Efsanenin sonu

Efsanenin sonu

A. Zerdeşt

12 Şubat 2010 Cuma

Kürtlerin politikacıları, aydınları ve sanatçıları çoğu zaman sokağın gerisinde kalıyorlar. Bu bir kader mi?

Kürt halkının mücadele verecek yeteri kadar evladı vardır. Sorun bu mücadeleci gençliği ve halkı doğru yönlendirecek vizyon sahibi politikacılarda. Maalesef yetersiz olan onlar.

Onun için BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Yılmaz Erdoğan ve Mahsun Kırmızıgül gibi Kürtlüğün sadece rantını yiyenlere çağrı yapması gereksizdi.

Gereksizdi, çünkü Kürtlerin kaçaklarına çağrı yapacaklarına, bu işi yapanları destekleseler çok daha anlamlı bir iş yapmış olurlar.

Bu gerillaları atlayarak, koruculara gelin birlikte çalışalım demek gibi bir şey. Kürde sermaye gözüyle bakanlardan uzak durmak lazım. Erdoğan ve Kırmızıgül günü geldiğinde yani, Kürdüm demek tehlike olmaktan çıktığında, bugüne kadar bütün enerjisini bu dava için vermiş olanlardan daha çok Kürt kesilecekler başımıza. Bundan hiç kuşkunuz olmasın.

***

Kendi içimizdekileri de eleştirmeliyiz. Kaç defa bu konuda yazıp yayınlamaktan vazgeçtim. Ancak mübarek her önüne gelen mikrofona konuşmayı alışkanlık yaptığından, hele içerik de boş ise kötü bir alışkanlık olmaktan öteye gidemiyor. Bu durumda şu son yazdıklarımı sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Yaptığı müzikten ziyade, son yıllarda verdiği siyasi içerikli demeçlerle gündeme gelen Şıvan Perwer hakkında birkaç lafım olacak. Kendisine “efsane” dendiğinde bunu büyük bir keyifle kabullenen Perwer, umarım eleştirileri de anlayışla karşılar.

“Kî me Ez” Kürtler en çok Şıvan’ı bu şarkıyla tanırlar. Sorun bu sözlerin sahibi kimdir diye? Bakalım kaç kişi doğru cevabı verecektir. Bu bir test değil, yanlış anlaşılmasın. Sadece göz önünde olanla ilgilendiğimizi anlatmaya çalışıyorum.

Kürtlerde emeğe saygı pek gelişmemiştir. Yanılıyor olmayı tercih ederdim.

Şiiri yazan Cegerxwîn, ama onunla ünlenen Perwer’dir. Bu şiiri yorumlayışı mükemmel, onu da söylemeden geçmeyelim.

Ortadoğu toplumlarında göz önünde olan daha kıymetlidir.

Binlerce Kürt genci, Kürtçeyi konuştuğu, şarkı söylediği, yazdığı için cezaevine atıldı, öldürüldü vs. Ancak birkaç tane Kürtçe şarkı söylediği için 34 yıldır memlekete ayak basmayan Perwer “efsane” oldu. Bunda bir tuhaflık yok mu sizce?

Efsane olmak için ülke uğruna mücadele etmek, hatta ölmek yetmiyor, ama ülkeyi terk edip 34 yıl boyunca geri dönmemek yetebiliyor.

Perwer ülkeyi terk ettiğinde, yüzlerce Kürt sanatçısı en zor koşullarda halkın içinde, onlarla birlikte mücadele etti. Yol parası bile istemekten utanır oldu. Ancak hiçbir konsere parasız çıkmayan Perwer “efsane” oluyor. Bir gariplik yok mu bu işte?

Kürt halkı için hayatını hiçe sayanlara haksızlık etmiyor muyuz?

Türkü söylemekle efsane olunsaydı Türkçe söylediği için ve sesi de Perwer’in sesinden aşağı olmadığı için, İbrahim Tatlıses de Türk halkının “efsane”si olurdu. Gerçi o da “imparator” oldu. Köyünün adını bile telaffuz etmekten korkan “imparator”.

