Maxmurlulardan DTP heyetine 10 maddelik talep

Maxmurlulardan DTP heyetine 10 maddelik talep

ANF14:34 / 22 Aralık 2009 HEWLER – Maxmur Kampı’na incele yapmak üzere gelen kapatılan DTP’nin yetkililerinden oluşan heyet, kampta binlerce kişi tarafından karşılandı. Maxmur Mülteci Kampı Demokratik Halk Meclisi incelemelerine başlayan DTP heyetine 10 maddelik talepten bir liste sundu.

Türkiye’nin boşaltılması için çaba harcadığı Maxmur Kampı’nda incelemelerde bulunmak için kapatılan DTP tarafından milletvekilleri Sevahir Bayındır, Özdal Üçer, İbrahim Binici, DTP eski MYK Üyesi Hatice Çoban, Şırnak Belediye Başkanı Ramazan Uysal ve Uludere Belediye Başkanı Şükran Sincar’dan oluşan heyet, Maxmur’a ulaştı.

Maxmur Kasabası girişinde kaymakam Seyit Barzan Kakiyi tarafından karşılanan heyet, daha sonra Maxmur Mülteci Kampı’na gitti. Kapatılan DTP’li heyet Maxmur Kampı’nda kalan binlerce mülteci tarafından karşılandı.

Karşılama ardından incelemelerine başlayan heyet, Maxmur Demokratik Halk Meclisi ile görüşerek, 10 maddeden oluşan talepler dosyasını kabul etti.

Halk Meclisi tarafından heyete verilen dosyada, BM’nin gözetimi ve denetiminde Mahmur Mülteci Kampı’nda yaşayan Türkiye vatandaşı çoğu kadın ve çocuk yaklaşık 12 bin Kürt’ün 15 yılı aşkındır zorlu mültecilik koşullarında yaşam mücadelesi verdiği belirtildi.

“ANAYASADAKİ CAN VE MAL GÜVENLİK HAKKI BİZE TANINMADI”

“Türk devletinin, etnik kökeni, dili ve kültürü ne olursa olsun, her koşulda vatandaşlarının can ve mal güvenliğinden sorumlu olduğu gerçeği anayasal güvence altına alınmıştır” belirlemesine yer verilen dosyada şöyle denildi:

“Ancak bu hak bize tanınmadı. Baskı ve şiddet, faili meçhuller, gözaltında kayıplar, zorla koruculaştırma, yayla yasakları v.b. olağanüstü hal uygulamaları ile yaşadığımız bölge adeta yaşanmaz hale getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin özellikle 1990-94 yılları arasında biz Kürtlere karşı uyguladığı ve giderek rutinleştirdiği şiddet, baskı ve faili meçhul cinayetler yüzünden neredeyse en az bir yakınını kurban vermemiş hiçbir ailemiz kalmamıştır. O dönemde Türk askeri güçlerinin bizlere dayatmış olduğu zorla koruculaşmayı kabul etmedik. Bu gerekçeyle bizlere her türlü baskı ve şiddet uygulamaları reva görüldü. Köylerimiz basıldı; sıra dayağı, işkence ve hakaretlere maruz kaldık. Tank ve top atışlarıyla yerleşim yerlerimiz, otlaklarımız ve ekili arazilerimiz sürekli bombalandı. Uçak bombardımanlarına ‘kaza’ veya ‘yanlışlık olmuş!’ dendi. Bu da yetmedi, köylerimiz ateşe verildi, yakılıp yıkıldı. Bölgede oluşturulan koruculuk sistemi çeteciliğe yol açtı. Hiçbir insani, ahlaki ve hukuki kural-kanun tanımayan yaklaşımlar sergilendi. Geçimimizi temin etmek için ihtiyacımız olan temel gıda ürünleri bile karneye bağlanıp engellendi. Özel tim ve korucular, devletin verdiği silahlarla terör estirip sivillere yönelik katliamlar yaptı, kimi korucular ise devletin silahını kendi husumetleri için kullandı. Bu baskı ve şiddet altında yörelerimizde her gün, ne zaman, nerede ve nasıl öldürüleceğimiz korkusuyla yaşamak zorunda bırakıldık.”

“TOPRAKLARIMIZI TERK ETMEK ZORUNDA BIRAKILDIK”

Yaşam güvenliğinin tümüyle ortadan kalktığı böylesi koşullarda kendi evlerini, barklarını, doğup büyüdükleri topraklarını terk etmek mecburiyetinde bırakıldıkları ifade edilen dosyada, “Mültecilik koşullarına mahkûm olduğumuz 15 yıllık süreç, bizler için oldukça zorlu ve sancılı geçmiştir. Bugün de hâla insani ve sosyal açıdan birçok sıkıntı çektiğimiz Maxmur’da, mültecilik şartlarında yaşıyorsak, sadece buna mecbur bırakıldığımızdandır. Mültecilik yılları boyunca karşılaştığımız tüm fiili saldırı ve yönelimlere karşın, kendi siyasi ve kültürel kimliğimizle yaşamayı, kendi dilimizi ve kültürümüzü koruyup geliştirmeyi ihmal etmedik. UNHCR’nin sağladığı imkan ve yardımlar temelinde kamp bünyesinde ilk ve orta öğrenim okulları açtık. İlk defa, çocuklarımızı kendi anadilimizle eğitme ve bu anlamda dilimizi, kültür ve geleneklerimizi koruma ve geliştirme olanağına sahip olduk. Tüm zorluklara rağmen örgütlü bir kitle olarak, kendi irademizle kendi yaşamımızı örgütlemeyi öğrenip geliştirdik” denildi.

