Öcalan: Çatışmalı bir sürecin olmaması için çabalıyoruz

Öcalan: Çatışmalı bir sürecin olmaması için çabalıyoruz

ANF11:37 / 19 Şubat 2010 HABER MERKEZİ – Avukatlarıyla görüşen PKK lideri Abdullah Öcalan çatışmalı bir sürecin yaşanmaması için çabaladıklarını belirterek, ‘’Türkiye’de bir boşluk var. Kürtler ve demokrasi güçleri bu boşluğu doldurmazsa savaş ve kayıplar şiddetlenir ama bu boşluk bizler tarafından doldurulursa Türkiye’de çok anlamlı ve uzun vadeye yayılan bir barışın önü açılır’’ dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın haftalık olağan görüşmesi sırasında önemli mesajlar verdiği öğrenildi. Öcalan görüşmesinde şunları söyledi:

‘’Adıyaman’da 16 yaşındaki bir kızı diri diri gömdüler. Adıyaman Menzil tarikatının merkezidir, yıllardır orada yoğun faaliyetler yürütüyorlar. Kahta’da öyle bir şey kurmuşlar ki, bu kızın öldürülmesinin nedeni buradaki tarikatla ilişkili olabilir. Bu ideolojik yaklaşım üzerinde durulabilir. Cezaevindeki arkadaşlar bu olay üzerinden derinleşerek, bu konuları işleyebilirler. Cezaevindeki arkadaşlar hem bu konuda hem diğer konularda roman yazabilirler, öyküleştirebilirler, makale yazabilirler. Bu tür olaylar roman diliyle daha iyi anlatılabilir, bu konuda anlamlı çalışmalar yapabilirler. Buna zamanları vardır, koşulları uygundur, yapabilirler. DTK da bu türden toplumsal sorunlar konusunda çalışmalar yapabilir. Bu tür sorunlar gerçek birer çalışma alanıdır.

BOŞLUK VAR

DBH’da yer alan arkadaşlar, ister BDP’ye katılım biçiminde olur, ister ayrı bir parti kurarlar ister çatı partisinde görev alırlar ama önemli olan ortak mücadele hattını örmeleri ve pratik bir şeyler yapmalarıdır. Anladığım kadarıyla bazı çekinceleri var. Yani sanki devlet yeni parti kurmalarına izin vermeyecekmiş gibi, onlara şiddetli yöneleceklermiş gibi bir kaygıları olduğunu hissettim. Bu konuda rahat olmalılar. Türkiye’de bir boşluk var. Kürtler ve demokrasi güçleri bu boşluğu doldurmazsa savaş ve kayıplar şiddetlenir ama bu boşluk bizler tarafından doldurulursa Türkiye’de çok anlamlı ve uzun vadeye yayılan bir barışın önü açılır. Türkiye’de bu konuda ortak bir hattın örülmesi gerekir. Yoksa CHP-MHP gibi ulusalcı faşist güçler bu boşluğu kullanırsa çıkmazı derinleştirirler.

1965-68 döneminde ortanın solu söylemi vardı. O dönem TİP’in muazzam bir yükselişi vardı, bu yükselişi durdurmak için ortanın solu söylemini geliştirdiler. Ben o zamanlar Siyasal Bilgilerde öğrenciydim. Rahşan Ecevit Siyasal’a geldiğinde devrimci öğrenciler onu protesto ettiler ve o zaman Rahşan’a şunu diyorlardı, “siz solun içini boşaltıp bu değerleri saptırmaya çalışıyorsunuz”. O zamanın devrimci gençliği bu konuda çok sert bir tavır aldı; “devrimci solun ve devrimci gençliğin önünde engelsiniz” dediler. Rahşan Ecevit onları dışarı attırdı. O zamanki devrimci gençliğin bu tavrının iyi anlaşılması gerekir. Şimdiki koşullar o dönemki koşullardan daha uygundur. Şimdiki mevcut boşluğun radikal demokratlar tarafından doldurulması gerekiyor. O zaman ortanın solu, devrimci solu engelliyordu. Şimdi ise aynı şeyi CHP ile yapıyorlar, yapabilirler. Bunun çok iyi görülmesi gerekiyor. Bu nedenle bir an evvel ortak mücadeleyi örgütlemeleri gerekiyor. Bunu ister BDP’nin içinde yaparlar, ister çatı partisi içinde yer alırlar, nasıl yaparlarsa yapsınlar ama önemli olan bu boşluğu doldurmalarıdır. BDP de daha önceki partiler gibi olmamalı, onların bıraktıkları milliyetçi izlenimden kurtulmalıdır. Yeni dönemde kendisini radikal demokratik bir Türkiye partisi olarak örgütleyebilir. Bu ortak mücadele hattı projesi Kürtler ve radikal demokratların projesidir. Hatta bunun içerisinde muhafazakar demokratlar da yer alabilir. Her konuda hemfikirlilik olmasına gerek yok. Kendi içlinde demokratik olunmalı, demokratik usul oturtulmalı, demokrasi işletilmelidir. Demokratik anlayış olmalıdır. Eğer bu yapılamazsa, ortak mücadele geliştirilemezse, ben o zaman Ergenekon etkilemesi demek zorunda kalacağım.

