Ölümsüz Kürt Destani Mem u Zin


MEM U ZIN

Cizre hükümdarlarından Mir Abdullah’ın oğlu Mir Zeynuddin zamanında (854 Hicri, 1451/1451 Miladi) yıllarında olay meydana gelmiştir.
Kürt şairi, bilgini olan Ehmedê Xanî tarafından yazılmış ve 1695 yıllında tamamlanmıştır. Bu bu eserin hangi tarıhte yazılmış olduğu hakkında hiçbir belge yoktur. 1690 yılında yazmaya başladığı söylenmektedir.
Xanî’nin, hangi tarihte doğup hangi tarihte vefat ettiği hakkında da kesin bilgiler mevcut değil. Buna rağmen Xanî’nin (1651/52) yılında Hakkârî bölgesinde bulunan Xân köyünde dünyaya geldiği ve ismini buradan aldığı yargısı güçlüdür. Ehmedê Xanî, Kürt edebiyatına can verenlerin başında gelmektedir. Ve Kürt halkına birçok eser armağan etmiştir. Bu eserlenden biri (şaheseri) olan Mem û Zîn’dir.

Ahmedê Xanî, bu olaydan yaklaşık olarak 240 yıl sonra Cizre’ye gelmiş ve eserini yazmıştır. Bu ölümsüz eser hakkında günümüze kadar onlanca inceleme kitabı ve yüzlerce makale yayınlanmış, konferanslar düzenlenmiş, tartışmalar yapılmıştır. Bir eseri üzerine bunca şey yapılmışken, Ehmedê Xanî’yi anlatmak ve bir kaç sayfaya sığdırmak elbette ki mümkün değildir. Onun için ben de Xanî’nin ‘Mem û Zîn’ adlı ölümsüz eserinde birazcıkta olsa bahsetmeye (tanıtmaya çalışacağım desem
daha doğru olur.) çalışacağım.

Cizre Beyi, Mir Zeynuddin’in Zîn ve Sitî adlarında iki tane bacısı vardı.

Zîn, beyaz tenli, beyin can ciğeriydi. Bey onu çok severdi. Sitî ise esmer, selvi boylu biriydi. Tacdin, Beyin Divan Vezirinin oğluydu. Hikâyenin ana
kahramanı Mem ise Tacdin’in manevi kardeşi ve dostuydu. Botan bölgesinde baharın müjdecisi olan Mart ayında (21 Mart Newroz), eğlence ve bayram günlerinde çoluk – çocuk bütün Cizre halkı kırlara çıkar süslenirlerdi.

İşte böyle bir günde Mem ile Tacdin kendilerine kızlar gibi süs verip ve kıyafet değiştirerek şenliğe katılırlar. Şenlik alanına vardıklarında
erkek kıyafetli iki kişiyi görürler. (onlar Sitî ile Zîn’di) Onları görür görmez ikiside yere düşüp bayıldılar. Sitî ile Zîn bayan kıyafetli iki
erkeği iyice süzerek onlar sezmeden kendi yüzeklerini onların parmaklarına geçirip oradan ayrılırlar. Mem ile Tacdin ayıldıklarında kendilerinin bezgin
ve sersem onlduklarını görürler. Bu esnada Tacdin Mem’in parmağında, üzerinde Zîn yazılı mücevheri fark eder, Tacdin Mem’ın parmağına doğru elini
uzatınca Mem de onun parmağında bulunan pana biçilmez ve üzerinde Sitî yazılmış olan yüzüğü görür. İkiside Sîti ve Zîn’in ne yapmış olduklarını
anlarlar. Sitî ile Zîn dadıları olan Heyzebun’a anlatırlar. Dadıları bir hekim kılığına girerek hasta olan Mem ve Tacdin’in yanına varıp, Sitî
ve Zîn’inde onlar gibi yandığını söyler ve yüzükleri geri ister. Tacdin yüzüğü geri verir. Fakat Mem ‘bununla yaşıyorum’ diyerek yüzüğü vermez.
Mem ile Tacdin kalkıp arkadaşlarına durumu anlatırlar. Bunun üzerine Tacdin için Cizre’nin önde gelenleri Cizre Bey’inden Sitî’yi Tacdine isterlerler.
Bey, Tacdin’e Sitî’yi verir. Böylece yedi gün yedi gece düğün yapılır. Aslen Botanlı olmayıp İran’ın bir köyünden (Merguverli) olan Beko, Bey’in kapıcısıdır.
Tacdin Beko’yu hiç sevmez. Bey’e kaç sefer bu adamın kapıcılığa layık olmadığı söyler fakat bey: ‘değirmenimiz onunla dönüyor. Köpekler de
kapıcıdırlar’ der. Beko, Bey’in Zîn’i Mem’e vermemesi için ‘Efendim, Tacdin kendi tarafından Zîn’i Mem’e vermiş.’ Bunun üzerine kızan Bey,
‘and içerim ki; Zîn’i eş olarak Mem’e vermeyeceğim’ der. Bey’in ava çıktığı bir günde Mem Zîn’i görmek için bahçeye girer. Mem’i gören Zîn birden yıkılıverir
yere. Bu sırada Mem onu görmez gül ve reyhanları seyrederek şöyle der:

