Açılımı devlet yapıyor, AKP sadece imzacı.

Açılımı devlet yapıyor, AKP sadece imzacı.

İSTANBUL – Avukatlarıyla görüşen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan “Açılım deniyor. Aslında AKP’nin yaptığı hiç bir şey yok. Açılımı devlet yapıyor, AKP sadece imzacı. Devlet içinde belli bir güç var, bunlar karar verdi, AKP de uyguladı. AKP’ye düşen rol uygulamaktır’’ diye konuştu. “Kürtlere CHP ve MHP ile ölümü gösterip AKP ile sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar” diyen Öcalan, “Dersim’e ilişkin Öymen’in açıklamaları ortada. Kendi katillerini ayakta tutmamalıdırlar. CHP zihniyetini ayakta tutmamalıdırlar” ifadelerini kullandı.

İYİLEŞTİRME YOK

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgiye göre Öcalan, yeni cezaevine ilişkin şunları söyledi: “Burası eski yere göre daha kötü. Bunu bir gelişme olarak sunmaya çalışıyorlar ama aslında tecritin daha da ağırlaştırılmış halidir. Beni burada etrafımı daha da daraltarak, koşullarımı daha da ağırlaştırarak teslim almak istiyorlar. Evet, daha izole, daha kötü koşullar. Burada nefes alamıyorum, boğazıma kadar dolmuşum. Kaldığım oda 6 metrekare kadar, öncekinin yarısı kadardır. Pencereden vuran güneş tamamen yakıyor, hava almak için mecburen pencereye dayanıyorum, bu seferde güneş yakıyor ama hava almak için dayanmak zorundayım. Öbür yerdeki pencere daha iyiydi, dışarıyı görmek ve hava almak açısından. Bu pencere yukarıya bakıyor, dışarıyı göremiyorum. Yani şimdiki koşullarım daha kötü, geriye gitti, iyi olmadı. Buraya getirilenlerle henüz görüşmedim, bir aya kadar ancak olabileceğini söylediler. Bunu açılım, gelişme, iyileştirme olarak sunuyorlar ama öyle değil. Amaç iç kamuoyunu yanıltmak dış kamuoyunun, CPT’nin baskısını azaltmaktır. Durumum böyle bilinmelidir. İyileştirme falan yok.

BARIŞI BAHARA BIRAKMAYALIM

Hakkında açılan soruşturmaya ilişkin de bilgi veren Öcalan, “Hakkımda bir soruşturma açılmıştı. Buna ilişkin 8 sayfalık bir savunma sundum. Benim burada savaş kararı verdiğim iddia ediliyor. Savunmamda da belirttim, bu yanlış bir anlamadır. Benim burada talimat verme durumum olamaz. Ben sosyolojik bir tespitte, öngörüde bulunuyorum. Türkiye’de devasa açlık, işsizlik sorunları var. Bu durum bile çözümsüzlük halinde tehlikenin işaretini veriyor. Eğer sorun çözülmezse bunlar kendilerini savunacaklar, kendi çözümlerini kendileri ortaya çıkaracaktır. Ben burada bir çözüm yolu olarak, illa ki savaş olacağını söylemiyorum. Başka çözüm yolları da olabilir. Ben zaten burada açıkça talimat vermeyeceğimi, pratik önderlik yapamayacağımı deklere etmiştim. Ama bunları belirttiğim haftaki konuşmalarım hakkında “talimat veriyorsun” diye soruşturma açmışlar. Ben buradan talimat vermiyorum, zaten bu koşullarım da yok. Savaş talimatı da vermedim. Meclis çözüm yönünde bir adım atmalıdır. Barışı bahara bırakmayalım. Ciddi bir şekilde çalışalım ve bahara güçlü bir barışla girelim, çatışmayla değil. Ciddi yaklaşılırsa üç ayda sorun çözülür. ” diye konuştu.