Bizim çözüm yönünde ‘93’ten beri çabamız oldu. Ta Özal’dan beri bu konularda çabalarımız oldu. Her şey bitmiş değil, yani çözüm umudumuz devam ediyor, ama burası Türkiye, ne olacağı belli olmaz. Barış gelişirse çok anlamlı olacak. Hatta etkileri ta Pakistan’a, Yemen’e kadar yayılır. Her tarafa örnek bir model olur. Ancak barış gelişmezse çok derin bir çatışma süreci de başlayabilir. Biz bunların olmaması için çabalıyoruz.

ALEVİLERE PARTİ KURDURMUYORLAR

Yıllardır Alevilere parti kurduracağız diyorlar kurdurmuyorlar, oyalıyorlar. Yine 10 Aralık Hareketi’ne parti kurdurmuyorlar. Bir türlü örgütlülükleri gelişmiyor; partileşeceğiz diyorlar parti kurdurmuyorlar. Geçmişten bu yana bunlar sanki bilinçli oyalanıyor. Bunlardan dolayı bu alanda sürekli bir boşluk yaratılıyor. Böylece bu kesimler oyalanarak eritilmeye çalışılıyor ve bu şekilde siyaseten etkisizleştiriliyorlar. Buna dikkat edilmelidir, bunların farkında olunmalıdır. BDP’nin oy oranının anketlerde yüzde 7,5’larda olduğu belirtiliyor. Ben BDP’nin oy oranının yüzde on, yüzde on buçuklarda olduğunu tahmin ediyordum. Şaşırdım, nasıl bu kadar düşük. Demek ki iyi örgütlenilmiyor. Ortak mücadele hattını geliştirirlerse yüzde on beşlere rahatlıkla çıkabilirler. Yüzde on yüzde on beş oy alırlarsa demokratik çözümü daha rahat geliştirebileceklerini düşünüyorum, daha etkin olurlar. Sarıgül harıl harıl çalışıyor geliştiriyor örgütleniyor. Sarıgül bile bunu yapabiliyorsa, BDP niye yapmasın? BDP örgütlenmesini Türkiye’nin her yerine yaygınlaştırabilir. Başta Konya, Bursa, İstanbul, İzmir, Adana olmak üzere diğer bütün batı illerinde örgütlenmelerini geliştirebilir, buna öncelik verebilirler.

Barış umudumuzu koruyoruz ama herşeye de hazırlıklı olmak gerekir. Yine diyorum, olası gelişmelere karşı PKK kendi kararlarını kendisi alır. Bahara kadar gelişmelerin olması önemlidir. Çatışmalı bir sürecin yaşanmaması için çabalıyoruz. Tabi tek başına bizim çabalarımızla olacak bir şey değil. Ben burada gerekli katkıyı sunmaya her zaman hazırım, bu güne kadar da sundum. Ancak bundan sonra sağlığım elvermeyebilir. Nefes alıp vermekte bile zorluk çekiyorum, nereye kadar dayanırım, bilemiyorum ama dayanmaya çalışıyorum.

