt sorununu çözeceğiz diyerek yola çıktı. Destek aldı, oy aldı. Bugün geldiği noktada ‘çözeceğiz’ dese de ‘tek kişi kalana kadar savaşacağız’ diyorlar. Biz savaş istemiyoruz. Tarihsel, sosyolojik, bilimsel yaklaşım içinde değiller. Sorunu zamana yaymak, unutturmak ve kendi iktidarlarını uzun ömürlü kılma çabası içindeler. İnsan haklarını, barışı, bilimi savunan tek parti Kürt halkının büyük teveccühünü kazanan, Kürt halkının özgürlüğü için, Türkiye’nin demokratikleşmesi, insan hakları ve barış için mücadele eden tek parti DTP’dir. Türkiye’nin umudu DTP’dir’ dedi.

Özçelik’in konuşmasının ardından demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler adına bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Saygı duruşunun ardından DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, açış konuşmasını yaptı. Türk, konuşmasına DTP’li yöneticileri selamlayarak başladı. DTP’nin Türkiye’nin 90 yıllık siyasi tarihinde hiçbir partinin vermediği kadar bedel verdiğini vurgulayan Türk, ‘DTP, sindirilmek amacıyla saldırılar, baskılar, linç kampanyaları, büyük tutuklama ve gözaltı operasyonları gibi akıl almaz antidemokratik polisiye uygulamalara maruz kalmıştır. Acaba dünyanın neresinde bir parti bu kadar baskı altına alınmıştır? Bunun gibi bir örnek daha var mıdır? Devlet katından tutalım hükümet çevrelerine kadar hemen herkes, DTP’nin siyasetteki varlığının önemli olduğu söylüyor. Ama öbür yandan da, DTP baskı altına alınarak siyasi etkisi kırılmak ve marjinal bir duruma getirilmek isteniyor. DTP’nin adı kabul edilecek ama kadroları, yöneticileri, belediye başkanları hatta üyeleri her gün tutuklanacak. Bu bizler ve halkımız tarafından asla kabul edilecek bir tablo değildir. DTP, Türkiye’nin en büyük sorununu büyük bir demokratikleşme hamlesiyle çözmek için uğraşmaktadır. 29 Mart Mahalli İdareler Seçimlerinde, partimiz, tüm engellemelere ve baskılara rağmen, büyük bir başarı elde etti. Ve bizler, bu seçim başarımızı Türkiye demokrasisinin gelişimine büyük bir katkı olarak ilan ettik’ dedi.

‘DTP’yi bitirmeniz için önce bu halkı bitirmeniz gerek’

Partilerinin 14 Nisan’dan bu yana tüm hukuki teamülleri ayaklar altına alan bir operasyonla karşı karşıya olduğunu söyleyen Türk, başta Merkez Yürütme Kurulu üyeleri, il ve ilçe yöneticileri, kadın ve gençlik meclisi üyeleri olmak üzere yüzlerce arkadaşlarının tutuklandığını hatırlattı. 80 kişilik Parti Meclisi üyelerinden 54 tanesinin halen cezaevinde olduğunu vurgulayan Türk, ‘Bu durumu açıklayabilecek hiçbir hukuki teamül yoktur. Tutuklamalar ve halen sürdürülen operasyonlar tamamen siyasidir. Bu operasyonların mağduru olan ve tamamen hukuksuz bir biçimde aylardır cezaevinde tutulan tüm arkadaşlarımıza, bu kongrenin coşkusuyla en içten saygı ve sevgilerimi gönderiyorum’ diye konuştu. Bu operasyon için düğmeye basanların DTP’nin kadroları tutuklanınca, demokratik siyasal mücadelesinin de kesintiye uğrayacağını düşünenlerin yanıldığını kaydeden Türk, ‘Kürt halkının nasıl bir mücadele geleneğinden geldiğini herhalde bilmiyorlar. Bizim parti geleneğimizi bilenler, Kürtlerin siyasal mücadelesini az çok tanıyanlar, barış ve demokrasi inadımızı bilirler. Zindanlara da atsanız, işkencelerden de geçirseniz, bu mücadele sürecek. Çünkü bu bir halkın demokrasi ve özgürlük mücadelesidir. Bu mücadelenin sahibi halktır. DTP’yi yaratan da, yaşatan da halktır. DTP’yi bitirmeniz için önce bu halkı bitirmeniz gerekir’ diye konuştu.