Unutmadan şunu da hatırlatalım. Doğru. Şarkı söylenerek de efsane olunur. Tarihte bunun örnekleri de var. Mesela Şilili sanatçı Viktor Jara gibi. Perwer’in ülkeyi terk ettiği zaman dilimine yakın olduğu için bu örneği verdim.

Jara nasıl efsane olmuştu peki? 11 Eylül 1973’de Şili’de askeri bir darbe ile iktidara gelen Augusto Pinochet’nin askerleri Jara’yı da gözaltına alırlar.

Binlerce kişi ile birlikte gözaltına alınan Jara’da Santiago’daki bir stadyuma götürülür. Askerler kendisine “madem şarkıcısın o halde bir şarkı söyle” diye emir verince, Jara’da Venceremos’u (biz kazanacağız) söylemeye başlar. Bunun üzerine parmakları kırılır, gitar çalamasın diye. Buna rağmen stadyumdaki insanlara moral vermek için Somos cinco mil “Biz beş bin kişiyiz” adlı son şarkısını söyler ve askerler tarafından önce korkunç bir biçimde dövülür ve makineli tüfek ile taranarak 16 Eylül 1973’de öldürülür.

Perwer’in başına böyle bir olayın gelmemesi tabii ki çok sevindirici. Ancak “efsane” derken başkalarına da haksızlık etmeyelim. İyi bir sese ve yoruma sahip olmak yetmiyor “efsane” olmak için, bunun yanı sıra insanın daha başka özelliklerinin de olması gerekir. Ülkesini ve halkını sevmesi, fedakârlık, kararlılık, tutarlı olmak, iktidardakilere yağ çekmemek, onlara karşı çıkmak ve bunu yaparken de dobra dobra olmak, polisi görünce hemen tabanları yağlayıp tüymemek mesela. Sokağın gerisine düşmemek, talepleriyle, yaşam tarzıyla ve mücadelesiyle halkın önünde olabilmektir.

Jara’nın ülkesi bizimki gibi işgal altında da değildi, dili yasaklanmamıştı. Kendi dilinde şarkılarını söylüyordu. Tek “suçu” diktatöre karşı gelmek, yoksul halkını savunmaktı. Şarkılarının tonunu biraz daha yumuşatsaydı, mesela bizim Perwer gibi, “Türkçe de söylerim” yerine O’da suya sabuna dokunmayan pop yapsaydı diktatöre muhalefet etmek yerine, belki de halen yaşıyor olacaktı. Efsane olmadan yaşayacağı uzun bir hayatı olacaktı.

Bizimkiler kavramları rast gele ve bol keseden dağıtıyorlar, sonra ilk yanlışta da defterden siliyorlar. Her iki durumda da yanlış yapılıyor.

Efsane olmak için bazı bedeller vermek gerekiyor. Bu illa da ölüm olmamalı. Ancak ülkesinin adını ağzına almayan, “ben Türkçe’de, Kürtçe’de şarkı söylerim” diyerek efsane olunmuyor. Ya da sadece Kürtlerin “efsane”si olunur.

Perwer’in kendisinden dinleyelim: “Bu sorun ancak Avrupa ile çözülebilir. Eğer Türkiye Avrupa’nın bir parçası olabilirse Türkiye’deki Kürtler ile artık problemleri kalmaz. Bizde Bask‘ların bölgesinde yoğunlukla görülen bağımsızlık yanlıları gibi akımlar olmayacak. Karşılıklı saygı temelinde Türklerle beraber yaşayabiliriz.“ Der Standard 28.01.2010).

Bir “efsane”böyle mi konuşur, halkının özgürlük mücadelesini böyle mi savunur?

Perwer, İspanya ve Bask ülkesi ile ilgili meseleye ne kadar hâkim? Bu konuda kaç tane araştırma, makale, röportaj vs. okuduğunu sorma gereği duymuyoruz. “Efsane” olunca bazı şeyleri de bilmek gerekir, hele bir halkın özgürlük sorununu kulaktan dolma bilgilere dayanarak anlatmak kadar sorumsuzca bir şey olamaz. Bu bir “efsane”ye hiç yakışmaz.