‘Ey gul! Eger tu nazenînî, / ‘Ey gül! Gerçi sen de nazeninsin,
Kengê tu ji rengê ruyê Zîn’î / Sen nerde, Zin’in yüzünün rengi nerde?
Ey sınbıl! Eger heyî tu xweş bû, / Ey sünbül! Gerçi senin güzel kokan var,
Reyhan ji te bûyîne sîyehrû, / Reyhan senin için kara yüzlü olmuş.
Hun ne ji mîsalê zilfe yarin / Fakat siz yarimin zülfine benzemezsiniz.
Hun her du fızûl û he zekarın / İkiniz de arsız ve herzecisiniz.
Ey bılbıl! Eger tu ehlê halî / Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın,
Perwanyê şem’ê werdê alî, / Kırmızı gül mumunun pervanesisin.
Zîn’a me ji sorgula te geştir / Benim Zîn’im senin kırımızı gülünden daha şendir.
Bext’ê me ji talıê te reştir’ / Benim bahtım da senin talihinden daha karadır.’

Mem bunu söyledikten sonra Zîn’i görür ve oda orada bayılır. Ava giden Bey, avdan dönünce Mem’i bir abaya sarılmış bir şekilde bahçede görür. Mem
‘Beyim, biliyorsunuz ben hastayım canım sıkıldı gezeyim derken sonra kendimi burda buldum’der. Bey’in yanında bulunan Tacdin abanın altında
Zîn’in saçlarını görür, durumu anlayan Tacdin Bey’i ikna ederek divana doğru götürür. Daha sonra eve gidip Sitî ve çocuğunu evden çıkararak,
evi ateşe verir. Böylece Mem ile Zîn’in kurtuluşu için Tacdin evini feda eder. Emsali görünmemiş bir dostluk örneğini sergiler. Beko’nun oyunlarıyla
beyle satranç oynamaya ikna edilen Mem başlangıçta ilk üç oyunu alır. Beko Mem’in iyi oynadığını görünce Mem’in yönünü Zîn’e doğru çevirir. Zîn’i görüp
hayallere dalan Mem, Bey’e yenilir. Sevgilisinin Zîn olduğunu öğrenen bey Mem’in zindana atar. Bir seneye yakın zindanda kalan Mem, Zîn’in hasretine dayanamayıp
ölür. Mem’in cenazesinin kaldırıldığı esnada Tacdin Beko’yu görüp öldürür.

Beko’nun öldüğünü gören Zîn, bakın hakkında ne düşünüyor:

‘Ey şah û wezirê izz-û temkin! / ‘Ey izz ve temkinli şah ve vezir!
Ez hêvî dikim ne kin înadê / Rica ediyorum inatetmeyiniz,
Der heqqê vi menbeê fesadê / Bu fesat kaynağı hakkında.
Lewra ku xwedanê ins û canan / Çünkü insanlar ve cinlerin Allahın,
Wi xaliqe erd û asimanan, / Yer ve göklerin yaratıcısı,
Roja ewî hubbe da hebîban / Sevgiyi, sevgilileri verdiği gün,
Hıngê ewî buxzê da raqiban / O zaman buğzu da rakiblere verdi.
… / …
Em sorgulin, ew jibo me xare / Biz kırmızı gülüz, o bizim için dikendir
Em gencîn û ew jibo me mare / Biz hazineyiz o bizim için yılandır.
Gul hıfz-ı di bin bi nûkê xaran / Güller dikenlerin gagasıyla korunur,
Gencîne xwedan di bin bi maran / Hazinelerde yılanlarla beslenir.
… …
Ger ew ne bûya di nêv me hail / Eğer o olmasaydı aramızda engel,
Işqa me di bû betal û zail’ / Aşkımız da buzulur ve zail olurdu.’