‘Demokratik muhalefetin bedelini ödüyoruz’

‘Binlerce köy yakıldı, insanlar yerlerinden yurtlarından edildi, 17 bin faili meçhul cinayet işlendi, insanlar asit çukurlarına atıldı, işkencelerden geçirildi. Peki, halk davasından vazgeçti mi? Halk bir milim geri adım attı mı? Hayır’ diyen Türk, Kürtlerin onurunu yaşamından daha önemli gördüğünü, bedel ödemekten de asla kaçınmadığının altını çizdi. Kürtlere her türlü baskıyı reva görenlerin eski bildik politikalarda ısrar ettiğini vurgulayan Türk, partilerine dönük müdahaleyi halkla birlikte verdikleri demokratik mücadeleyi sektere uğratmak için başlatılan siyasi konseptin bir parçası olarak değerlendirdiklerini söyledi. Türkiye’de gerçek anlamda demokratik muhalefet ödemeyi gerektirdiğini aktaran Türk, ‘Dün olduğu gibi bugün de bu yönelimleri boşa çıkartacağız. Bu güce ve kararlılığa sahibiz. İşte biz bugün bu bedeli ödüyoruz’ diye kaydetti.

Halkın ve demokratik kamuoyunun Kürt sorununun barışçıl çözümü ve akan kanın durması noktasında DTP’den beklentisinin büyük olduğuna dikkat çeken Türk, kamuoyunun DTP’ye yönelik giderek yükselen güveni ve inancının sorumluluklarını daha da artırdığını ifade etti. DTP’nin çözüm ısrarından, barışa olan inancı ve kararlılığından asla vazgeçmeyeceğini kaydeden Türk, şöyle konuştu: ‘Bu mücadelede rotamız barış, kılavuzumuz demokratik siyaset olacaktır. DTP, HEP-DEP-ÖZDEP-HADEP ve DEHAP’ın son ardılı olarak, mücadelesini büyüterek devam etmektedir. Vedat Aydınların, Mehmet Sincarların, Musa Anterlerin, Orhan Doğanların mücadele bayrağını bugün büyük bir gurur ve onurla DTP taşımaktadır ve taşımaya devam edecektir. Türkiye demokrasisine katkıları olağanüstü önemdedir. 12 Eylül rejimi ve 90’lı yılların imha ve inkâr politikasına karşı, demokrasi, çoğulculuk, eşitlik, özgürlük, adalet ve halkların kardeşliği ilkesiyle direnen en büyük gelenektir. DTP, 12 Eylül darbesi, JİTEM; faili meçhul cinayetler, asimilasyon politikaları, farklı kimlik, inanç ve kültürler üzerinde sürdürülen baskıcı uygulamaları, Alevi felsefesinin özgürleşmesi sorunlarını emekçilerin ve yoksul kitlelerin sorunlarını, çevre ve ekoloji konusunu, kadınlara karşı ayrımcı politikaları, siyasi partilerin örgütlenme özgürlüğünün önündeki engelleri, seçim barajı ve çocukları mahkeme önüne taşıyan Terörle Mücadele Kanunu’na kadar demokrasi, özgürlükler, insan hakları ve sosyal adaletin önündeki engelleri parlamentoya taşımış, çözüm için meclisi göreve çağırmıştır. Kürtler Türkiye’nin önemli bir demokrasi gücü ve dinamiğidir. Şu iyi görülmelidir ki, Kürtlerin yürüttüğü toplumsal demokratik muhalefet, ülkemizi kaçınılmaz olan bir değişim ve dönüşüm sürecine taşımıştır.