Dedik ya, önemli olan emek ve fedakârlık değil, Allah bir kere yürü ya kulum dedi mi ve Kürtler de “efsane” ile ne denmek istendiğini pek sorgulamayınca hak eden de etmeyen de efsane oluyor.

Perwer’in bu sitede de yayınlanan demecini birlikte okuyalım: “En büyük hayalim ülkeme dönmek, halkımla birlikte olmaktır. Şu anki Türkiye’nin beni kaldırması mümkün değil. Ben de zor bir insanım. Gerçeklerimden hiç bir zaman geri kalmam. Ben Türk ve Kürt halkını seviyorum ve birbirini incitmesini istemiyorum. Orta doğu dünyanın en güzel ve verimli bölgesidir. Türkiye sorunlarını çözerse bu bölgenin lideri olabilir. Eğer bu savaş ve kargaşalar olmazsa Ortadoğu başkalarının elinde kalmazsa Türkiye lideri olur…” (dha)

Bir Kürt “efsane”sinin Türkiye için dileğini birlikte okuyalım, “Eğer bu savaş ve kargaşalar olmazsa, Ortadoğu başkalarının elinde kalmazsa Türkiye lider olur”.

Ya Kürtler için ne diliyor?

“Ayrımcılık yapmadan Türklerle kardeş kardeş yaşamayı”

“Ortadoğu başkalarının elinde kalmazsa” ne demek? Kürdistan da tesadüfen Ortadoğu’da değil mi?

Bu kadar büyük bir laf söylemek için “efsane” olmaya hiç gerek yok. Bunu söyleyecek yüzlerce Kürt bulabilirsiniz.

“En büyük hayalim ülkeme dönmek” diyen Perwer’i kim tutuyor 34 yıldır?

“Gerçeklerimden hiç bir zaman geri kalmam“ derken neyi kastettiğini söylemiyor, ancak Kürt halkının gerçekleri konusunda ne kadar fikir sahibi olduğu da malum. Ne de olsa 34 yıldır ülkeye gidememiş. Yine de 34 yıldır ülkeye şarkı söylemek için dahi gitmeyen Perwer, Kürt halkının ne isteyip ne istemediği konusunda çok detaylı bilgilere sahip görünüyor!

„Bizde Bask‘ların bölgesinde yoğunlukla görülen bağımsızlık yanlıları gibi akımlar olmayacak” dediğine bakılırsa, Kürtler hakkında hem söz söyleme hakkına sahip, hem de ne kadar özgürlük istediklerini biliyor görünüyor.

Şarkı söylemekle Kürtler özgürleşselerdi binlerce dengbej bunu başarırdı. Dengbejlerin Kürt kültürüne ve diline olan katkılarını sorgulamıyorum.

Kürtlerin efsaneleri genellikle fos çıkıyor. Şemdin Sakık’da bir dönemler “efsane”ydi. Şimdi M. Kemal’in yağlı boya resimlerini yapıyor.

21 yaşında birkaç Kürtçe şarkı söylediği için ülkesini terk eden, hiçbir cezai yaptırım ile karşılaşmayacağını bildiği halde 34 yıldır ülkesine dönmeyen bir “efsane”.

Son bir yıldır verdiği her konsere iktidardaki AKP milletvekillerini de davet eden ve gerek konserlerinde ve gerekse de basına verdiği demeçlerde Kürt halkının özgürlüğünden ve Kürdistan’ın bağımsızlığından tek kelime ile söz etmeyen Perwer Kürtlerin “efsane”si olabilir mi?

Kusura bakmayın, talepleriyle 10-12 yaşlarında sokakta panzerleri taşlayan Kürt çocuklarının gerisine düşen birine “efsane” demek içimden gelmiyor.