AYRILANLARI KULLANACAKLAR

“Türkiye şunu bilmeli, PKK’den ayrılanları kullanarak, Barzani ve Talabani ile bizi köşeye sıkıştırarak bu sorunu çözemez, PKK’yi de tasfiye edemezler. Bu sorun böyle ucuz yöntemlerle çözülemez. Barış Meclisi’nin daha kapsamlı çalışma yapması lazım. Aslında onlar çalışmalarında biraz dar kalıyorlar. Barış Meclisi genişlemelidir, örgütlenmelerini geliştirmelidirler. Her ilde ve bölgede, yerellerde kendi barış komitelerini kurmalıdırlar. Yerellerde kendilerini barış komiteleri olarak örgütleyebilirler. Gelenler Barış grupları zaten barış heyetleridir, bunlar da Barış Meclisi’nin içinde yer almalıdırlar. Önce kendi içimizde barışı sağlamak lazım. Barış komiteleri bu misyonu oynayabilir. Bilge Katliamı gibi onlarca katliam gelişebilir. Öngörülü olmak gerekir. Muş’ta bir işadamı cinayeti oldu, yine Urfa’da öldürülmeler oldu. Gazeteleri okudum yirmi tane cinayet planları gördüm. Bunların hiç biri tesadüfü değildir. Tüm bunlar toplumsal barışa karşı geliştirilen planlardır, toplumsal barış yerine iç çatışmayı derinleştirmeye yöneliktir. Buna karşı barış sürecinde bu şekilde geçmişten gelen husumetlerin olmaması, iç çatışmaların olmaması, daha kanlı süreçlerin yaşanmaması için Barış Meclisi bu sorunlarla ilgili olmalı, bu kesimlere de ulaşabilmeli ve görüşebilmelidir. Devletin de bu çalışmalara karışmaması gerekir. Bu çalışmalar, demokratik çözüm ve toplumsal barış anlayışına da uygundur.”

EVET BENİMLE GÖRÜŞTÜLER

“Benim için Ergenekon davasında, Ergenekon-Öcalan ilişkisi diyorlar. İşte Öcalan ve PKK Ergenekoncudur, diyorlar. Emniyet Müdürlüğü’nün benimle ilgili bir raporunda da bundan bahsedilmiş. Birileriyle görüştüğüm söyleniyor. Hatta beni gizli istihbarat örgütleriyle şunlarla bunlarla ilişkili gösterip onlar tarafından yönlendirildiğim söyleniyor. Bu konuda açıkça şunu belirtebilirim. Evet gerek daha önce dışarıda ve gerekse sorgu sürecinde burada benimle görüştüler. Ancak bizi istedikleri noktaya getiremediler. Bizden birilerini etkilemiş olsalar bile bizi o noktaya çekemediler. İşte içimizden tasfiyeci gruplar çıkardılar. Tasfiyeci gruplar da böyle ortaya çıktı ama bizi tasfiye edemediler halen de edemezler. Bu tasfiyeci gruplar bizden birçok arkadaşımızı katlettiler. Böyle on on beş tane cinayet var. Bunlardan birisi Hasan Bindal cinayetidir. Burada beni sorgulayan bir görevliye “ben namus savaşçısıyım” demiştim. Bununla ilgili anım var. İşte çocukluk arkadaşım, çok değer verdiğim Hasan Bindal’la dolaşıyorum, onunla zaman geçiriyorum diye nenem; aileler arasındaki sorunlardan dolayı bana ‘ne işin var o namussuzla?’ diyordu. Ben bu namus anlayışına o zaman bile kuşkuyla bakmıştım. Bu cinayetler dışında bana da yönelimler, suikastler oldu.”

