Haksızlık olmuyor mu?

Haksızlık olmuyor mu?
Cumali Cotkar

Köklerinden kopmuş, asimile olmuş, Batıya yerleşmiş milyonlarca Kürt olduğunu biliyoruz. Coğrafyasını terketmeyen, ama köklerine sahip çıkmayan Kürtlerin varlığını da biliyoruz.

Bunların yanında bir de resmi bünyeye ait Kürtler olduğunu da biliyorduk. Ama bunların bu kadar temiz, güzel Kürtçe konuşabildiklerini, bölgenin tarihini, Kürt isimlerini, büyüklerini bu kadar iyi bildiklerini belki çoğumuz hala bilmiyoruz.

Adam küçükken medreselerde okumuş, sonra Batıda ilahiyet fakültesini bitirmiş, gizlice Kürtçe yasak tarihi ve dini kitaplar okumuş ve sonra Dicle Üniversitesi`nde, Harran Üniversitesi`nde hoca, doçent, öğretim üyesi olmuş, haberimiz yok. Ve bu arada son yıllarda epeyce gelişen Kürtçeyi -yani yeni bir çok sözcüğün kazanıldığı haliyle- iyi bilen bir kaç okumuş Kürt insanı.

Bunları tv-şeş sayesinde görmeye, dinlemeye başladık. İnsan hayret ediyor. Şimdiye kadar bunlar nerelerdeydi? Biraz demokrasi, biraz özgür iklim ve biraz da para bunları deliğinden çıkarmış olacak ki korkmadan tv-şeş te Ahmedê Xanê`den, Feqîyê Teyran`dan ve diğer Kürt büyüklerinden ve yine Kürt edabiyatı, kültürü ve sanat ve sanatçılarından ve onların geçmişinden ve Kürt kültürüne katkılarından bahsediyorlar. Ve bunu da iyi yapıyorlar.

Bu resmi bünyedeki alim Kürtlerin tv-şeş sayesinde ortaya çıkmaları her ne kadar hizmetleri fayda sağlasa da, utanç verici. Şimdiye kadar imha ve inkarcılar yanında yer almış ama bir direniş sayesinde ortalık yumuşayınca boy göstermek, kariyer yapmak ve para kazanmak bu halka ve kendini feda edenlere saygısızlık olmuyor mu?

Bu hikaye uzun. Kaybedilen Kürtlerin geri dönüşü, köklere, kimliğe dönüş hikayesidir bu. Araştırılması gerekir. En zor günlerde nerelerdeydiniz, kimlere nasıl ve neden hizmet ediyordunuz, ve neden döndünüz, dönüyorsunuz sorusu, kesinlikle sorulmalıdır.

Başka bir grup daha tv-şeş`te ya program yapıyor ya da misafir olarak programlara katılıyor. Bir kaçını yakından tanıyorum ve bir kaçıyla da yakın dostluğumuz da olmuş ve hâlâ arasıra bazılarıyla görüşüyorum. Bir kesimi yıllar önce uzun dönem siyaset yapmış ve değişik Kürt parti-örgüt merkezlerinde-yönetimlerinde yer almıştır. Bir kesimi de dil, edebiyat ve tarih üzerine calısmış ve bunların olumlu bir çok hizmetleri omuştur. Bu arkadaşların çalışmalarını ve ürettiklerini biliyorum ve buna saygı gösterilmesi gerektiğine inanıyorum.

Ama bazı şeyleri istemiyerek de olsa dile getirmek ihtiyacı duyuyorum.