AKP’nin bu konuda yaklaşımı önemli. AKP bir şeyler yapmak zorunda ancak yapısı buna ne kadar müsait? Kendi tabanına bu süreci ne kadar kabul ettirdiğini bilemiyorum. Yine değişime karşı ciddi direnen güçler de var. Ancak AKP’nin bu konuda cesur olması gerekiyor. Bu meselelere kararlı güçlü bir şekilde yaklaşmalılar. AKP’ye de buradan çağrı yapıyorum; tutuklamalara, baskılara derhal son vermelidir, çözüme hizmet eden yaklaşımlar içinde olmalıdır. AKP bir yandan bunu yapıyor öte yandan değişimi de gerçekleştirmek zorundadır. Bunun sancısını yaşıyor.

İKİ HEGEMONYA

AKP bir taraftan iktidarını sürdürmek zorunda, bunun kaygısını güdüyor, bir taraftan da değişim için kendini zorluyor. AKP herşeye rağmen değişimi gerçekleştirme konusunda cesur olmak zorundadır. Biz de Türkiye’de demokratik çözümü geliştirmeye çalışıyoruz. Bu bizim yolumuz. Bu güne kadar Türkiye’de iki hegemonya vardır. Birinci hegemonya İttihat Terakki hegemonyasıdır. CHP ve MHP’yle ulusalcı-milliyetçi güçlerin temsil ettiği İttihat terakki hegemonyasıdır. Bu hegemonya 80-90 yıldır varlığını sürdürmektedir. İkinci hegemonya ise Türk-İslam sentezli hegemonyadır. Bu hegemonyanın temsilini ise şu anda AKP yapmaktadır.

Bizim bu iki hegemonya karşısında geliştirdiğimiz üçüncü yol ise demokratik çözüm yoludur. İşte demokratik cumhuriyet dediğim budur. Bu hususu Özgürlük Sosyolojisi adlı savunmamda da ayrıntılı olarak işlemiştim. Bizim demokratik çözüm anlayışımızda üç ilke var. Birincisi demokratik ulus, ikincisi demokratik vatan, üçüncüsü demokratik cumhuriyettir. Demokratik ulus, hiç bir ulusun başka bir ulusa tahakküm kurmadığı, üstünde olmadığı, zorla asimile etmediği ulus anlayışıdır. Burada, demokratik ulusta zorunlu asimilasyon yoktur, gönüllü asimilasyon vardır. Halklar, kültürler birbirleriyle gönüllü bir şekilde ilişki kurarlar, iç içe geçerler, birbirlerini yok etmezler, birbirlerinin yaşamsal varlıklarına saygılı, karşılıklı birbirlerini beslerler. Demokratik ülke veya demokratik vatanda ise sınırlara takılmadan, herhangi bir sınır problemi yaratmaksızın birlikte yaşama vardır. Demokratik cumhuriyet ile bu tamamlanır. Bu anlayışımız Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için de geçerlidir. Ortadoğu Kültürünü Demokratikleştirmek savunmamda bu işlenmiştir.

İRAN’DAKİ DURUM ÇOK TEHLİKELİ

İran’da faili meçhuller de yaşanmaya başladı. İran’ın durumu Türkiye’nin 90’lı yıllarının sonrasına benziyor. Çok tehlikeli. Ben oradaki halkımıza idamlardan dolayı başsağlığı diliyorum, sabır ve metanet diliyorum. Direnişlerini saygıyla karşılıyorum. Kendi güvenliklerini alabilirler, Zagros’a çekilebilirler, ama kadın, çoluk, çocuk demiyorum, hedef haline gelenler kendi öz savunmalarını alabilirler, yaşlılar, çocuklar köylerinde kalabilirler ama hedef haline gelenler Zagros’a çekilebilirler.

IRAK’TA DEMOKRATİK BİRLİK VE BARIŞ KONFERANSINA ÇAĞRI

Yine bu vesileyle Irak’a ilişkin de şunları belirtebilirim. Irak’ta bir demokratik birlik ve barış konferansı yapılabilir. Amerika Irak’tan çekilirse oradaki Araplar Kürtlere saldıracaklardır, adeta bir soykırım tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. O yüzden ben demokratik birlik ve barış konferansı öneriyorum. Bütün oradaki halklar, Araplar, Kürtler ve diğerleri bu konferansta bir araya gelip kendi demokratik birliklerini ve geleceklerini oluşturmalılar, bu konuları derinlikli tartışmalılar. Aksi taktirde Kürtleri çok büyük tehlike bekliyor. Özellikle Saddam’ın idam edilmesinden sonra Kürtlere yönelik bu tehlike azalmamış, tam tersine daha da artmıştır. Eğer bu demokratik birlik ve barış çalışmaları gerçekleşmezse, bu yönde çabalar sarf edilmezse Hitlerin Yahudilere yaptığının daha beterini Araplar Kürtlere yapacaktır.