“DEVLET HİÇBİR SOMUT ADIM ATMAMIŞTIR”

“Türkiye’de siyasi, kültürel, ekonomik, sosyal ve hukuki haklarımız tanınmış ve bunlar anayasal güvenceye kavuşturulmuş olsaydı belki de bugün kendi topraklarımızda özgür ve eşit yurttaşlar olarak yaşıyor olacaktık” ifadelerinin yer aldığı dosyada, şunlar vurgulandı:

“Kürtlerin hak mahrumiyeti, 25 yılı aşkındır süren savaş, devam eden askeri operasyonlar, yeniden artış gösteren faili meçhul cinayetler, çocukların öldürülmesi, siyasal alanda uygulanan baskı, gözaltı ve tutuklamalar nedeniyle 16 yıldır Irak’ta, bir mülteci statüsünde ve bir mülteci kampında yaşıyoruz. Çok açıktır ki, hiçbir can güvenliğimizin olmamasından dolayı Mahmur mülteci kampında bulunuyoruz. Buna rağmen, Türkiye Cumhuriyeti devleti bu nedenleri giderecek hiçbir somut adım atmamış, yasal ve anayasal bir güvence sağlamamıştır. Bunun aksine siyasi mültecilik statümüzü ortadan kaldırmak için her zaman siyasi ve diplomatik tehditler ve ticari anlaşmalarla üzerimizde pazarlık yapıp yeni baskılar kurmaya çalışmıştır. Bu amacından bir an olsun vazgeçmedi. Bu temelde Türkiye-Irak-ABD arasında kurulan üçlü koordinasyonun bütün dikkatlerini kampımız üzerine yönlendirmekte, güney Kürdistan hükümetini de buna ortak etmeye çalışmakta ve bununla da BM üzerinde siyasi ve diplomatik baskı kurmaya çalışmaktadır.”

“DÖNMEMİZ İÇİN GEREKLİ GÜVENCELER SAĞLANMAMIŞTIR”

Mevcut durumda Türkiye’ye dönmek için gerekli siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel ve en önemlisi de yasal-anayasal güvencenin sağlanmadığına dikkat çekilen dosyada, şöyle denildi: “Buna rağmen kampımıza dönük gizli plan ve fiili girişimler bizde derin üzüntü ve endişeye neden olmaktadır. Şüphesiz Türkiye’ye dönebilmemiz, bir parçası olduğumuz Kürt sorununun demokratik-barışçıl çözümüne dönük güven verici olumlu adımlar atılmasına bağlıdır. Çok bariz olarak Kürt dili, kültürü ve kimliği üzerindeki yasal ve fiili baskılar devam etmektedir. Kürt halkının devredilemez bu haklarının yasal güvenceye alınması için gereken hukuki düzenlemeler yapılmamıştır. Türkiye hâlen Kürt kimliğini, dilini ve kültürünü inkâr eden 12 Eylül askeri anayasasıyla yönetilmektedir. Bu durum bile Türkiye’de kendi anadilimizi, kültürümüzü koruma ve geliştirmenin hukuki dayanaklarının bulunmadığını göstermeye yetmektedir. BM sözleşmeleri başta olmak üzere bütün evrensel sözleşmelerin her halk için en vazgeçilmez haklar olarak gördüğü, kabul ettiği ve güvenceye aldığı, bir halk olmaktan doğan haklarımızın hiçbiri halen tanınmamaktadır. Hak talebimiz ise ayaklanma-isyan olarak nitelenip çözüm yolu olarak ‘bastırma-ezme, kökünü kurutma’ gibi klasik yöntemler devreye sokulmaktadır. Siyasi-askeri yetkililer sık sık Kürt halkını sindirmek için ‘dönüp tarihe bakın ve ders alın’ demekle 86 yıllık katliamcı, asimilasyoncu devlet politikalarını bir nevi itiraf etmektedir. CHP’li Onur Öymen’in Meclis konuşması buna somut örnektir. Yine yasal bir siyasi parti olan DTP’nin, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl bir temelde çözülmesi politikaları karşısında Türkiye devleti ve hükümeti bu partiye tahammül edemedi, 12 Eylül anayasasını ve çağdışı siyasi partiler yasasını esas alarak kapattı. Daha vahimi; günümüzde bile Kürtlerin yaşadığı coğrafya halen günlük olarak bombalanmakta, askeri operasyonlar tüm şiddetiyle sürmektedir. Korucular devlet silahıyla her gün yeni bir katliam-vahşet gerçekleştirmektedir. Buna rağmen hiçbir ceza verilmemekte, bu çete odağı tasfiye edilmemekte, tersine devlet tarafından korunmaktadır. PKK’nin ilan ettiği tek taraflı çatışmasızlık kararına rağmen Türkiye Cumhuriyeti devleti, Kürt sorununu şiddetle çözme yönteminde ısrar etmekte, inkar ve imha zihniyetinden bir türlü vazgeçmemektedir. Bu nedenledir ki Kürt bölgesinde çatışmalı ortam olduğu gibi sürmekte ve çatışmalar devam ettiği için de en temel hak olan yaşama hakkı da büyük bir tehdit altında bulunmaktadır. Bu verili durum, her şeyden önce geri dönüşümüzü imkansız hale getirmektedir.”

