Biiiiiiip TV

Biiiiiiip TV

M.Salih Erol

Tarih: 24 Şubat 2010 Çarşamba

Erkek evlat özlemi çeken adam, her gün ellerini göğe açarak , “Ey yüce Yaradan! Bir erkek evladı ver.” diye dua edermiş. Devamında da dermiş ki; “Eğer oğlum olursa, sana olan minnettarlığımı gidermek için en sevdiğin kullarından olan Hz.Ömer’in adını ona vereceğim.” Fıkra bu ya, Adamın duası kabul olmuş. Adam da sözünde durarak oğluna Ömer ismini koymuş. Allah’ın hikmetinden sual olunmaz derler ya, o da ne? Ömer büyümeye başlayınca akıl hastası olduğu anlaşılmasın mı! Dünyası viraneye dönen adamcağız bu defa, ellerini göğe açarak “Allahım, Allahım, ben senden Ömer istedim, deli Ömer değil.” demiş.
TRT Şeş’i her izleyişimde bu fıkra aklıma gelir.
Elim kolum yetişseydi Başbakan Erdoğan’a derdim ki; Başbakan Başbakan! Biz senden bir Kürt televizyonu istedik, TRT Şeşi değil.
Geçenlerde, Kürt halkının en deli, en kuralsız, en üretken, en cesur, en yiğit, kısacası en çeşni adamlarından biri ve yine en büyük yönetmeni Hiner Salem’i TRT Şeş’de görünce seyre daldım. Çünkü Hiner Salem’in yaptığı filmler de, çizdiği resimler de yazdığı kitap da ciddi manada değerlidir. Yani Hiner Kürtler için lazım biri.
Hiner Salem, kendine özgü o serbest haliyle, elini kolunu sallaya sallaya Kürtlüğe dair bir şeyler anlatıyor. Elma ile ilgili konuşuyorsanız eğer, haliyle kuracağınız cümlelerde nasıl ki sık sık “elma” sözcüğü geçmek zorundaysa, Kürdistan ile ilgili konuştuğunuzda da “Kürdistan” kelimesi geçmek zorunda. Zaten H. Salem’in cümlelerinde de bol bol geçiyordu. Ama her Kürdistan kelimesine bir “biiiiiip” yerleştirmişler.
Sunucu soruyor Hiner’e; “Kürt önderlerden kimi seviyorsunuz?” Sunucu dediğim de sıkı Kürtçü diye bildiğimiz Arif Zêrevan. Aslında, bu çarpık Kürtçülük de ayrı bir yazı konusu. “Ucuza fit olma” temeline dayalı bu Kürtçülük anlayışını ok gibi ucu sivriltilmiş cümlelerle serseme çevirmek gerek ya, neyse.
Hiner Salem’e dönelim.
Hiner, akıllı Kürtlerden, sorunun cevabını bütün Kürt coğrafyasını kapsayacak şekilde geniş tutmaya çalışıyor ve başlıyor saymaya; Molla Mustafa Barzani, Dr. Abdurahman Qasımlo, Şeyh Mahmut Berzenci, Şeyh Sait, biiiiiiiiip. “Biiiip” diye geçiştirilen yerde Abdullah Öcalan var.
Bizim köyde Deli Mıçê diye biri var. Kaygısız-dertsiz, mutlu-mesut, kendi halinde yaşayıp giden bir adam. En iyi ihtimalle dünya diye bildiği yer, köyümüze komşu üç beş köy. TRT Şeş’in kuruluş amacını Ona sorsan, Mıçê bile size söyler; Sinirleri törpülenmiş, ısırdığında can yakmasın diye dişleri sökülmüş, çiftlik Kürtleri yetiştirmek. Kavga etmeyecek, verilenle yetinecek, otur dendiğinde oturacak, kalk dendiğinde kalkacak falan filan.
Süregelen inkâr sisteminin amentü ve ihlâsını, cebir ve matematiğini iyi bildiğimden dolayı, TRT Şeş’in kuruluş ve hizmet amacı bende hayal kırıklığı yaratmadığı gibi, rahatsız da etmiyor.
Ama,
TRT Şeş’te çalışan Kürtlerin ruh halleri çok ilgimi çekiyor.
Psikolojilerini merak ediyorum.
Umutlarını merak ediyorum.
Vicdanlarını merak ediyorum.
Kazandıkları parayı rahat yutup yutmadıklarını merak ediyorum.
Hinlik olsun diye bunu söylemiyorum. Ciddi ciddi merak ediyorum. Örneğin, bu arkadaşlar yaptıklarına inanıyorlar mı, ya da inanıyor gibi mi gözüküyorlar?
Ya da;
Bu arkadaşlar, namusuyla oynanmış, ruhu sökülmüş, gözleri siyah bantla kapatılmış “biiiiiip”li programlarla Kürt halkına hizmet ettiklerini mi düşünüyorlar?
Dedim ya, merak işte.
Özgürlüklerini elde edebilmek için köylerine baykuş konmuş, ormanları yanmış, mağaraları kurşunlanmış, çocuklarına dağ yolu dışında yol bırakılmamış bir toplumun çocuğu olacaksın ve bu topluma hizmet etmek amacıyla kurulmuş bir televizyon kanalında kendi halkın ile ilgili yaptığın programlara müstehcen muamelesi uygulanarak laflarına “biiiiip” konulacak.
Bela bir şey.
Bu toplumun çocuğu olduğum halde, üstüm-başım yüreğim-beynim Kürtlük koktuğu halde bazen Kürtlerin psikolojisini anlamak da zorluk çekiyorum.
Arkadaşlar;
Devletin Kürt televizyonu açması, Kürtlerin haklarını iade konusunda gıdam gıdam adım atması bir lütuf değil ki! Gasp edilmiş haklarınızın iadesi sizi neden bu kadar sevindirir anlayamam.
Ve son olarak;
Başını yastığa koyduğunda, yaptığı işten dolayı “şıp” diye uyumak yerine, yastık ve yorganla kavgaya tutuşuyorsa insan, vay haline. Sunucu, programcı, televizyoncu, yazar hatta âleme-i cihan olsan ne olmasan ne!
Belki, karnın doyar.
Belki, cilalı boyalı bir yaşamın da olur.
Peki ya yürek!

M.Salih Erol
salihmehmet_1@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s