Hükmünden geçen söz: Kürtler

Besê Aslan

Hükmünden geçen söz: Kürtler

Devir değişmez, devran dönmez, zaman akmaz, diller keskinleşmez iken insanoğlunun ayak bastığı her toprak parçasında önce beden dili sonra resimsel ifade sonra da ağız dili insanları doğaya hâkim, kendine özgür kılmıştır. Doğanın hâkimiyeti, insanın özgürlüğü başlayınca dil en önemli iletişim aracı olmuştur. Günlük yaşamı idame ettirmenin dışında dil; dinleri, dilleri, ulusları, inanışları var eden, insanı hem bir arada hem de kendi içinde yaşatmıştır. Çünkü dil, kalabilmenin sözüdür, çoğu uçmuş olsa da insanlığa kalacak tek değerdir. „„insanın içinde duyabileceği bir sesin“„ izidir.

„„Bir varlığın yazılı bir tarihi yoksa bu dünya da bir hayatı da yoktur“„„

Kürtler kadim coğrafyalarında binlerce yıldan bu yana hüküm sürmüş tarihi, kültürü, sanatı, edebiyatı birçok halkın tarihinden, kültüründen, geçmişinden belgeleriyle birlikte daha çok gerilere dayanmaktadır. Öyle ki kesin olmamakla birlikte ilk Kürtçe şiirin M.Ö 330 yılında Baraboz Tarafından yazıldığı belirtilir. (Feqî Huseyn Sağnıç, Dîroka Wêjeya Kurdî).Yine bazı kesin olmayan bilgi ve tarihlerle kürt kültürünün ve edebiyatının gelişim süreci ve tarihi daha kesin olarak kaydı tutulan M.S. 8. ve 9. yüzyıllara kadar gelir. 8. ve 9. yüzyıllarda ve sonrasında ise Eli Heriri, Ehmedê Xanî, Melayê Cıziri, Babe Tahirê Hemedanî, Feqiyê Teyran, Mele Ehmedi Batê, Molla Mahmud Beyazıdi, Şeref han gibi birçok kürt yazar ve şair kürtçe eserler vermiş, binlerce yıl sonra bile yazılı olan ya da yazıya geçirilmiş eserleriyle kürtlere, kültürleri, dilleri, edebiyatları hakkında yol göstermişler, Kürtlerin belgeli dili, tarihi ve kültürü olmuşlardır. Bu kürt edebiyatının ötesinde asıl zenginlik ise kürt sözlü edebiyatında karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte kürtlerin binlerce yıllık sözlü kültür ve sözlü tarihlerinin 1900“lü yıllara kadar gelişi ise hem kürtlerin güçlü belleğini hem de Kürtçenin ne kadar sağlam bir dil olduğunu da göstermektedir.

„„Su kaynaklarınız doluyken, „susuz kalırsam“ diye korkuya kapılmak en giderilemeyecek susuzluk değil de nedir?“„