ÜST KİMLİK KARA DELİK OLAMAZ

“Barış olacaksa onurlu ve gerçek bir barış olmalıdır” diyen Öcalan, şu vurguları ön plana çıkardı: “Şimdi Ergenekon diye ortaya çıkarttıkları da Ergenekon’un çok küçük bir bölümüdür aslında. Bahçeli öyle sıradan birisi değil, ciddidir, serttir. Yine CHP’yi JİTEM yönlendiriyor. AKP de zik-zak çiziyor, ciddi yaklaşmıyor. Ekonomiyi kullanarak, Kürdistan’da kendilerine bağlı holdingler yaratarak, Kürtleri bu holdinglere dolayısıyla kendisine bağlamak istiyor. Baykal gibiler de şimdi diyorlar ki bir üst kimlik olacak, Türklük üst kimliktir diyorlar, onun altında da alt kimlikler olacak, bu korkunç birşey. Daha iyi anlaşılması açısından şöyle bir örnek verebilirim: Kara delik, sonu olmayan ve herşeyi yutan korkunç bir şeydir. Ben bu Türk üst kimlik tanımlamasına kara delik diyorum. Sadece diğer kimlikleri değil en başta Türk kimliğini yutan bir şeydir. Mümtazer Türköne kendisi milliyetçidir ama geliştirilmek istenen bu Türkçülüğü anlamıştır, bunun farkındadır. Benim geliştirdiğim kimlik kavramında üst kimlik yok. Bahsettiğim, iç içe geçmiş çemberler teorisidir. Bütün kimliklerin iç içe geçmesi, birbiriyle barışık bir şekilde ama birbirine tahakküm kurmadan geliştirdikleri bir sistem söz konusudur. Bütün kimliklerin birbirleriyle eşit olduğu ve özgür olduğu yan yana iç içe beraberce geliştiği bir durum. Ne Türklük, ne Kürtlük ne de diğer kimlikler birbirinden, biri diğerlerinden üstün olmamalıdır. Hepsi aynı şekilde kendini koruyup, kollayıp geliştirebilmelidir, birbirlerini geliştirmelidirler. Bu demokratik ulus diye tarif edilebilir. Baskın Oran da buna benzer şeyler söylüyor. Demokratik Türkiye Ulusundan bahsediyor.”.

TÜRKÇÜLÜK BİR MASKE

“CHP, tutturmuş bir Türklük kimliğidir gidiyor, “Türklük üst kimlik olacak” diyor. Bu Türkçülük ideolojisini geliştirenlerin kendileri de Türk değil zaten. Burada Türkçülük bir maske oluyor. Bu Türkçülük zihniyetine sahip yapı, kendini 1906’lardan bu yana bu şekilde yaşatıyor. Bu klik, İngiliz politikalarını yürüten bir kliktir. Fevzi Çakmak, İngilizler İstanbul’u işgal ettiğinde Osmanlı’nın Savunma Bakanı’ydı. Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü’yü Ankara’ya İngilizler gönderdi. Bu gidişleri kendiliğinden değildir, gelişen mücadeleyi kontrol altına almak içindir. Fethi Okyar Mustafa Kemal’in çocukluk arkadaşıdır, ona Serbest Fırka’yı kurduruyor ve daha sonra Hükümetin başkanı oldu. Şeyh Sait olayındaki tavrı nedeniyle Hükümetten istifa ettiriliyor, yerine İnönü getiriliyor. Şeyh Said olayında iki kişiyi öldürüyorlar, ‘sen öldürdün’ diyorlar, bir askeri rütbeli de var yanlarında, bu rütbelinin yanında iki askeri vuruyorlar, “Şeyh Said öldürdü” diyorlar, böylece Şeyh Said’e yöneliyorlar. Şeyh Said’in bunlardan haberi bile yoktur, öyle isyan önderi olduğu da tartışmalıdır. Asıl gerisinde Azadi Örgütü var, onun başkanı da Cibranlı Halit Beydir. O dönem cezaevindedir. Dersim’e ilişkin Öymen’in açıklamaları ortada. Kendi atasını, dedesini öldüren, katleden bu sistemi yüz yıldır bizzat kendileri besliyorlar. Kendi katillerini ayakta tutuyorlar. CHP zihniyetini ayakta tutan yine kendileri. Kendi katillerinizi tanımadan, bunları iyi çözmeden, tarihi iyi bilmeden anlayamazsınız. Dersimliler ve bir bütün olarak halkımız, kendi katillerini ayakta tutmamalıdırlar. CHP zihniyetini ayakta tutmamalıdırlar. Mustafa Suphi’nin durumu ortada. Kim ortadan kaldırdı Mustafa Suphi’yi? Bunu bilmeden, Mustafa Suphi’nin başına getirilenleri bilmeden Türkiye’de sınıf mücadelesi, solculuk yapılamaz.”

MUSTAFA SUPHİLERİ KİM ÖLDÜRDÜ?