Kürt siyasetinde yükselmek, ad, isim, ün yapmak çok kolay bir şeydir. Hem direnen silahlı örgütte -bu riskli olsa da- isim yapmak, hem de dil, tarih, edabiyat alanında ve hem de diğer bir çok alanda meşhur olmak, tanınmak çok kolaydır. Birinci neden el atılmamış bir çok alan, konu vardır. Tüm alanlar az işlenmiştir. Uzmanlaşmak da kolaydır. Çünkü dar alanda at koşturdun mu çit dışına çıkmak mümkün değildir. Yani dil, tarih, edebiyatla ilgili çok az kaynak vardır ve bunları okuyup ezberlemek hiç de zor değildir. 1597 Şerefname ve Şerefxan`dan başlar 1639 Yavuz ve Bitlisi`yle, Ehmedê, Xanê`yle, 1900 yılları başlarına Cemiyet dönemlerine, isyanlara, Kurdistan, Jîn, Hawar vs dergileriyle, Bedirxan`lılar, Dersimi`ler, Said-î Nursî, Barzani`leri vs öğrenirsen, artık uzmansın. Ve bu kaynakları toplasan 50 kitabı geçmez. Fazlası bunları kaynak alan, yorumlayan eserlerdir.

Zaten bu alanlarda uzmanlaşanlar alan dar olduğu için, ad olmak için en kolay ve risksiz bir yol olduğunu bilerek bu yolu seçmişlerdir. Halbuki uzman havasına bürünmeyen çok sayıda Kürt aydını, çoğumuz bunları az çok biliyoruz. Ama bu bilinci kariyer ve para için satışa çıkarmıyoruz. Bunlar ilk eleştirimiz. Bunun yanında Ülke`de süren savaş ve dökülen kan nedeniyle başka alanlarda çalışıyor ve belli dönem ve tarihleri gereği kadar bilmeyenler de vardır.

Ama bir de zamanı ve imkanı olmayanlar da vardır. Belki okumamış, Kürtçe’yi, tarihimizi derinden öğrenemeyen, edebiyata fazla ilgi duymayan ya da başka nedenlerle okuma, öğrenme fırsatı bulamayan insanlarımız da vardır. Uzmanlaşamamış yurtsever insanlarımız vardır.

Bunlar ya dağda, ya sokakta ya da bu şu kurumda devamlı ayak üstünde aktif, bazen aç, bazen uykusuz ve yorgun halde yurseverlik görevlerini yapıyorlar. Akademik gelişmeye zamanları yok.

Hal böyle iken, diğer yandan son 20 ya da 30 yıl siyaseten uyuyan, özgürlük için hiç bir katkısı, emeği ve fedakarlığı olmayan bir kaç kişi diğerleri kan akıtırken, siperde bekliyor ve bu arada Avrupa`da bir kaç kitap okuyarak, kendini yetiştiriyor, uzmanlaşıyor ve mücadeleyle elde edilen hakları kullanarak ve demokratik iklimden yararlanarak hop kariyer ve para koltuğuna konuyor. Aslında önceki ustaları anlatmak ve yorumlamakla da uzman, alim olunmaz. Kendi emekleriyle de bir şeyler üretsinler. M. Uzun bunu başardı ve gelecek onu belki kalbinde yaşatacak. Onun gibilerinin mirası üzerine oturup ve belli boşluklardan yararlanıp mirasyedi olmasınlar.

Lenin Ekim Devrimi`nden sonra bürokraside çalışabilen insan bulamamıştı. Çar dönemi bürokrasisini geri getirmek için çabalamıştı. Güney güçleri de son 10-15 yılda kurumlarını oluştururken, eğitimli ama Avrupa’da taksi şofürlüğü yapmak zorunda kalan Kürt uzman ve siyasetçilerini geri çağırmış ve az da olsa bir kesim geri dönmüştü ve dönüyor.

Ama bizimkiler şimdi var olan herhangi bir kurumda çalışmıyor ve bireysel olarak kendilerini geliştirip pusuda daha iyi yer edinmek için bekliyorlar.

Bu eski solcu ve Kürtçüler resmi bünyede yer almak için mi çabalıyorlar?

Yazık ve ayıp olmuyor mu?

Ya hayatını bu resmi ideolojiyi boş çıkarmak için feda edenler….

Onlara haksızlık olmuyor mu?