AKP hükümeti TRT şeş’in açılışı nedeniyle Ciwan Haco’yu da, Nizamettin Ariçi’de davet etti. Bu iki Kürt sanatçısı en azından Perwer kadar iyi müzik yapıyorlar. Ancak söz konusu olan sanatçılar bu teklifi geri çevirdiler ve bir daha da bu konuda basın aracılığıyla bir açıklamada bulunmadılar. AKP’lileri ve Türk basınını konserlerine davet etmediler. Doğru olan da buydu.

Perwer ne yapıyor, son bir yıldır? Türk basınına demeç üzerine demeç veriyor. “Belki gelirim belki de gelmem. Türkçe de şarkı söylerim, Kürtçe de” diyor. Konserlerine AKP’nin yanı sıra bir iki de DTP milletvekili ile Türk basınını davet ediyor. Basının karşısında ve milletvekillerinin yanında Kürdistan’a bağımsızlık mı diyor? Özerklik mi, yoksa federasyon mu talep ediyor. Hâşâ. Bunlar “efsane”mize göre talepler değildir.

Perwer”in yaptıkları bir “efsane”nin halkı için yapacağı şey değildir, sadece kendi reklamını yapmaktır. Reklam yapmaya hakkı tabii ki var, ancak bunu Kürt halkının özgürlük mücadelesi üzerinden yapmak, saygısızlıktır.

Bu tek kelimeyle tutarsızlıktır. Bu tavrın Kürt halkının özgürlük mücadelesine hiçbir olumlu katkısı olmadığı gibi, mücadeleyi yıpratan bir tutumdur da aynı zamanda.

Demeçlerine bakılırsa Perwer’in derdi Kürt halkının özgürlük mücadelesi değil.

Kandil Dağı’ndan gelen gerillaları kastederek Vatan gazetesinden Tuğrul Tunagöl’e verdiği demeçte de şöyle diyor Perwer: “Bu karşılama kamuoyunun güvenini sarsmayacak şekilde olabilirdi. İnsanların silahlarını bırakıp Türkiye halkı ile kucaklaşması sağlanabilirdi. Bu konuda sadece hükümet değil, DTP dâhil birçok kesim büyük bir fırsatın önünü tıkadı.”

Ne fırsattı be? Perwer sokaklardan toplanan çocukları görmüyor mu?

Habur’dan gelen gerillaların karşılanma törenini eleştiren Perwer, 34 yıldır uğramadığı ülkesine dönmek için 1 milyon kişinin toplanmasını bekliyor. “Hep bana rap ban” nereye kadar?

Perwer 1999’da gelen iki gurup için ise “teslim olmaya geldiler” diyordu. Apo’nun peşine neden düşüyor bu halk?” diye tepki gösteriyordu ve bunun için de Perwer’in sahnesini basıp sazını kırdıkları olmuştu. Şimdi ise PKK’lilerle “can ciğer kuzu sarması” umarım muhabbetleri daim olur. Kürtlerin gereksiz düşmanlıkları ve düşmanlarına hayranlıkları inşallah bir son bulur.

Tutarsızlık insanın iliklerine kadar işleyince çaresi de bulunmuyor artık.

Yıllardır dağlarda aç susuz savaşan gerillalar dönerken yapılan gösterileri beğenmeyen Perwer, parasız hiçbir konsere çıkmayan aynı Perwer, turist olarak döneceği memleketine bir milyon Kürdün toplanması için sipariş vermeyi de ihmal etmiyor.

Bu sanatçı şımarıklığı mı, türkücü densizliği mi? varın siz karar verin.

Perwer, “AK Parti soruna mevcut statükonun dışında gerçekçi bir şekilde yaklaşmasına rağmen, var olan realiteyi aşabilecek bir reform sunamıyor” diyor.

Aradan bir hafta geçmeden Sabah gazetesinde çıkan yeni bir demecinde de şunları söylüyor Perwer: “Artık dönmek istiyorum. Açılım sürecini ilgiyle ve sevinerek izliyorum. Hükümeti de bu konuda tebrik ediyorum. Bu süreç tamamlanınca gelmeyi düşünüyorum”

AKP’nin Kürt halkına özgürlük getireceğini çağrıştıran bu tür cümleler, ancak Kürt halkının gerçekleriyle alakası olmayan biri tarafından telaffuz edilebilir. Aklı başında hiçbir Kürt, AKP’nin Kürt halkına bir faydasının olacağına inanmaz.