“Basında, benim söylediklerimin tersini gündemleştiriyorlar. Ahmet Altan’ın da bir yazısı vardı, okudum. Orada Anadolu’nun Büyük Selanik haline getirilmesinden bahsediyor. Bu, o kadar basit değil. Türkiye’deki sosyalistler de Mustafa Kemal’i tam çözemiyorlar. Bunları anlamadan Mustafa Suphileri kimin öldürdüğünü kavrayamadan Türkiye’de sol ve sosyalist mücadele doğru yürütülemez. Zaten Türkiye Komünist Partisi, Perinçek onlar kontrol altındalar. Kontrol ediliyor, yapamazlar. Devrimci Yol da bunu kavrayamadı. Sol, bunları kavramak durumunda. Ben Mahirlerden etkilendim. Ben Mahirlerin, Denizlerin en eski takipçisiyim. Onların mirasını aldık bugünlere kadar getirdik. Sakın kendimi övme gibi anlaşılmasın. Ancak bizim gelişim tarzımız ortadadır.”

AKP’NİN YAPTIĞI BİRŞEY YOK

“Açılım deniyor. Aslında AKP’nin yaptığı hiç bir şey yok. Açılımı devlet yapıyor, AKP sadece imzacı. TRT-6 gibi hamlelere de devlet içinde belli bir güç var, bunlar karar verdi, AKP de uyguladı. AKP’ye düşen rol uygulamaktır. Ama AKP’nin içinde de çözüm isteyenler var.‘’

ÜÇ AŞAMALI ÇÖZÜM FORMÜLÜ

“Yol haritamda üç aşamalı bir plandan bahsetmiştim: Birinci aşama Meclis’de bir araştırma komisyonunun kurulması, bu komisyon gelip beni de dinleyebilir. Ondan sonra Meclis’te bizimle ilgili, sorunun çözümüne ilişkin bir karar alırlar. Böyle bir karar alınırsa ikinci aşama devreye girer. İkinci aşama olarak; silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi devreye girer. Tamamen çatışmasızlık sağlanır. Bundan sonra üçüncü aşama devreye girer. Üçüncü aşamada anayasal ve yasal düzenlemeler yapılarak ona göre güçlerin ülkeye dönmesi sağlanabilir. Bunun dışındaki hiç bir öneri ya da görüş bizim çözümümüz değildir. 160 sayfalık çalışmam sadece bir yol haritası değil, çözüme ilişkin geniş bir çalışmaydı. Orada anlamlı çözüm önerilerim vardı.”

MAXMUR KCK BİRİMİDİR

“Maxmur için de aynı şeyi söylüyorum. Maxmur bir KCK birimidir. Maxmur’un üç kırmızı çizgisi var; kendi meclisleri, yürütmesi ve kendi öz savunmaları var. Bunların kabul edilmesi gerekir, bunlardan vazgeçemez. Bu hususlar görüşülür, tartışılır ve kabul görürse toplu olarak -ancak buna da kendileri karar verirler– geri dönerler. Geri dönüş koşulları oluşup da karar vermeleri halinde onlar için benim yerleşime ilişkin önerim şudur; onlara Cudi’nin eteklerinde bir kent kurulur, oraya yerleşirler. Geliş olursa ancak böyle olur. KCK sisteminin dört boyutlu örgütlenmesinin kabul edilmesi gerekir: Yol haritamda da KCK sistemiyle ilgili dört boyutu belirttim; Ekonomik, sosyal, siyasi-diplomatik, öz savunma. Sosyal boyut: bunun alt başlığında hukuk da var. Siyasi ve diplomasi boyutu: Kürtlerin yaşadıkları her yerde sınırlara dokunmaksızın demokratik çalışma yürütme ve bir arada örgütlenme, koordinasyon serbestliği olmalıdır. Üçüncü boyut: Öz savunma’dır. Kendi güvenliklerini kendileri sağlama boyutudur. Dördüncü boyut: Ekonomidir. KCK örgütlenmesi tanınmalıdır. Bizim çözüm anlayışımız budur. Bunun dışındaki çözümlerin çözüm olamayacağını belirtiyorum.”