Bazı araştırmacılar sözlü kültür alanını, özellikle kürt müziğinin kayıtlı tarihini 1800“lü yıllara kadar götürmüşlerdir. 1800“ler de Evdale Zeynike ile başlayan dengbej divanı buna örnek gösterilmektedir. Celadet Bedirxan, Kamuran Bedirxan, Feqî Huseyîn Sağnıç, M. E. Hewremani, Qanate Kurdo, Xelîl Xeyalî, Qadiri Fetahi Qazi, Goran, Ali Seydo, H. Cındi… gibi isimlerde kürt sözlü tarihi, sözlü kültürü, dili hakkında önemli araştırmalar yapmışlardır. Bir bakıma kürt kültürünün yazısızlık kaderi bu yıllarda biraz değişmiştir. Kürtlerin siyasal durumları her ne kadar sözlü kaynaklara ulaşma alanını daraltmış olsa da o zamanlar yapılanlar çalışmalar bugün ki durumdan daha iyi görünmektedir. Kürt aydınlarının önemli çalışmalarının yanı sıra 1700“lü yıllardan 1900“lü yılların ortalarına kadar araştırma yapmış kürt aydınlarının dışında neredeyse herkes kürtler ve kürtçe ile ilgilenmişler, haktan bir nida gibi kürtleri ayakta tutabilmek için kürt dil, edebiyatı ve sözlü kültürü üzerine birçok çalışma yapmışlardır. Bunlardan bazıları:1787“de Kürdoloji alanında İtalyan Maurizio Garzoni tarafından yapılan ilk yapıt „Kürt Dili Grameri ve Sözlüğü“,1880 yılında F. Justi „Kürtçe Grameri“, 1843–1898 yıllarında Avusturyalı Freidrich Müller „Kürt Dilinin Kurmanci Lehçesi“ ve „Kürt Dilinin Zazaca Lehçesi“, 1925–1985 de İtalyan, Alessandro Coletti „Kürt Dili ve Grameri Sözlüğü“, 1913 yılında Soane „Kurmanci veya Kürt Dili Grameri“, 1957 yılında Davit Neil Mackenzie, „Kürtçe Lehçesel İncelemeler“ adlı çalışmalardır. Yine bu isimler dışında Bazil Nikitin, C. J. Edmonds, E. Rödiger, A. F. Pott, Albert Socin, Davit Neil Mackenzie, Davit Neil Mackenzie, De Bianchi, Mirella Galetti, L. O. Fossum, Roger Lescot ve Binbaşı Noel daha adını sayamadığımız birçok yabancı bilim adamı ve araştırmacı kürt dili, edebiyatı ve tarihi hakkında çalışmalar yapmıştır. Bu yabancı isimlerin sayılması şunun içindir: kürtler sözlü kültür alanında yeteri kadar çalışma yapmadılar ya da yapamadılar, fakat mesele belli oranda sözlü kültür kaynaklarına ulaşmak idiyse bile bu kadar çalışma yapmış olan yabancı ve yerli araştırmacıların çalışmaları da fazla bilinmedi, okunmadı ya da hiç bilinmedi, okunmadı. Yoksa yabancı araştırmacılar tarafından yapılmış olan bu çalışmalar çok ciddi ve kürt tarihi, kültürü, dili ve edebiyatı hakkında önemli bilgiler içermektedir. Bu çalışmaların bilinmemesinin yanı sıra son sözlü kültürün ve sözlü kültür kaynaklarının önemi için yeteri kadar bir bilinçlenme sağlanmadı. Kurumsal çalışmalar sözde, bireysel çalışmalar belli kesimler tarafında kaldı. Bilincin kalmadığı yerde önemden bahsetmek zor olsa da, sözlü kültürün değerinin farkında olan ve gelecek için kaygıya kapılmak, bu işe gönül vermiş sayılı insanlar için bile umuttur. Yıllardır „son“ denilenin „sonu“na gelindi ve nedense „sorun“ henüz görülemiyor. Öyle ki öte dünyadan bu dünyaya, bir yol bulunsa gidecek kimse bile yok.

Sesin ve sözün sahipsizliği

Devir değişiyor, devran dönüyor, zaman akıyor ve diller keskinleşiyor. Zaman birilerini toprağın altına verirken kürtlerin son sözlü kaynaklarını da hızlıca toprağa veriyor. Nice bilgilere sahip, dengbejlerin, çevrokvanların, helbestvanların, anlatıcıların kısacası sözlü kültürü, geleneği, değerleri taşıyan birçok kadim insan bir el uzatımı kadar yakınımızdayken, düşünsel olarak uzaklığımızla bu değerlerin çoğu kaybedildi. Çay aralarında dillerden düşmeyen dengbejler isim olarak kaldılar, öyle ki birçoğu sefaletten öldüler. Zamanında ulaşılamadı. Belki kaderin önüne geçmemin suali olmaz ama geç kalmanın da telafisi olmaz. Öyle ki Kürtlerin çalma bir kültürü de olmamıştır. Kürtlerde Evdale Zeynike, Şakiro, Reso, Ayşe Şan, Meyremxan, Cigerxun gibi yüzlerce kadim ses, kültür yaratıcısı ve taşıyıcı yetişmiştir. Binlerce kılam Kürtlerin acılarını, sevinçlerini dile getirmiştir, kürtlerin tarihini tutmuşlardır. Öyle ki kürtlerin dengbejlere olan borçları dünya ayakta kaldığı müddetçe ödenmez. Sınırlı kaynak ve belgelerin dışında binlerce yıllık kültür dengbejlerin dilinden aktarılmış ve bugüne ulaşmıştır. Kürtler sözün hükmüne inanan bir halkın çocuklarıdır. Sesin ve sözün sahipleri olan dengbejler ise bir ulusu meydana getiren bütün öğelerin manevi mimarladır. Dengbejler sesin ve sözün sahiplerdir. Dengbejlerin dillerinde hayat bulan çevrok, masal, öykü, destan ve kilamların içinde en çok kilamlar önem taşımaktadır. Çünkü müzik ruhun iyileşmesi olarak bilinir ve kürtler onca parçalanmışlıklarını, ezilmişlikleri sadece kilamlarda iyileştirebilirlerdi.