Ayrıca Suriye için de şunları belirteyim; kendi öz örgütlülüklerini, savunmalarını sağlamlaştırmalılar. Bu temelde İran, Irak ve Suriye’deki halkımızı selamlıyorum.

İRAN’DAKİ İDAMLAR TÜRKİYE’YE SUNULMUŞ BİR HEDİYEDİR

Ben daha önce hazırladığım 160 sayfalık yol haritasında bugüne kadar Kürtlere olan yaklaşımları üç kategoride değerlendirdim. Birincisi Kürtlere 80-90 yıldır uygulanan imha ve inkar yaklaşımıdır. Bu yaklaşım tutmadı. Bu yaklaşımla Kürtler bitirilemedi. İkincisi ise Kuzey Irak’ta küçük bir ulus-devletçik kurup, bütün Kürtleri ve sorunu bu küçük devlete hapsederek boğma yaklaşımıdır. Böyle bir politika, İngilizlerin politikasıdır. Bu politikanın uygulamasında birinci amaç PKK’nin tasfiyesidir. Biliniyor, bazılarını kopardılar. Türkiye’de de DTP’nin üzerine giderek DTP’yi koparmaya çalıştılar. Yine diğer parçalardaki halkımıza baskıyı derinleştirip bu politikayı hayata geçirmeye çalıştılar. İran’daki idam uygulamaları da bu politikaların bir sonucudur. Bu son idamlar Ahmet Davutoğlu’nun İran’a gittiği gün gerçekleştirildi. Bu bir nevi Türkiye’ye sunulmuş bir hediyedir.

Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim, sonuçta bu yaklaşım veya politika da tutmadı. Biz bunun üstesinden de geldik. Bu konuda özellikle halkımıza şükranlarımı iletiyorum. Onların yoğun bağlılığı, mücadelesi, direnişi bu politikayı boşa çıkardı, daha da güçlenerek çıktılar. Eğer bu politikaları tutsaydı, sonuç Iraklaşma, İranlaşma, İsrail-Filistinleşme gibi olacaktı. Bizim buradaki sabırlı duruşumuz ve halkımızın mücadelesiyle bunun böyle olmasının önüne geçildi. Bizim demokratik çözüm çizgimiz gelişme gösterdi.

“SİYASİ SOYKIRIM TEHLİKESİ ORTADAN KALKMIŞTIR”

Komplo’nun 12. Yılı vesilesiyle geçen hafta yaptığım 15 Şubat açıklamalarına şu ekleri de yapabilirim. Halkımızın gösterdiği duyarlılık nedeniyle şükranlarımı sunuyorum. Halkımızın gösterdiği direniş komployu boşa çıkarmıştır. Komployla amaçlanan benim imhamdı. Bunun gerçekleşmesi durumunda bir kaos ortamı ve kanlı bir süreç olacaktı. Ben burada zor bela komployu boşa çıkarmak için kendimi yaşatmaya çalıştım. İmralı’daki koşullara karşı 11 yıllık duruşumun esası budur. Artık şunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Halkımızın muazam direnişi, sahiplenmesi sonucunda Kürtlerin imha tehlikesi ve siyasi soykırım tehlikesi ortadan kalkmıştır.

DTK TOPLUMSAL SORUNLARLA İLGİLENMELİ

KCK, DTK, BDP ilişkisine ilişkin de şunları söyleyebilirim. KCK silahlı, illegal, yasa dışı bir örgütlenmedir. Kırda, şehirde, dört parçada, Türkiye’de, metropollerde, Avrupa’da her yerde kendi örgütlemesini yapmıştır. DTK ise Kürtlerin sosyal, kültürel, ekonomik, spor, sanatsal alanda örgütlenmesidir. DTK sadece Kürtleri ilgilendiren bir örgütlenmedir. Bir sivil toplum kurumudur. Kendini bu şekilde örgütler, yasaldır, legaliteye dayanır. İşte Adıyaman’da 16 yaşındaki kız çocuğunun dramı. DTK’nin işi bu tür sorunlarla ilgilenmedir. Yine bu kaçırılan kız çocukları var. Kimileri sahte doktorlar falan bunu yapıyor diyor ama işin iç yüzü böyle değildir. Hepsi öldürülüyor. DTK bu türden toplumsal sorunlarla ilgilenmelidir, çözümler geliştirmelidir.