Nasıl ki bir gülü diken, hazineyi de yılan koruyorsa, bizim de bekçimiz (köpeğimiz) Beko olacaktır. Diyen Zîn, Mem’in mezarının
başında devamlı ağlayarak şöyle der:

‘Ey vücudumun ve canımın mülkümün sahibi,
Ben bahçeyim, sen de bahçıvan
Senin bahçen sahipsizdir
Sen olamazsan onlar neye yarar
Kaşlar, gözler, zülüfler neyedir.
Zülfümü tel tel çekeyim
Sonra yarim sen beni belki değişik görürsün
En iyi hepsi yerinde kalsın
Hakk’a emanetim teslim ediyim.’

Diyerek yapıştığı Mem’in mezar taşında canını verir. Bey, Zîn’i gömmek için Mem’in mezarını açtırarak Zîn’i sarktığı esnada şöyle seslenir:

‘Memo! Al sana yar! der.

Xanî, bu aşk hikâyesini, Kürt halkı arasında oldukça yaygın olan ve sözlü gelenek yoluyla yüzyıllarca dilden, dile dolaşan ‘Memê Alan Destanı”ından esinlenerek yazmıştır. Mitolojik bir nitelik kazanan
bu destan M.Ö.’den bu yana halk arasında, daha çok ‘dengbêj’ ‘ler tarafından ve özellikle uzun kış gecelerinde ard arda uzayıp giden gecelerde manzum ve bazen de anlatıcı durup mensur (hikaye edici bir dille) a
nlatırdı. Uzun soluklu bu dengbêjleri, halk âdeta büyülenmiş bir şekilde ve kendinden geçercesine saatlerce dinler ve onu takip eden gecelerde hikâyenin
sonunu büyük bir sabırsızlık ve merakla beklerdi. Halkın ilgisini göre anlatıcısı da hikâyenin kısa veya uzunluğunu belirler. Xanî, ‘Mem û Zîn’ ‘ i XVII. Yüzyılın
sonlarında yazmıştır. O dönemde yazılmış olan bütün eserlerde Arapça ve Farsça’nın etkisi altında kalıp bu dillerden kelimeler mevcuttur. (Bu Divan Edebiyatı’nın
da bir özelliğidi.) Bunda dolayıdır ki bu Mem û Zîn’de de bu etkiyi görebilmek mümkündür. Buna rağmen bu eser, Kürt dilinin ve zengin kültürünün ispatıdır. Xanî’nin, ‘Kurmancım, kûh-î kenarî ‘ (Kürdüm, dağlıyım, kenardanım) deyişi,
sanırım birçok sorunun cevabı niteliğindedir. Bu eser, ilk olarak Ahmed Faîk tarafından (1143 hicri-1730 miladî) yılında Azeri Türkçesine çevrilmiştir.
Sırrı Dadaşbilge, 1969 yılında nesre çevirip, beyitlerini sadeleştirmiştir. 42 yaprak 83 sayfadan meydana gelmiş bu çevirinin ilk sayfası zayidir. Faîk,
Ehmedê Xanî’den 35 yıl sonra çeviri yapmıştır. İki ayrı yerden kendisinden bahsetmekte olan Faîk ayrıca gazellerin son beyitlerinde mahlaz kullanmıştır.
İkinci olarak Abdulaziz Halis Çıkıntaş 1906 yılında Türkçeye çevirmiştir. Fakat kitap bir türlü basılamaz. Arapça, Fransızca, Almanca, Rusça başta olmak üzere birçok
dile çevrisi yapılmıştır. 1968 yılında M.Emin Bozarslan tarafından Türkçeye çevirilmiştir. Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliyet gibi Mem û Zîn’de dünyanın ölümsüz edebi eserleri arasında yerini almıştır. Ve yine bu eserlerdeki gibi
Mem û Zîn’de de beşeri aşktan ilahî bir aşka yükseliş vardır. Bu aşk etrafında Xanî, çağın sosyal, kültürel, dini ve idari durumunu güçlü bir şekilde tasvir
etmiş, bölge (Botan bölgesi)’nın törelerini, bayramlarını (Burada Newroz bayra**nın yeri oldukça önemli…), bayramlarla birlikte av partilerini,
kır eğlencelerini kısacası halkın bütün yaşantı tarzlarını görebilmek mümkündür. Aşk unsurunun yanında, dağlardan (Cudi, Tura ‘Tur dağı’), sulardan
(Özellikle Dicle nehrini), ağaçlardan, hayvanlardan, kuşlardan (Bülbülün önemi büyük), bitkilerden (Bülbülle bağlantılı olarak gül’den ), renklerden,
kokulardan sık sık bahsetmekte bunları okuyucunun zihninde canlandırıp adete gözler önüne sermektedir:

MEM BI DÎCLE’RA DI BEYÎVE / MEM’IN DİCLE’YE SESLENİŞİ

‘Ey Şıbhetê eşkê min rewane! / ‘Ey benim gözyaşlarım gibi dökülen nehir!
Be Sebr û Sıkünî aşiqane / Ey âşıklar gibi sabırsız ve sükûnetsiz nehir!
Bê Sebr û Qerar û bê Sıkûnî / Sabırsız, karasız ve sükûnetsizsin,
Yan Şıbhetê min tu ji cinûnî? / Yoksa benim gibi sen de deli misin?
Qet nine jibo tera qerarek / Senin için hiçbir karar kılmak yok,
Xalıb di dilê tedaye yarek.’ / Galiba senin gönlünde de bir yar var.’

Dicle’ye seslenen Mem’in onunda kendisi gibi sabırsız ve sükünetsiz bir âşık olduğunu döktüğü gözyaşlarını da Dicle’nin suyunu benzetmesi, Dicle’yi kendisi gibi deli, aşık görmesi bunların her biri Mem’in kendi vasıflarını Dicle nehrine de yüklemesi ile, böyle bir bağlantı
kurmuştur. Dicle suyu gibi Mem’in dağa ve rüzgara karşı seslenişi;Zîn’in de muma kamlara ve pervaneye seslenişi bunların her biri bahtsız olan Mem ve Zîn’in içinde bulundukları çaresizleği anlatır.

ZÎN BI FINDÊRA DI BEYÎVE / ZÎN MUMA SESLENİYOR

‘Ey henser û hemnişîn û hemraz / ‘Ey sır ve oturma arkadaş, baş arkadaşım!
Herçendi bî sohtinê wekî min / Gerçi yanmak yönünden benim gibi sin sen,
Emma ne bî gotinê wekî min / Fakat konuşmak yönünden benim gibi değilsin.
Ger şibhetê min te jî bî gota / Eğer sen de benim gibi söyleseydin
Dê min bî xwe dil qewî ne sohta.’ / Benim de gönlüm fazla yanmazdı.’

Zîn bir sohbet arkadaşı aramakta ve derdini muma yanmaktadır. Xanî, aynı zamanda hikâyede ateşin önemine, kutsallığı da deyinmiş: Mem, Zîn’le beyin bahçesinde buluşuyorken bey, av partisinden döner beyin döndüğünü gören Tacdin, Mem’i kurtarabilmek için evini ateşe verir. Burada ateş kurtarıcı bir görev almaktıdır. Diyebiliriz ki Xanî, Zedüştlük inancının düalizminden etkilenmiştir. Zerdüşt dininde düalizm (iyi-kötü, aydınlık-karanlık) var. Mem û Zîn’de de ikili sistem esas alınır. ‘Kötünün bilinmediği yerde iyiyi tarif edemezsin. Her şey zıddı ile izah edilir.’ İyiliği ve aydınlığı Mem û Zîn; kötülüğü ve karanlığı ise Beko’ya veren Xanî, aynı zamanda ay ile güneş, ateş ile su, kadın ile erkek, melek ile iblis gibi ikili temaları oldukça işlemiştir. Bununla birlikte dönemin yönetimini elinde tutanları, gericiliği, zalimleri, kötü niyetli kimseleri yermiş, haksız düzene karşı âdeta isyan bayraklarını göklere çekmiştir. Haksızlığa ve feodal düzene karşı cephe alan Xanî, haksızlığa uğrayanların, yoksulların ve çarezilerin yanında yer almış. Kötülüğü, ikiyüzlülüğü fitne ve fesatçılığı yine dalkavukluğu Bekir (Beko)’de; doğruluğu, iyiliği, suçsuzluğu, güzeli ve çaresizliği de Mem ve Zîn’de toplamıştır. Fakat, bu âşkın büyüklüğüne ve ölümsüzlüğüne en büyük katkıyı sağlamış olan Beko’dur. Evet, yaşadıkları sürece kendilerine cefa çektiren onların kavuşamamaları için her türlü fitne ve fesatlığa başvuran Beko, bu aşkın edebîleşmesinde büyük rol oynamıştır. Mem ve Zîn’in ölümünden sonra Bey Beko’nun söylediklerine kulak verdiği için pişmanlık duyar, fakat iş işten geçmiştir. Onlar ebedî mutluluğa erdiler. Aşk Botanda ebedileşti, aşk MEM Û ZÎN’de ölümsüzleşti.