Sözün hükmüne inananlar…

1900“lü yıllardan 2000“li yılları arasında kürtlerde ki siyasal, toplumsal ve sosyal gelişimlerle kürt kültürü ve edebiyatı içinde birçok gelişmeler ve değişimler yaşanmıştır. Kürt kültüründeki bu değişimler daha çok gazete, dergi, yayınevleri, enstitü, radyo, televizyon, edebiyat çalışmaları alanında olmuş ve yayılma alanı daha fazla olmuştur. Çok zor olsa bile kürtçe kitaplar çıkarılmış, kasetler yapılmış, özellikle dil alanında önemli gelişmeler olmuştur. 1970“ler de Ayşe Şan“ın ve Huseyne Farê kürtçe plak ve kaset çıkarmışlardır. Bazı dengbejlerin sesleri kayıt edilmiştir. Yine Erivan radyosu ile kürtler binlerce yıllık dengbej geleneğinden ayrı kalmamışlar. Yine eksik olan ise alan çalışmaları yeteri kadar yapılmamış, bir geç kalmışlık alışkanlığıyla sözlü kültür taşıyıcıların kıymeti bilinmemiş ve ne yazık ki yerelden evrensele giden yol bulunmamıştır.

Lüks meselesi değil Dert meselesidir

Kürtlerin ve Kürtçenin onca sınanmaya rağmen bu güne kadar ulaşmasında Kürtçenin köklü ve zengin bir dil olmasıyla yakından ilgilisi vardır. Kürtçenin her bölgede, her yörede, her şehirde hatta her köyde bazı farklılıklarının olması, Kürtçenin belirsizliğini değil zenginliğini, önemini ve sağlam bir dil olduğunu gösterir. Bu sağlam dille birlikte Kürtlerin sanatı, edebiyatı ve sözlü kültürüyle ilgilenmek demek „derdi“ de görmek demektir. Dert, çok az bir kısmı kayıt altına alınmış olan sözlü kültür ürünlerin son aktarıcılarının yavaşça dünyayı terk etmesidir. Özellikle kürtler için birçok açıdan birleştiriciliği bağlamında müzikal değerler yeterince derlenip incelenmeye alınmadığı için kürt müziği ile ilgili makamsal ve yapısal özelikleri, enstrümanları, söylem biçimlerini, kavram tanımlarını doğru bilmeyi, bölgeler arası farklılıkları belirtmeye ve en önemlisi sistematik bilgilerin varlığına de her geçen gün biraz daha uzaklaşılmaktadır. „„Dengbejlerin gırtlak titreşimleri ve güftenin etkili temasının ötesinde analizlere ihtiyaç duyulmaktadır“„. Bazı Kürt müzisyenlerin sadece ses güzelliği ya da sadece var olan kilamları, stranları alıp seslendirmek gibi bir lükslerinin dışında akademik bilgilerde gereklidir. Bu bir kısım kürt müzisyenin yol açtığı en büyük tehlike ise kürt müziğini kuralsızca ve bilinçsizce icra etmeleridir. Bu bilinçsizlik ve kuralsızlık zaten akademik tahlili yapılmamış olan müzikal değerlerin karakterini bozmaktadır. Mehmet Bayrak“ın „„Kürt Halk Türküleri“„, Avesta Yayınları arasında yayımlanan „„ kürt müziği“„,Prof. Dr. Dieter Christiensen“in araştırma ve dergilerde yazılan yarı bilimsel makalelerin dışında kürt müziği ile ilgili olarak yeterli materyale sahip bile değiliz.

Bilinen bir karşılaştırma

Eğitim de karşılaştırmalı öğretimin etkilidir. Birinin eksikliği diğerinin fazlalılığıyla karşılaştırılarak, eksik olan tamamlanmaya çalışılır. Mesela Kürtlere karşılaştırma yapılacak en yakın halk olan Türkler de sistemli bir şekilde 1926 da Cumhuriyet döneminde ilk defa Da rü“l-elhan halk müziği derlemelerine başlamıştır. Bu dönemde yüzlerce halk türkü derlendi ve ilk radyonun kurulmasıyla bu bilinçlenme yayılmıştır. Derlenen türküler plak ve ses kaydıyla arşivlenmiştir. 1937–52 yılları arasında Ankara Devlet Konservatuarı onbinlerce türkü derlenmiş (çoğu kürtçe) ve arşive alınmıştır. TRT ile bu çalışmalar büyük bir boyuta ulaşmıştır. 1960 yıllarında ise Ruhi Su çalışmalarıyla halk müziğine yeni bir yorum getirmiştir. Türkülerinde geleneksel kaynağa, söyleyişe bağlı kalarak bunu şan tekniğiyle kaynaştırdı, tonlamaya ağırlık vermiştir.