“BARIŞ GRUBUNA YAKLAŞIM GÜVENSİZLİĞİ DERİNLEŞTİRDİ”

Tüm bu olumsuz tabloya rağmen, Kürt sorununun siyasal, demokratik, barışçıl bir çözüme doğru evirilmesi ve çekilen acıların son bulması için, iyi niyet göstergesi olarak önemli bir adım attıklarına işaret edilen dosyada, “UNCHR Kuzey Irak Temsilciliğinin de bilgisi dâhilinde, Maxmur Kampından, 26 kişilik bir barış grubunu Türkiye’ye gönderdik. Gönderdiğimiz bu barış grubu daha Habur Sınır Kapısı’ndan girer-girmez Türk yetkililerin ilk elden yaklaşımı, Kürtçe isim taktığımız çocuklarımızın adlarını değiştirmek olmuştur. Savaşın acı gerçeklerini, neden ve sonuçlarını kavratmak ve yaşanan büyük acılar üzerinden toplumsal uzlaşıyı sağlamakta, basın-medya kuruluşları tarihi bir role sahiptir. Ancak özellikle Türk medyasının yaşanan acıları dindirmek ve toplumsal barışa katkı sunmaktan uzak olan tahrik ve çarpıtmaları bu süreçte çok olumsuz bir rol oynamıştır. Bu durum, bizlerde Türk medyasına karşı güvensizliği derinleştirmiş ve basını kampımızda istememe gibi bir tepki doğurmuştur” denildi.

İŞTE MAXMURLULARIN TALEPLERİ

Dosyada, geri dönüş ve ortak yaşam koşullarının oluşturulup olgunlaşması için de şu talepler sıralandı:

“1-Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşebilmesi ve kalıcı toplumsal barışın tesis edilebilmesi için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sona erdirilmesi ve önünün açılması, Kürt sorununun barışçıl ve siyasal demokratik çözümü için hazırladığı ‘Yol haritası’nın ilgili muhataplarına verilmesi ve tüm kamuoyuna açıklanması,

2-Askeri operasyonların durdurulması, çatışmalı ortamın son bulması,

3-Kürt sorununun barışçıl ve demokratik siyasi çözümünün önünün açılması,

4- Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesine bağlı olarak Kürt halkının özgür iradesini esas alma temelinde çözümün diyalog ve müzakere yöntemiyle gerçekleştirilmesi,

5- Türkiye demokratik ulusunun bir parçası olarak Kürt halk kimliğimiz temelinde ve anayasal güvenceye sahip olarak özgür, eşit ve birlikte yaşamak,

6- Anadilimiz olan Kürtçeyi her yerde özgürce konuşmak, öğrenmek, geliştirmek ve tarihi değerlerimizi, kültürümüzü ve coğrafyamızı anadilimizde yaşamak,

7- Çocuklarımızı Kürtçe adlandırmak, Kürtçe eğitmek ve büyütmek,

8- Kürt halkı olarak tarihimizi, kültürümüzü, sanat ve edebiyatımızı özgürce yaşamak, geliştirmek ve korumak,

9- Kürdistan’ın köy, kasaba ve şehirlerinde özel harekatçı, korucu ve polisin baskı ve zulmünden uzak, yeterli imkanlara kavuşmuş ve güvenlik içinde yaşayabilmek için koruculuk sisteminin kaldırılması,

10- Irak Kürdistan bölgesinde göçmen olarak yaşayan T.C. vatandaşı Kürtler olarak, sekiz ayrı kampta konumlanmış bulunmaktayız. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümüyle birlikte Türkiye’nin Kürt bölgesinde kendi öz irademizle yaşamayı ve kendi güvenliğimizi kendimizin sağlayacağı toplu bir yerleşim yerinin yapılması ve dönüşümüzün BM denetiminde olması.”

ANF NEWS AGENCY

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s