‘DTP üzerindeki baskılara son verin’

Kürt sorununun çözülmesi halinde Türkiye’nin demokratikleşme, adalet-eşitlik, sosyal refah ve kalkınma alanlarında karşılaştığı sorunların da çözümünü hızlandıracağına işaret eden Türk, Kürt demokrasi dinamiğinin ayrılan değil, barış, demokrasi, özgürlük ve kardeşlik gibi ortak paydalarda ülkenin birliğini bütünleştiren, güçlendiren stratejik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Bu gerçeğin iyi tespit edilmesi, doğru okunması ve Kürtlerin taleplerinin bu bakış açısıyla ele alınması gerektiğini ifade eden Türk, ‘Taleplerimiz, bir halkın demokratik uygarlık çağında karşılanması gereken en insani istemlerdir. Bu taleplerin karşılanması Türkiye’nin demokratik üniter yapısını ve çoğulcu dokusunu güçlendirecektir. Evet, Kürtler demokratik haklarına kavuştukça Türkiye dönüşecek, Türkiye dönüştükçe de demokratik ilerleme derinleşecek ve hız kazanacaktır. Bu nedenle diyoruz ki, demokratik siyaset kanallarını Kürtlere kapatmayın! DTP üzerindeki baskılara son verin, tutuklu arkadaşlarımızı biran önce serbest bırakın!’ dedi.

‘Türkiye Kürt sorunu gerçeğiyle yüzleşmeli’

Türkiye’nin demokratikleşmede ilerleyememisinin temel nedeninin Kürt sorunu olduğunu dile getiren Türk, son 30 yıllık şiddetli çatışmalarla geçen isyanlar sürecinin sonunda artık Türkiye’nin Kürt sorunu gerçeğiyle yüzleşmek durumunda olduğunu, çağımızın demokratik gereklerinin bunu dayattığını kaydetti. ‘Çoğulculuk, çok dillilik ve çok kültürlülük, evrensel değerler olarak Türkiye üzerinde de etkisini arttırmaktadır’ diyen Türk, bu yüzden Türkiye’nin eski yaklaşımlarda daha fazla diretemeyeceğini yoksa kendini çağdaş dünyadan izole edeceğini söyledi. Demokratik uygarlık çağının gereklerini, ‘farklı dil, kültürler ve kimlikleri tanımak, güvence altına almak’ olduğunun altını çözen Türk, bunun da yerinden yönetimi, katılımcılığı, sosyal politikaları, diyalog ve uzlaşıyı geliştireceğini belirterek, Türkiye’nin bu ilkelere uymak zorunda olduğunu kaydetti.

‘1924 Anayasası’yla başlayan ret ve inkarın sonuna geliniyor’

Ortadoğu’da barışçıl bir rol oynamaya çalışan Türkiye’nin, kendi iç sorunlarını geleneksel çatışmacı çizgiyle aşamayacağını dile getiren Türk, tüm Ortadoğu’da barışçıl bir dış politika ve hakkaniyete dayalı bir komşuluk ilişkisini her zaman destekleyeceklerini ifade etti. Kürt sorununun çözümünün, Türkiye iç politikası açısından hiçbir zaman olmadığı kadar acil ve elzem bir noktaya geldiğine dikkat çeken Türk, şöyle konuştu: ‘Devlet artık Kürt sorununu bastırma ve ezme politikalarıyla çözemeyeceğini görmüştür. Bugün eğer Kürt sorunu Türkiye’nin birinci gündemi olarak tartışılıyorsa, bunun altında bu gerçeklik yatmaktadır. Bu önemli faktörün altında, kamuoyunun ezici çoğunluğunun çözümü bir an önce talep ediyor olması yatmaktadır. Halklarımız, bu sorunun acilen çözülmesini, artık kan dökülmemesini istemektedir. Kamuoyu yoklamaları da, çözüme olan desteğin her geçen gün arttığını ortaya koymaktadır. Medyasıyla, akademi dünyasıyla, siyasetçileriyle, aydınlarıyla, yazarlarıyla ve sanatçılarıyla Türkiye çözümü aramakta ve tartışmaktadır. Bunlar önemli ve kayda değer gelişmelerdir. Kürt sorununun birinci dereceden mağduru olan Kürtlerin, üniter yapı içinde bir bütün olarak barış ve çözümü istemesi, Türkiye kamuoyundaki çözüm beklentileriyle ortak noktada buluşmaktadır. Kürtler, Cumhuriyetin eşit özgür yurttaşları olarak kardeşçe bir arada yaşama arzusu, inancı ve kararlılığı içerisindedir. Bunun iyi görülmesi gerekir. Başlayacak bir çözüm sürecini sonuca doğru hızlı adımlarla ilerletecek olan bir diğer önemli nokta da, iki halkın Kurtuluş Savaşına uzanan tarihsel birlikteliğidir. Şimdi bu birlikteliğin eşit özgür yurttaşlık temelinde yeni bir aşamaya doğru ilerletilmesi gerekmektedir. Cumhuriyet, 86 yıllık bir gecikmeyle de olsa, demokratik bir ülke olma rotasına girmenin sancılarını yaşıyor. 1924 Anayasası’yla başlayan ret ve inkâr politikasının sonuna doğru geliniyor.’