Yine aynı yıllarda Bulgar kökenli Pertev Naili Boratav, Ziya Gökalp gibi isimler sözlü edebiyat alanında önemli derleme çalışmaları yapmıştır. Masal, destan, atasözü gibi birçok sözlü kültür ürününü yok olmaktan kurtarmıştır.
Öyle ya da böyle yapılanlara göre Türk kültürü, edebiyatı ve sanatında aydınlanmamış bir alan bulunmamaktadır. Türkülerin usulleri, makamları, özellikleri, enstrümanların tarihçesi, özellikleri, yine edebiyatta da birçok alan bulunup arşivlenmiştir ve bu sistemli arşivleme işlemi sürüp gitmiştir.
Türklerde ki derleme çalışmasının ilerlemiş olmasına rağmen yetim kalan Kürtlerin sözlü kültüründe de birçok sözlü ürünün alınıp (!) Türkçeye çevirdikleri bilinmektedir. Kürt kökenli birçok sanatçı kürtçe ezgileri alıp Türkçeye çevirmişlerdir. Bu alma (!) süreci Türk kültürü ve edebiyatına ne kadar zenginlik ve gelişme sağlamışsa, Kürt kültürü ve edebiyatında o kadar çok şey alıp götürmüştür. Öyle ki, bizimdi, sizindi tartışmaları bile Kürt kültürünü gereğinden fazla etkilemiştir. Kendine ait olana bile şüphe ile bakan olmuşlardır.

Küçük bir örnek daha

Bunun dışında Almanya da Jacop Grimm (1785–1863) ve Wilhelm Grimm(1786–1859) kardeşler köy köy, kasaba kasaba dolaşarak efsaneleri, masalları, şiirleri derlemişler ve Almancanın çeşitli mahalli lehçeleri incelemişler ve kültürlerinin yok olup gitmesini önlemişlerdir. Bugün ise bu derlemeler özellikle masallar dünyanın her yerinde okunmuş ve tanınmıştır.
Wilhelm Grimm“ in değişiyle „„Geçmiş zamanda yalnızca teselli aranmakla kalmıyordu, bunun başka bir döneme yönelme ümidi taşıdığı ve ya bu ümide katkıda bulunduğu sanılıyordu“„

Özetle

Kürtlerin siyasi parçalanmışlık, dini, sosyal, geleneksel farklılıklarının dışında birçok halk sözlü kültürünün önemini zamanında önce fark etmiş ve ürünlerini fazlasıyla toparlayıp arşivlemişlerdir. Gelecek olan nesillerine „„neydi, nasıldı, ne zamandı“„ gibi soruların yerine az sorunsuz bir geçmiş bırakmışlardır. Kürtlerde bir kısım bölgelerde derleme çalışmaları yapılmış olsa da bu çalışmaların hepsinin toplamı bile Kürt kültürünün çok küçük bir bölümünü kapsamaktadır. Edebiyat ve müzik alanında henüz bilimsel çalışmaların yapılmamış olması, artık belirsiz bir geleceğin kapısını aralamaktadır Kürtlere. Çalışmalar yetersiz, kaynaklar eksik, destekler hep olumsuzdur. Bu daha çok Kürt olmayanın anlamayacağı bir durum olsa da biraz da binlerce yıllık bir tarihi olan bir kültürün göz yuma yuma kaynaklarını görememek Kürt olmaktan çok insan olmayı da gerektirecek bir durumdur. Çok şeye çok geç kalınmış olsa da kürtleri ve kürt kültürünü var eden değerler bir an önce alan çalışmaları yapılmalı, ürünle derlenip arşivlenmeli ve bilimsel kriterler ışığında sunulmalıdır. Bölgelere gidip alan araştırması yapmak zor diye adlandırılsa bile mesela Berlin Halk Müzesi Müzik Etnolojisi Bölümü“nde 800 kayıt bulunmaktadır ve bu zengin kaynaklar henüz işlenmemiştir. Sırf bu kayıtlar incelenip, analizi yapılsa bile kürt müziği, edebiyatı ve kültürü hakkında cevapsız soruların birçoğu cevaplanabilir. Çünkü „„ Ayaklarınızı yere değil kültürümüze bastığımız oranda bu topraklarda yaşarız. Bu topraklar nice halklar öğüttü, bizi de öğütürler, dahası bugün hala ayakta kalmışsak bu dökülen kanla değil, uzun gecelerde anlatılan masallarla, destanlarla, ağıtlarla, kilamlarla olmuştur.“„

Ehmedê Xanî“nin dediği gibi „„Kürtler ancak iki silahı: Yani kalem (edebiyat dili) ve Kılıcı (devlet gücü) elde ederse Özgürlüğe kavuşurlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s