Basel’de Kürt olmak

BASEL
Amberin Zaman
Geçtiğimiz hafta sonu çiçeği burnunda Kürt İsviçre Topluluğu’nun düzenlediği bir panele katılmak için İsviçre’nin Basel kentinde bulundum. Ama sanki Basel’de değil de 1990’ların Güneydoğusu’ndaymışım gibi hissettim kendimi. Zira beni ve eski DTP milletvekili Aysel Tuğluk’u dinlemeye gelen insanların önemli bir bölümü siyasi mülteciydi. Anlattıkları hikâyeler acı doluydu. Bu yaralı topluluğun karşısına geçip Türkiye’de iyi şeylerin de olduğunu anlatmak hiç de kolay olmadı. Aralarında 80 darbesi döneminde Diyarbakır cezaevinde yatıp tarifsiz işkencelerden geçen vardı. ‘Örgüt propagandası’ yapma suçundan ceza almış yeni gelmiş gençler de vardı. Bir de bu sütunda ‘taş atan’ çocuklar için verdiği mücadele ile tanıttığımız İnsan Hakları Derneğin Adana Şube Başkanı Ethem Açıkalın’ı görünce karşımda bayağı bir şok geçirdim. “Burada ne işiniz var” diye sorduğumda “İltica etmek zorunda kaldım” dedi yorgun ve hüzünlü bir ifadeyle. Aleyhinde açılan davalar o kadar birikmiş ki çareyi tanımadığı bir ülkede mülteci kampına sığınmakta bulmuş. İşin acı tarafı çocukların yargılanmasına yol açan TCK’nın 314/3-220/6 No’lu maddesinden, yani terör örgütü adına eylem yapmaktan suçlanıyor. Oysa Açıkalın’ın aktardığına göre, AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt bu kanunun en kısa zamanda değişeceğine dair kendisine söz vermiş. Netice ortada. Bini aşkın çocuk şu anda yargılanıyor veya cezaevinde. Adana’da sevgili annesiyle yaşayan Ethem Açıkalın da gurbet denen cezaevinde.

AKP’nin Kürt açılımını gel de savun.

İsviçre gibi yabancılara kapalı bir ülkenin Türkiye’den başvuruda bulunan siyasi mültecilere bu aralar kolaylık tanıyor olması, Türkiye’nin insan hakları sicilinin yeniden kötüye doğru gidiyor olmasının en somut ifadesi. Dinlediğim onca hikâye arasında beni en çok sarsanı, belki de ismini kullanmama izin vermediği için ‘Delal’ adını vereceğim genç bir kadına aitti. Delal 13 nüfuslu bir ailenin en küçük kızı. Adana’da doğmuş. Daha küçük yaştayken annesi ölmüş. Kürtçeden başka bir dil bilmeyen annesini kaybedince Delal, Kürtçesini de kaybetmiş. Hızlı bir asimilasyon sürecine girip ‘Türk’ olmaya gayret etmiş. Okulda parlak bir öğrenci olan Delal babasının ve kendisine sürekli şiddet uygulayan ağabeyinin “başını ört yoksa okula göndermeyiz” tehditleri karşısında ilk önce başını örtmüş. Ama sonunda ölümü dahi göz alarak evden kaçmış. “Ya beni olduğum gibi kabul edersiniz ya da eve dönmem” diye diretince ailesi de bu şartlarını kabul etmiş. Bu dirençli ve cesur kızın, köyleri yakılıp yıkıldığı için Adana’ya yerleşen Kürt ailelerin hikâyelerini duydukça içinde öfke birikmiş ve aynı zamanda Kürt kimliğinin tohumları da ekilmiş. 18 yaşındaki bu başarılı öğrenci üniversiteye gitmek yerine dağa çıkmayı tercih etmiş. Dağda dört yıl geçirdikten sonra ‘siyaset’ yapmak için Türkiye’ye dönünce ihbar üzerine gözaltına alınıp bir hafta boyunca ağır işkence görmüş. Ardından üç yıl Bakırköy cezaevinde yatmış. “Denizin kokusunu alıyorduk, martıları duyuyorduk ama sadece duvar vardı karşımızda” diye anımsıyor o günlerini Delal. Cezaevinden çıktığında yeniden DTP’de görev almış ve 2006 yılında polisin engellemeye çalıştığı bir etkinlik sırasında o kadar ağır dayak yemiş ki kafatası çatlamış omurgaları ve çenesi kırılmış. Günlerce kan kusmuş ve mutlak bir ölümden mucizevî biçimde dönmüş. Ve aleyhinde biriken davalar karşısında o da soluğu İsviçre’de bulmuş.

Evet, 2006 yılında, yani AKP iktidarının dördüncü yılında polisten yediği dayaklar yüzünden neredeyse canından oluyormuş. ‘Örgüt’ ile herhangi bir bağı kalmadığını ve şiddete asla bulaşmadığını söyleyen Delal şu günlerde Almanca öğrenmek ile meşgul. Delal’i öptüğümde yanakları elma kokuyordu. “Ne güzel” dediğimde “Dağlarda daha güzel kokuyordum” karşılığını verdi.

Bu genç kadına AKP’nin bir şeyleri düzeltmeye çalıştığını hangi yüzle anlatabilirdim. Ama işin en ilginç tarafı bizi izleyen 500’e yakın kişi sabırla beni dinledi. AKP’nin darbelerle, kapatma davaları ile boğuşurken Kürt sorunu konusunda atmak istediği adımların kolay olmadığının altını çizdim. Ve PKK’nın Reşadiye saldırısının AKP’nin elini kolunu iyice bağladığını savundum. Yuhalanmayı beklerken tam tersine konuşmamın sonunda en az elli kişi yanıma gelip bana teşekkür etti. Nedeni basit; insanlar ümide susamış, güzel şeyler duymak istiyorlar. Çoğu da memleketlerine, Türkiye’ye dönmek istiyor. Bu insanları geri kazanmanın yolunu mutlaka bulmamız lazım.

Bu hafta Neşe Düzel’e konuşan Mustafa Erdoğan’ın söylediği gibi AKP bir yandan ‘çözüm’ derken beri yandan binlerce insanı tutuklatıp duruyor. Kürt sorununu, Kürt siyasetçileri devre dışı bırakarak –Ahmet Altan’ın ifade ettiği gibi- “sadece kendisinin yararlanacağı bir siyasi ranta çevirmek istiyor”. Kürt kimliğini tanıtmak için bunca bedel ödemiş insanlar nasıl yok sayılabilir ki? Onları katmadıkça sen istediğin kadar reform yap, onlar çıtayı devamlı yükselteceklerdir ve bu kısır döngü devam edip gidecektir. Ve nice Delaller dağa çıkmaya devam edecektir. Yazık. Hepimize yazık.

Not: Basel’de gösterdikleri misafirperverlikten ötürü başta Atilla Toptaş ve Edibe ve Roza Goelgeli olmak üzere tüm Kürt İsviçre Topluluk üyelerine

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s