Zinê got: “Lolo! Memo, ez bi heyrana wê bejna mîna tayê rihanê li qelem e ku tu tune tûk gulmit. Ji derdê min re xwes sîfa û xwes merhem e.
Her gav kedera dilê min ê bi kul û bi elem e.
Seba xatirê te, ez cito ranakim serê lêvan e ?
Lê li pas binêre, hemû xeklê bajarê me yê Cizirê li me dikin temasene.
Ebebozên bajarê me Cizîrê, karê wana dek u dibare ne.
Sibe heya êvarê, digerin, dibêm: Xwedêo, tu ji me re bisînî ser û dawane”
Dibên: ” Xwedêo, lê niha vî xortê xerib ji qizên me yên Cizîrê re sorek bikira, yan peya biba li cem wane!”
Berî gistikan xwe hazir kirine, destê waanli ser sûr u silehane.
Ma cavên min rijiyane ku vê carsefê ji ser cavên xwe rakin li cem van qizane?
Welah, welah. ku ez carsefê bilivînim ji ser cavên xwe, bajar giskî dê hilwese van derane,
Wê me her diyan bavên ber deve sûrane
Ma tu berê nizanî ku xelkê Cizirê büne sê bendane?
Wê, li ser me, bi hev kevin, mîna guran li erdê hildin cendekanek.
Xwîna mêran wê bimese li erdê, mîna cemane.
Wê li ser kaniya Qestele bibe sîngîna sûran u tasên mertalane.
Ez nakevime ber rûhê xwe û vê koma meriyane,
Lê xelkê bêje: Heyfa Padisahê Kurdan, Memê Alanê,
Ku gura min kî, serê vî heywanê rihet vegerîne, here ber derê Hesen, Ceko û Qeretacîn, wane.
Ji Xwedê berjêr ewana wê ji derdê min û te re bibînin dermane.
Memî got: Lêlê, Zînê, ez nizanim ku tu ji min re rastî an derewîn i?
Mîna kihêlên tewlan ên sorboz û zengûzêrîn î.
Arekî mezin ketiye hundÎrê min û dûman ji devê min dice, ma tu nabînî?
Tu nabê, ez carê berê xwe bidime Memî û bêjim: Tu dibirîn î !
T u niha bixwazî, dikarÎ vî arê di dil û hinavê min de vemirînî
Vê hêzarê li ser cavên res û belek û eniya gewr hilînî
Ma tu kû da herî ? tu dergistiya min î, her hal tu nikarî vê gustirê ji tiliya min bi derxînî.
Ku tu vê nekî. dikarê min li pês hezar û sed qîzên Cizire vegerînî.
Dinê û alemê bi mêvanê xwe yê sevan, Memê Alan û siwarê Bozê Rewan bikenînî.
Were, guh bide min, carê kucê hêzarê bilivînî,
Cavên rês û belek, eniya gewr ji bin da, ji bo xatirê min bi derxînî.
Werî ser kaniyê, tasa zÎvîn ji ber kemberê da bi derxînî,
ji ava Gulan tijî, bikî, bînî, li ber pêsÎra Bozê Rewan bisekinînîn,
Cavên xwe rakî, li cavên min binhêrî û tasê bi destê rastî hilînî.
Bi destê xwe avê bi ser min vekî û daxwaza min xerîbî bi cîb bînî!
Pê vî arî di hundirê min de bi careke vemirînî.”
Zînê got: Lolo. Memo, dilê min bi kul û bi jan e.
Madem ku tu guh nadî gotinên merÎvane
Ji berê da, xelkê kêmanî xistine dorê me jinane,
Dibêjin: jin parsiya kêm in, û rûresiya dê û bavane”
Were, destê xwe bavêje destê min û min cek ke ser pista Boze Rewane,
Berê, xwe bide welatê xwe, bajarê Mixribiyane,
Bila heywan me her diyan bide, bigihîne xwediyane.
Emê xilas bi û bifilitin ji sor û gotinane.
Nema li ser me dimîne tirsa mêrane.
Ne ji me wê birije xwîna tu kesane.
Gava em bigehin bajarê we, Mihribiyane.
Wê li nava xelkê welatê we bibe sor û gotin û dengiyane,
Xeber bigerin di devê mezin û ***ûkane,
Wê bêjin:”Dibêne, hatiye Memê Alane,
Bi xwe re aniye diyaereke layiqî padisane
Kecek aniye ji welatê Cizîra Botane
Dibên nave vê kecê Zîna Zêdane.”
Wê were Bengîn, birayê te yê canecane.
Li dora min kom bike temamë qîz û bûkên bajarê Mixribiyane.
Giskî bêjin:” Ku qeder bû, bila wa be, bûk û zava pîroz bin ji xwediyane!”