İRAN HALKIMIZI SELAMLIYORUM

“İran’da idam edilen genç var. Onların anısı için çok büyük düşünüyorum. Onlara sabır ve metanet diliyorum. Tarihte hak ettikleri görkemli yerlerini alacaklardır. İran’daki halkımıza selamlarımı iletiyorum, örgütlenmelerini geliştirmelidirler. Davutoğlu’nun Ortadoğu’da yürüttüğü stratejide benden, benim fikirlerimden yararlanıyor ama bu onların yapabileceği, başarabileceği bir şey değil, gerçek sahiplerinin yapabileceği, başarabileceği bir şeydir. Zaten AKP hükümeti yedi yıldır burada benim söylediklerimi alıp kendine göre uygulamaya çalışıyor. PKK’yi PKK ile tasfiye etmeye çalışıyorlar. Benim fikirlerimi kullanarak Ortadoğu’da bir diplomasi geliştirmeye çalışıyorlar ve bunun temeline de PKK’yi tasfiye etmeyi koymuşlar ama bunu başaramazlar. Bizim projemizin asıl sahipleri varken, ortadayken taklidinin başaramayacağı açıktır. Devlet, burada PKK’nin ya da benim muhatap olamayacağımızı belirtiyor. Zaten ben tek başıma, PKK tek başına, DTP tek başına muhatap değildir. Bunların hepsi yeri geldiğinde muhataptır. CHP, MHP ve AKP aslında rol bölüşümü yapmışlardır. Kürtlere CHP ve MHP ile ölümü gösterip AKP ile sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar. Böyle bir zihniyet kabul edilemez. Onurlu, özgür Kürtler bunu kabul etmez.”

KADINLARI SELAMLIYOR BAŞARILAR DİLİYORUM

“Kadın sorunu için, beş bin yıllık tecavüz kültürü dedim. Nasıl Marks’ı anlamak için Hegel’i anlamak gerekir deniliyorsa, iyi bir kadın özgürlük savaşçısı olmak için de egemen olan beş bin yıllık tecavüz kültürünü iyi anlamak gerekir. Hegel’deki köle-efendi diyalektiği ben de kadın-zorba egemen erkek diyalektiği şeklinde ifadelendirilmiştir. Bu ilişkiyi iyi görmek gerekir. Hegel köle-efendi diyalektiği temelinde ele alıyor ama biz beş bin yıllık bir kadın-zorba erkek çelişkisini işleyip kendimizi, bu sorunu çözümleyerek bu güne kadar taşıdık. “sınırsız boşanma sınırsız aşk” demiştim. Ne ile boşanma? Bu beş bin yıllık egemen kültürden boşanmadır. Kadınlar bu beş bin yıllık pislikten kurtulmalıdır. Yine aşka nasıl çağrı yapıyorum? Aşka çağrım şu şekildedir; özgür ve demokratik bir yaşama olan aşktır. Kadınlar özgürleşmeden, toplum özgürleşemez. Hepsine selamlarımı iletiyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.”

1921-23 DÖNEMİ ROMAN OLACAK DÖNEMDİR

Öcalan, sözlerini “Cezaevlerinden mektuplar var. Muş cezaevinden bir arkadaş, Musul-Kerkük üzerine yoğunlaşması var. Bu konuya ilişkin cevaben şunları söyleyebilirim. O zaman İngilizler, Kürtlerin parçalanması ve kapitalizmi kabul etmeleri karşılığında Türkiye Cumhuriyeti’ne onay verdiler. Bu İngilizlerin, Fransızların ortak bir planıydı. Kürtleri önce Irak, Suriye ve Türkiye içinde parçalayarak bu şekilde kendilerine hizmet karşılığında Cumhuriyet’e onay verdiler. 1921 ile 25 arası önemlidir, araştırılması gerekir. Bu dönemin iyi anlaşılması gerekir. 1921-23 dönemi Kürtler için roman olacak bir dönemdir. Bu dönemin üzerinde durulabilir. Cezaevindeki arkadaşlar bu dönemi roman konusu yapabilir. Adıyaman cezaevinden, Bakırköy cezaevinden, Adıyaman ve Muş cezaevinden mektuplar aldım. Yine Ordu ve Trabzon cezaevlerinden gelen mektuplar var. Cezaevindeki tüm arkadaşlara selamlarımı iletiyorum.” diyerek tamamladı.

ANF NEWS AGENCY

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s