‘Ölüm çukuru’ ne demek?

Tam bir hafta önce İmralı’dan gelen haber, Kürt sorununda çözümsüzlük ve savaş stratejisinde ısrarlı olan güçlerin ne denli etkili olduğunu son bir kez daha gösterdi. Hatta Türkiye siyasal karakterinin halen bu güçler tarafından şekillendiğini gösterdi. Tüm Ergenekon soruşturmaları, belge-bilgi ifşaaları, açılım laf-ı güzafları… hepsi ama hepsinin ne denli ciddi bir aldatmacanın yapı taşları olarak kullanıldığını gösterdi.

İmralı gerçeği Türkiye’nin siyasal sisteminin bir turnusolu olarak yüzlerimize çarptı. ‘Kendimizi hadi bu defa biraz zorlasak çözüm çıkacak’ dediğimiz bir zamanda bir de baktık ki her çabamız, savaş kitabının altına taşınmış bir rahleye dönüştü. Bu ülkenin karar alıcıları yeniden tüm iyi niyetli çabalarımızdan, cehennem yollarını döşetmeye kalktı.

Bunun en açık göstergesi ve söze yer bırakmayan uygulaması İmralı’da açığa çıktı. Aylardır İmralı’da ‘çözüm için koşullarımın düzelmesi şart, bir şeyler yapmam isteniyorsa katkı sunabileceğim koşullarda olmalıyım’ diyen Öcalan bir tür ‘Ölüm çukuru’na hapsedildiğini açıkladı.

Bunun ne anlama geldiğini uzun uzun tahlil etmeyeceğim…

Ama bu uygulamanın Kürt sosyo-politik algısında neye tekabül ettiğinin büyük açıklıkla ifade edilmesi zaruridir.

Eğer bu ülkede hâlâ iç barış önemseniyorsa bu zaruridir, Eğer bu ülkede h‰l‰ demokratik bir Türkiye yaratılmak isteniyorsa bu zaruridir. Eğer bu ülkede eşit ve özgür yurttaşlık temelinde yeni bir toplum kabulü isteniyorsa bu zaruridir. Eğer bu ülkede farklılıkların zenginlik olduğu iddiası gerçeğe dönüşsün isteniyorsa bu zaruridir. Eğer bu ülke bin yıllardır birlikte yaşayan tüm halkların ortak vatanı olarak tanımlanacak ise bu zaruridir…

Yani Öcalan’ın kendisi barış, kardeşlik, demokrasi… talebinin toplumsal, siyasal, insani karşılığının kilit noktasıdır.

Bunu sakın olarak abartı sanmayın. Öyle olsa idi Kürt sorunu bugüne kadar bin defa çözülür, Türkiye bin defa demokratikleşir, bin defa toplumsal barışını kurardı. Ama olmadı…

Çünkü kilit Öcalandı.

Aslında yıllardır Türkiye siyasetçileri bu gerçeği görüyorlar, Turgut Özal’dan bu yana bu gerçeğin farkında olarak bir şeyler yapmaya çalıştılar. Kimi Özal gibi direkt muhatap aldı ve kısmi bir müzakere süreci geliştirmeye çalıştı, kimi Çiller gibi imha ederek bu kilidi devre dışı bırakmaya heveslendi.

Çünkü Öcalan çok ciddi bir kilitti. Bu kilitle birlikte barış, çözüm ve demokrasi getirmek de mümkündü, yine bu kilidi yok sayarak tasfiyeye dayalı totaliter-statükocu sistemi yürütmek de mümkündü.

Türkiye’yi yönetenlerin yıllardır önünde duran bu iki seçenekten biri illa devredeydi. Şimdi AKP hükümeti hangi seçenekte diye dönüp baktığmızda; önümüze ölüm çukurları, tecrit, fiziksel işkence, saç kesmeler çıkıyor. Yani ikinci şık çıkıyor. Ama bu hükümet aynı zamanda bir de son 7 aydır ‘demokratik açılımdan, kardeşlik ve barış açılımından’ bahsediyor. Hatta devletin hatalarından bahsedip ‘Geçmişte yapılan hataları yok saymak büyük devletlere yakışmaz’ da diyor.

O zaman bu ne demek oluyor?

Çiller’in sözü; icraatı aynı olan bir ‘tasfiye’ seçeneğinde dururken, Erdoğan hükümetinin sözü; icraatı başka olan bir tasfiye seçeneğinde duruyor. Asıl tehlikeyi bu son durum barındırıyor.

Ya Erdoğan hükümeti başta Kürtler olmak üzere Türkiye toplumunu kandırıyor, ya da birileri Erdoğan hükümetini kandırıyor.

Ortada bir kandırmaca olduğu açık. Yani şimdi demokrasi ve barış mücadelecilerinin karşısında savaşı, çözümsüzlüğü ve inkarı aşmanın yanında bir de kandırmacaları aşmak gibi bir sorun bulunuyor.

Eskiden hükümetlerin ya savaştan ya da barıştan yana olduğunu bilirdik. Fikirleri ile zikirleri birbirinin aynasıydı. ‘Koca devlet’ hata yapardı ama yalan söylemezdi! Ama şimdi bu hükümet sayesinde bir de artık samimi mi, değil mi kuşkusu kalplerimize salındı. AKP hükümeti kendisine ve sonraki hükümetlere barış, özgürlük, demokrasi sınavlarından önce bir garip samimiyeti ispatlama sınavı bıraktı.

Şimdi Öcalan’ın durumuna gelince;

Bir; ‘ölüm çukuru’ barışa değil, savaşa davettir. Bu nedenle Öcalan’ın koşullarından sorumlu olanların derhal savaşı tırmandırmaktan vazgeçmeleri -hatta savaş suçlusu olarak yargılanmaları- gerekir.

İki; ‘Ölüm çukuru’ kardeşliğe değil, ayrışmaya davettir. Bu nedenle Öcalan’ın durumundan sorumlu olanlar derhal ‘bölücülük’ten yargılanmalıdır.

Üç; ‘Ölüm çukuru’ demokrasiye değil, statükoculuğa ve despotluğa davettir. Bu nedenle Öcalan’ın durumundan sorumlu olanlar derhal demokrasi karşıtlığı nedeni ile yargılanmalıdır.

Dört; ‘Ölüm çukuru’ devlet hatalarının en onulmaz olanlarına davettir. Bu nedenle Öcalan’ın durumundan sorumlu olanlar hızla kurulacak bir ‘Adalet ve yüzleşme komisyonun’da yargılanmalıdır.

Beş; ‘Ölüm çukuru’ Ergenekon devlet yapılanmasının aktif olduğunun göstergesidir. Bu nedenle Öcalan’ın durumundan sorumlu olanlar ‘Ergenekon örgütünün güncel sürdürücüleri’ olarak yargılanmalıdır…

Yüksel GENÇ

Günlük Gazetesi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s