Gece gündüz demeden çalışanlar, fert olarak benin-senin için açılımı zorlamıyor. Ezilen bir halkın özgürlüğü için mücadele veriliyor.

Kürt örgüt ve partileri en çok dile, kültüre, edebiyata, uzman kadrolara, akademisyen ve aydınlara önem ve değer vermediği için eleştirilmelidir. Tümü eleştirilmelidir. Kurdukları kurumları çok kısa bir süre sonra kendileri yok ettiği için; bir kaç bilinçli, üretebilen aydını bünyesinde tutamadıkları için eleştirilmelidir. Diplomasiye önem vermediği îçin eleştirilmelidir. Halbuki sarfedilen emeklerin yüzde biri bu alanlara ayrılsaydı, şimdi on adım daha ilerde olunurdu. Ve bizim yaşlı bilgiçlerimiz, yaşlı siyasetçilerimiz bunu şunu yaptım diye övüneceklerine, kaç talebe yetiştirmişler ona cevap versinler.

İşte durum böyle vahim olunca, hem devlet bünyesindeki işbirlikçi Kürtler, hem de eski Kürt siyasetçileri yine aynı bünyede yer alarak boşluğu doldurur. Kürt sitelerine bakıyor, nerdeyse tüm yazar ve çizerlerlerin genelde Kürt halkının özgürlüğüne vurgu yaptıklarını görüyorum. Çok az yazı bu şu örgütün arkasında duruyor, destekliyor. Yani Kürt kavgası aydınsız, akademisyensiz, yazarsız uzmansız, diplomasisiz ve ölü kurumlarıyla kendi mecrasında yürüyor. Çoğumuzun tercihleri olsa da bağımsız fertler halinde bir şeyler geveliyoruz.

Yarın inanın, özgürlüğü sağlayanlar, şimdi karşısında duranları bu şu kuruma `baş` olarak getirecekler. İşte bir çok halkın başına gelen `karşıtın baş olma durumu` bizde de özlenilen toplumu yaratmada en büyük engel olacaktır.

 

Ve bir toplantı ve izleri

 

Ve haksız tavırlara başka bir örnek daha.

7 Subat Pazar günü Stokholm-İsveç`te Kürt Federasyonu`nun organize ettiği Hak-Par, Kadep başkanları Bayram Bozel, Şerafettin Elçi ve Bdp milletvekili Hasip Kaplan`ın konuşmacı olarak katıldığı bir toplantı yapıldı. Bu toplantıdan sonra epeyce gerildim ve ertesi sabaha kadar vijdan sorununu düşündüm ve uyuyamadım. Toplantıda konuşmacı olanlar açısından değil, dinleyicilerin duruş ve tavırları açısından konuya kısaca değinmek istiyorum.

Genelde Kürtlerin birlik ve beraberliği için bu üç partinin aynı platformda yanyana olmaları ve her üç konuşmacının olumlu tavırları ve birbirlerine karşı gayet normal ve bazen yumuşak takılmaları sevindiriciyci. Her üç konuşmacı arasındaki çelişkiler kırıcı, incitici bir şekilde dile getirilmedi. Yapıcı konuşmalardı. Her konuşmacı durduğu yerden, kendi görüşleri temelinde Kürt sorununu ve Ak-parti hükümetinin açılım adı verilen son dönem politikalarını ve genel devlet politikalarını anlattı.

Göze çarpan Kadep ve Hak-Par`ın açılımın desteklenmesi gerektiği tavrı ve onlara göre dtp, pkk`nin bunu sabote ettiği görüşüydü. Hasip Kaplan ise açılım hedefinin aslında Kürt siyasetini tasfiye çabası anlamına geldiğini ve aynı dönemde binlerce dtp`linin içeriye alınması bu sindirme politikasının bir parçası olduğunu ileri sürdü.