Bir „efsane“nin öngörüsü bu kadar olur. Tayyip Erdoğan Perwer’in adını iki defa telaffuz etti ya, artık tutana aşk olsun, soluğu Ankara’da alacaktır.

Gitmesine karşı değilim. Gitsin, giderken de dönüş planları yapmak zorunda kalmasa bari. Çünkü Kürdistan 34 yıl önceki Kürdistan değil. Her köşede Kürtçe şarkı söyleyene rastlamak mümkün artık. “Kî me Ez”i de söylüyorlar. Kürtler bunun mücadelesini verdiler yıllarca.

Bizim insanlar bir şeyi ya da birini tarif ederken, kim olduğundan ziyade, ne yaptığına bakarlar.

İnsanın ne yaptığı önemli, ancak nasıl yaptığı ve kim olduğu daha da önemli olmalı bence.

TC bazı Kürtlere kancayı takmış teker teker çekmeye çalışıyor. Bakalım kimleri götürecek.

On binlerce Kürt ülkeye gitmek için sıra bekliyor, pasaport alamıyor. “Perwer hiçbir sorunum yok, ama Türkiye beni kaldıramaz” diyerek gidiş için yeteri reklam yapmadığını düşünüyor

Perwer’in yaptığı müziği ve sesini tartışmıyoruz. Orasını bu işin uzmanlarına bırakalım. Ayrıca son 10 yılda Perwer sanat adına ne yaptı? Bunu da geçelim.

Orhan Pamuk Ermenilere uygulanan soykırımı ve Kürtlere karşı sürdürülen savaşı eleştirdiğinde, Türk medyası ve halkı neredeyse Pamuk’u linç edeceklerdi.

Ki Pamuk yüz yıl önce olmuş tarihi bir gerçeği dillendirmişti. Kürtlere yapılan da göz önünde. Nasıl ki, bu konuda Türk medyasının ve halkının tepkisi yersiz ve haksız idiyse, Kürt halkı adına konuşan sanatçılarına karşı Kürtlerin tepkisi de o derece cılız kalıyor.

Pamuk örneğinde kendisi haklı olduğu halde tepkiyle karşılaştı, ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Milliyetçiler kitaplarını yaktılar.

Perwer’de bir iki cümlelik eleştiri dışında sesini çıkartan yok. Kürt örgütleri çıkarcı davrandıkları için bu konuyu da es geçiyorlar. Halkın tepkisini de Perwer ülkeye gittiğinde göreceğiz. Eğer BDP halkı toplamazsa Perwer “efsane”si de tescillenmiş olur!

Kendi politikacılarına söylemediğini bırakmayan Kürtler, bence bu tür gereksiz demeçler veren sanatçıları da protesto edebilmeliler. Ancak bu şekilde onlar üzerinde bir yaptırım gücü oluşturabilirler. Ve böylece her önüne gelen, Kürtler adına neyin iyi, neyin kötü olduğuna karar verme yetkisine sahip olmadığının farkına varır.

Perwer’in son yıllarda verdiği demeçlerinden dolayı müziğini dinlemiyorum. Bu sessiz tepkimi sizlerle paylaşarak bir adım atmış oluyorum. Böyle düşünenlerin sayısı çoğaldıkça, Kürtler hakkında karar verme yetkisine sahip olduğunu sananlar da, bol keseden atıp tutmadan önce, oturup biraz düşünürler.

Newroz’da ülkeye dönmeyi “ideolojik” bulan Perwer, “Kî me Ez” adlı şarkısı ile de her fırsatta övünmeyi ihmal etmiyor. “Kî me Ez”in yazarı Cegerxwîn hayatta olsaydı da Perwer’e “Kî me Ez”in anlamını anlatsaydı. Her halde anlardı!?

a.zerdest@yahoo.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s