Memî got: “Zalim, li cêkirina bajarê we yê sewitî û li van zikakan û ewcane.
Li van kas û newalên di dorê de, li van col û ciyan û meslewane!
Ku meriv nû hevalê jinan, her gav westê were ber dest û cavan.
Nizanin ku min bicerbînî bi derewane.
Min ji te re digot:” Hele, Kuce hêzar û carikê hilde ji ser eniya gewr û her du cavane,
Were, tasek av bi dest bin de, belkî pê vemire arë di kezeba min û hinavane
Gava Xwedê kire qeder, emê herin, tu yê bibî bûk û ez zavane.”
Zinê got:” Memo dilê min ji kulan bi keser û firqate û wer liyan e !
Yê ku îro bi dest te de hatî serê min, bira neyê serê kesê gawir û misilmane!”
Ne min got:” Em jin, qismê parsiya xwar in, her gav dibin hevda serê peyane,
Serê xwediyê xwe berjêr dikin di nav xelkane.
Madem tu qebul nakî peyiv û gotinane,
Ku tu yê tim bibî sebebê sere me her diyane,
Tu were, ez bi te rûnim li ser kaniya Qestelê, ava Gulane,
Tu jî peya be ji ser pista vî heyvanî û berde nav keskayî û mêrgane.
Were, ez û te va cokên xwe bidine ser hev, têr li hev û din binêrin,
Bila ev hesrata nemîne di dilê me her diyane.
Ez dibêjim:” Belkî va ji te re cêtir e ji vexwarina tasek av ji ser destane.”
Memî got:” Canemergê, dilê min hewa ye!
Va bû saetekê te di serê min de ne hist, bi peyvan û bendan, aqil û sewdaye.
Ev gotina ku tu dibê, em li cem hev rûnin, congan bidine ser congaye
Ev yeka han lit u deran ne layiqê mîr û padisaye”
Zînê got:” Min ji te re ci goti bû? Hele care binhêre li pas xwe, li bajarê Cizîra Botane!
Di nav bajêr de, giregir û axa ne mane.
Hemî rabûne ser banê qers û qonaxan, rûnistine li ser kursiyane.
Tu niha dibê, kaniya Qestelê ji bajêr pir dûr e, kesek nabîne meriyane.
Herhal, niha durbîn dane ber cavane!
Dinhêrine li dorhela kaniya Qestelê û li vî êxliyê qîzikane.
Gava hinke me di vî halî de bibînin, li van derane, ji bona me her diyan sermeke pir giran e.”
Meme got:”Ez Mem in, wergÎ dîn im,
Va ses meh in bi pê vî îsî ketime, text û tacê xwe dihêlînim.
Ma ez nizanim vî canî xwe derbeka din li welê venagerknim.
Zînê bila tu zanî bî ku Hesen, Ceko û Qeretacîn I min re bûne bira, êdî ez xemê li tu kesan nakisînim.
Tu dixwazî ku ez care sure xwe ji kalên bikisînim?
Ehmedê Xanî

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s