Her üç partinin siyaseti biliniyor. Burada bunları anlatmaya gerek yok. Anlatılması gereken sorun toplantıyı izleyen üç yüze yakın insanın yüzde doksanının duygusuzluğu ve acı çeken, ezilen, mücadele veren, içeriye atılan halkı sahiplenmemesiydi. Tavırlar ve sorular genelde Öcalan`ın muhatap olamıyacağı ve dtp`nin pkk`eyle ilişikli olma çerçevesindeydi.

Hasip Kaplan `bir halkın iradem olarak kabul ettiği bir lidere ters düşmenin söz konusu olmadığını, elbette bu liderin görüşlerinin çok önemli olduğunu ve açılım konusunda söz sahibi olması gerektiğinin altını defalarca çizdi. Bunlar da biliniyor.

Ama bilinmeyen yukarıda belirtildiği gibi bu toplantıya katılanların yüzde doksanının pkk ve dtp siyasetine ve özellikle 20-30 yıldır anti-Öcalan`cı olmalarıydı. Bunlar HakPar, Kadep taraftarları ve eski dağılmış örğütlerin pasif artıklarıydı. Pkk`ye karşı arasıra bir araya gelen, ittifaklar yapan, başaramayınca birbirine giren ve tekrar dağılan eski politikacılardı ki bunların bu son otuz yılda Kürt kavgasına beş kuruşluk bir katkıları olmamıştır. Ne cebinden ne de beyninden herhangi bir fedakarlıkta bulunmamışlardır. Bunlar için tek sorun Öcalan ve pkk.Kürt sorununu çıkmaza sokan devlet değil; Varsın yoksun engel pkk ya da Öcalan.

Halbuki bu halkın sorunu Öcalan ve pkk`yi aşmıştır. Kimse bunun farkında değil. Bunların isteği ve tek amacı Öcalan ve pkk`ni kesin tasfiyesidir. Sonrası önemli değil. Devlet bunu yıllarca denedi, başaramadı. Ama bu bizim Kürt anti-pkk çevresi devletinkinden daha çok büyük bir kin ve hırsla bu hareketi ve liderinin yok olması için hâlen elinden gelen herşeyi yapıyorlar. Bu eski kalıntılar Hep, Dep Hadep ve Dtp`de gelenekleşen ve milyonları örgütleyip, mücadeleye kazandıran bu siyaset yapma tarzını -bazı durumlarda hatalar olsa da- en şiddetli bir sekilde eleştiren ama alternatif bir siyasetten de yoksun beceriksizler durumuna gelmişler ve ne yazık ki bunun farkında değiller.

Dtp, Bdp ya da Pkk`li olmaya gerek yok. Elbette çok önemli eksiklikleri ve hataları vardır. Bunlar eleştirilir, düzeltilmeye çalışılır. Bunu yap, ama bu halkın yaşadığı çileyi, acıyı, karşılaştığı şiddeti de gör ve biraz hisset. Vijdan sahibi herkes bunu görmeli ve çareler üretmelidir. Halkına sahip çıkmalıdır. Ş. Elçi ve B. Bozel meseleyi daha olgun bir şekilde yorumluyorlar ve sorunu düşmanlık derecesine indirgemiyorlar. Ama bu diğer karşıt grubun her altı ayda bir, toplantılarda sadece Öcalan ve Pkk`yi tartışması siyaset yapmak değildir.

Hak Par ve Kadep bu eski Kürt siyasetçilerden ümidi kesmeli ve onlarla birlikte veya onların konrolünde veya yönlendirmesinde bir yere varılamıyacağını bilmelidir. Birlik ve beraberlik için adım atılmalı ve gelecek yıl yapılacak seçimde aktif rol oynayarak ve Bdp ile anlaşıp uzlaşarak mecslise bir-iki insanını sokmalıdır. Kürtler hep bir ağızdan bes e! demelidir. Beraber siyaset yapma ve birlikte hareket etmekle ancak bu halk hak ettiğine kavuşur.

cumalicotkar@live.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s