‘Çözüme karşı direnenler iktidarlarının parçalanacağından korkuyor’

20 milyonluk bir halkın dili, kimliği ve kültürü tanınmasının cumhuriyetin demokratikleşmesini de beraberinde getireceğini aktaran Türk, ‘Kürtler eşit haklara sahip olursa Türkiye bölünür, parçalanır’ diyenlerin yaratmaya çalıştığı korkunun ardında seçkin, elit azınlık iktidarın gerileme kaygısının yattığına vurgu yaptı. Cumhuriyetin kuruluş aşamasında Kürtlerin inkar edilmediğini, 1924’ten sonra elit azınlığın iktidarı haline dönüştüğünü dile getiren Türk, Bugün Kürt sorununun çözümüne karşı direnerek, ‘ülke parçalanıyor’ diyenlerin kendi iktidarının parçalanacağından korkan bir azınlık olduğunu söyledi. ‘Kürtlerin dilsel, kimliksel, kültürel hak talepleri üniter yapıyı daraltmaz, sınırlandırmaz’ diyen Türk, ‘Burada Türk yurttaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerini kısıtlamaz, eksiltmez. Burada bir halkın haklarından kesilip, bir diğer halka verilmesi söz konusu değil. Kimse böyle bir kaygıya kapılmamalıdır. Sorunun özü halkların hak ve özgürlükler bağlamında eşit statüye sahip olmamasıdır. Kürtlerin cumhuriyet ve bayrakla bir ihtilafı yoktur. Tepkimiz, farklı kimlik ve kültürleri tek tipleştirmeye çalışan sisteme ve anlayışlaradır. Türkiye Cumhuriyeti, hak ve özgürlükler bağlamında eşit statüye sahip çoğulcu bir yapıya mı dönüşecek? Yoksa türdeş toplum yaratmayı amaçlayan ve tek millete dayanan Türkiye devleti olmaya devam mı edecek? Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar ikinci yol denendi. Yani, Türkiye Cumhuriyeti 86 yıldır kimlikleri ve kültürleri yok sayarak, bu yöndeki talepleri bastırmaya çalışarak, kendisini bugünlere kadar idame ettirdi. Efendim deniliyor ki, ‘bireysel haklar tanınabilir, ama kolektif haklar asla!’ Bu ne anlama gelmektedir? Öncelikle, bu garabet düşünceye bir son vermek lazım. Dünyanın neresinde, bireysel ve grupsal haklar birbirinden ayrı ve birbirinin alternatifi olarak tanımlanmıştır? Bir grubu, bir aidiyeti, bir ortak değerler sistemi olmayan bireyden söz edilebilinir mi? Kürtler birey olarak vardır ama Kürt halkı yoktur. Kürtleri birey olarak kabul ediyoruz ama halk olarak kabul edemeyiz! deniliyor. Böyle bir çağdışı yaklaşım, böyle bir kucaklaşma anlayışı olabilir mi? Hak ve özgürlüklere böyle yaklaşılabilir mi? Bu asla kabul edilemez. Kürt sorunu bireysel bir sorun mudur ki, bireysel hakların tanınmasıyla çözülsün! Önce bu noktadaki resmi bakış açısının değişmesi gerekir. Kürtler bir halktır. Ve bir halk olarak haklarıyla birlikte tanınması, kabul görülmesi gerekir’ diye konuştu.