HALKA ÖZ SAVUNMALARI, ÖZ ÖRGÜTLÜLÜKLERİNİ GELİŞTİRME ÇAĞRISI

Bu vesileyle halkımıza da şunu söylüyorum, kendi öz savunmalarını, öz örgütlülüklerini geliştirmeliler. Kendilerini bekleyen bu büyük tehlikelere karşı sivil savunmalarını kendileri örgütleyebilmeli, geliştirebilmelidir. Herhangi bir devlet tedbirine ihtiyaç duymadan kendileri bu türden sorunlarını halledebilirler.

DTK Kürtlerin sivil toplum alanıdır. BDP ise, tüm Türkiye alanına hitap eden legal siyasal partidir, legal siyasal alanda kendisini örgütler. Siyasal alandaki boşluğu doldurur. Siyasal temsiliyeti sağlar, taleplerini bu şekilde ifade eder. KCK ile organik bir bağı olamaz, olmamalıdır. Ancak onlara da düşmanlık yapmamalıdır; “bizim görevimiz onlara düşmanlık yapmak değildir” diyebilmeliler. Bu konuda net olmalılar. KCK genel tüm parçalardaki örgütlülüğü ifade eder. Bunun içinde illegalitesi vardır, silahlı güçleri vardır. Şimdi KCK yasadışı ele alınıyor ama süreç barışçıl yönde gelişirse demokratik sürece dahil olurlar. DTK ise Kürtlerin sivil toplum kurumu, alanını ifade eder.

15 Şubat komplosunu gerçekleştiren güçler için şunu söylemek istiyorum. Bütün halkımızın da bunu bilmesi gerekiyor. Bunların politikaları halkların yararına değil, kendi çıkarlarınadır. Bunların politikaları kendi çıkarları doğrultusunda kendilerine bağlı küçük ulus-devletçikler yaratarak -İşte küçük Kıbrıs, küçük Yunanistan, küçük Ermenistan, küçük Kürdistan bunlara örnektir- halkların özgürlük mücadelelerini boğmaktır. Eğer bizim söylediğimiz demokratik çerçevede bir çözüm gelişirse o zaman bunlara gerek kalmayacak, onlar da bu politikalarında başarılı olamayacaklardır.

Sağlık koşullarım her zamanki gibidir. Çok fazla değişen bir şey yok. Geceleri uyuyamıyorum, nefessiz kalıyorum. Geceleri arada uyanma oluyor. Çok terleme oluyor. Pencerenin açılmasıyla biraz daha rahatladım tabi, açılmasaydı daha çok zorlanacaktım. Ancak görünür bütün rahatsızlıklarım devam ediyor. Nedeni buranın kuyu gibi bir yer olmasındandır. Kuyu etkisi yapıyor. Herhalde bundan sonra bu koşullarda kalacağım. Pek fazla değişiklik olmayacak galiba. Bu şekilde dayanmaya çalışacağım. Burada bundan sonra koşulların değişeceğini söylediler. Haftada üç gün diğer arkadaşlarla görüşme olacağını söylediler, görüşme günlerimiz üç güne çıktı.

Mehmet Karasungur KDP-YNK arasındaki bir çatışmada talihsiz ve erken bir şekilde şehit düştü. Kardeşlerinden birisi de şehit düştü. Aileyi iyi biliyorum. Selamlarımı iletiyorum. Tabi Bingöl de bizim için önemli bir yerdir. Burada çok değerli şehitlerimiz vardır. Mücadelemize değer kazandıran bir yerdir. Muş ve Çermik’teki halkımıza selamlarımı iletiyorum. Muş-Bulanık olayında yaşamını yitiren halkımızın iki değerli evladının ailelerine ve halkımıza başsağlığı diliyorum. Cezaevlerinden mektuplar alıyorum. Erzurum c.evinden, Adıyaman, Muş c.evinden mektup alıyorum. Hepsine tek tek cevap yazamıyorum, mektuplarını aldım, selamlarımı iletiyorum. Cezaevindeki tüm arkadaşlara da selamlarımı iletiyorum.’’

ANF NEWS AGENCY

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s