‘Öncelikle Anayasa değiştirilmeli’

Başbakanın iki aydır Kürt sorunuyla ilgili ‘Biz risk aldık, neye mal olursa olsun sonuna kadar gideceğiz’ sözlerini hatırlatan Türk, Kürt sorununun çözümü risk almayı, kararlı durmayı ve cesur olmayı gerektirdiğini, risk almayanın sorunu çözemeyeceğini ifade etti. Hükümetin, başlangıçta bir siyasi irade ortaya koyarak başlattığı girişimi önemsediklerini, umutlandıklarını dile getiren Türk, ‘Kürt sorununun çözümü konusunda, gerçekten samimi adımlara dönüşürse, bunu sonuna kadar destekleyeceğimizi ifade ettik. Şunu kesin bir dille ifade etmek isterim ki; çözümü tıkayan, engelleyen taraf Kürtler ve DTP olmayacaktır. Ancak şu da iyi bilinmelidir ki; eğer süreç Kürtleri oyalama ve sorunu öteleme gibi bir boyuta taşınırsa, biz de çıkar, şimdiye kadar olduğu gibi bu konudaki endişe ve kaygılarımızı halkımızla paylaşır, demokratik muhalefetimizi halkımızla birlikte sürdürürüz. Gelinen nokta itibariyle Hükümetin tutumu bu konuda pek iç açıcı değildir. Başlangıçta hepimizde olumlu izlenimler uyandıran bu çalışmanın, gelinen bu aşamada beklentileri karşılamak noktasında toplumda kaygılar uyandırdığının altını çizmek istiyorum’ dedi. Risk aldığını ifade eden Başbakan’dan, ‘risksiz’ alanlara kaymamasını, cesur ve kararlı olmasını beklediğini kaydeden Türk, Türkiye’de bir açılımın olabilmesi için, öncelikli olarak yürürlükteki darbe Anayasası’nın değiştirilmesi gerektiğini belirterek, ‘Durum bu kadar açıkken, anayasa değişikliği olmadan kim nasıl bir demokratik açılım yapabilir?’ diye sordu. Kürt sorununu, Kürtlerin iradesini, siyasal temsilcilerini muhatap almadan çözme arayış ve hesaplarının da kaygı verici olduğunu dile getiren Türk, böyle bir çözüm süreci, dünyanın hiçbir yerinde görülmediğini belirtti.

‘Sayın Öcalan’ın çözümdeki etkisi ortada’

Çözüm denkleminde önemli bir yeri bulunan Kürt dinamiğinin bu sürecin dışında tutulmaya çalışıldığını aktaran Türk şöyle konuştu: ‘Sayın Öcalan aylardır ‘Akan kanı durdurmak istiyorum. Önümü açın’ diyor. Kürt sorununun gelmiş olduğu boyutlar düşünüldüğünde ve sorunun ne kadar karmaşık bir hal aldığı dikkate alındığında, Sayın Öcalan’ın sorunun çözümü konusunda ne derecede etkili olduğu ortaya çıkmaktadır. Tüm kamuoyunun bildiği üzere, sorunun çözümü için bir yol haritası hazırlayıp 20 Ağustos’ta yetkililere sundu. Devlet ve hükümet yol haritasını aldı, inceledi, üzerinde çalışıyor. Bu yol haritasını bilmek ve öğrenmek halkımızın ve demokratik kamuoyunun da hakkıdır. Hükümet bu beklentileri yok sayarak, neden açıklamamakta ısrar ediyor? O halde, Sayın Başbakan ve hükümetin, kanı durdurmak isteyenleri muhatap alarak, bu söylemin asgari gereklerini yerine getirmesi gerekir. Savaş çığırtkanlığı yapanları muhatap alıp, onların tepkilerine göre açılımın rotasını belirlemeye çalışmak ise bu ülkeye kaybettirir. Hükümet, ‘sorunun çözümü için Meclisi ve siyasi partileri muhatap alırız’ diyor. Fakat şimdiye kadar bizimle hiç bir şekilde siyasi bir muhataplık durumu geliştirilmedi. Bunu açıklıkla kamuoyu ile paylaşmak istiyorum. DTP’nin içinde olmadığı kalıcı bir çözüm süreci mümkün değildir. Bu nedenle, DTP çözüm sürecinde istişare-diyalog ve müzakerelerin temel aktörü olarak görülmelidir. Dolayısıyla, bu dönemin başarıyla ilerleyebilmesi için, DTP’nin aktif olarak müdahil olmasına fırsat tanınmalıdır.’

Türk’ün Öcalan ile ilgili yaptığı konuşmalarda, kitlenin ayağa kalkarak, dakikalarca alkış, slogan ve zılgıt atması dikkat çekti.

‘PKK’yi çatışmasızlık çizgisinde tutacak güven verici adımlar atılmalı’

Silahların gündemden kalkması ve çatışmasız bir ortamın sağlanabilmesi için PKK’nin çözüm süreci dışında tutulmaması gerektiğini ifade eden Türk, çözüm sürecinde gerekli olan alanlarda diyalog ve müzakerelerden kaçınılmaması gerektiğini belirtti. DTP’nin, yoğun siyasi operasyonlara maruz kalmasını, çözüm iradesine uygun bulmadıklarının altını çizen Türk, ‘Aynı zamanda, bölgedeki askeri operasyonlar, PKK’nin eylemsizlik kararına rağmen yoğunlaşarak devam etmektedir. Bu tablo karşısında açılımın inandırıcılığından nasıl söz edilebilir?’ diye sordu. Sınır ötesi operasyon tezkeresinin Meclis’e gönderildiğini vurgulayan Türk sürenin bir yıl daha uzatılması tablosunun Hükümetin başlattığı çalışmanın Kürt sorununa yönelik bir çözüm içermediğini ortaya koymaya yettiğini söyledi. ‘Analar ağlamasın’ diyerek herkesi umutlandıran Sayın Başbakanın vicdanına seslenen Türk şöyle konuştu: ‘Tezkereyle daha nice gencecik fidanlar toprağa düşmeyecek mi? Anaların yüreği dağlanmayacak mı? Ölümler ve tutuklamalar durmadan biz çözümü nasıl tartışacağız? Her gün Türk ve Kürt gençlerin cenazeleri gelirken hangi çözümden söz edeceğiz? Bu çelişkinin sona erdirilmesi gerekir.

Bize göre, açılımın inandırıcı ve ikna edici olabilmesi için öncelikli olarak bu operasyonların durdurulması, tezkerenin süresinin uzatılmaması ve Kürtlerin siyasal temsilcileri üzerindeki baskıların bir an önce sonlandırılması gerekiyor. Kısa vadede bu adımlar atılmadan bir çözüm sürecine geçişin mümkün olmadığına inanıyoruz. Akan kanı durdurmakta samimiyseniz acil olarak PKK’yi çatışmasızlık çizgisinde tutacak güven verici adımları atmak durumundasınız. Bunun yolu karşılıklı çatışmasızlıktan ve taraflar arası müzakerelerden geçer. Çözüm için kimsenin elinde sihirli bir değnek yoktur ama, kilidi açacak anahtar da ortadadır. Yeter ki bu anahtar doğru kullanılsın. İmralı’nın bu anahtarı barış için kullanacağından hiç şüphem yoktur.’

Birleşik Krallık’ta, İskoçların-Gallerin-İrlandalıların, İspanya’da Katalan ve Bask halklarının, İtalya’da bölgesel yapı Belçika’daki iki farklı ulus modeli, Kanada, Fransa, Korsika-Alsas-Bröton ve Güney Afrika model ve deneyimlerine dikkat çeken Türk, ‘Hiç biri de bölünüp parçalanmamış, tersine birliklerini ve refah düzeylerini geçmişle karşılaştırılamayacak ölçülerde güçlendirmişlerdir. Bizler de, demokratik usullerle, evrensel hak ve özgürlükler çerçevesinde tartışarak, yeni bir model oluşturmak zorundayız. Bunu gerçekleştirecek birikimimiz, potansiyelimiz ve demokratik olgunluğumuz vardır. Eğer ortada değerli edebiyatçımız Yaşar Kemal’in dediği gibi bin çiçekli bahçenin bir kültürünün tanınması ve gelişmesi sorunu varsa, tüm imkânları onun için seferber etmek gerekir’ dedi. Türk’ün konuşması ayakta alkışlandı.

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s