Fidel… Evrim… Taylan…

Fidel… Evrim… Taylan…
13 Nisan 2010
REYHAN YALÇINDAĞ

Her üçü de 1976 yılında Malatya’nın Gölpınar Köyünde ard arda doğmuş, dünyalar güzeli üç insan. 12 Eylül öncesi yıllarda dünyaya gelmiş üç çocuk, isimlerinden de belli zaten. Onlara bu isimler verildiğinde, köylerinde bir vakitler kalan Deniz’lerden, Hüseyin’lerden, Yusuf’lardan esinlenmiş. Nurhak’a çıkmadan önce bu köyden geçmiş bugünün “efsane” devrimcileri…

Bugün bir cenaze daha gidecek tarihe, direngenliğe, devrime, inanca olan tanıklıkları bol Gölpınar Köyü’ne…

Sevgili Evrim,
Bugün yayınlanacak yazımda neyi işleyeyim diye düşünürken sabah bir telefonla aldım haberini. Bir yıldız daha ellerimizden kayıp gökyüzüne yollanmış meğerse. O yıldız, 1995’li yıllarda çalışmış olduğun Özgür Basın geleneğinin gazetelerinin birinin koridorlarında tanıştığım ve uzun yıllar kaleminin ve yüreğinin gücüne hep sonsuz saygı duyduğum Sen’din… Tam on üç yıldır kanserle mücadele ederken, yaşama dair sonsuz umutlar besleyerek bizi alt etmeye çalışan her şeyle nasıl mücadele edilebildiğini gösterdin. Ağız dolusu gülmeyi yüzünden hiç eksiltmeden hem de…

…Öğrendim ki o yıldız, bundan sonra en parlak, en güzel haliyle yollanmış olduğun gökyüzünden bize göz kırpacak, bizi izleyecekmiş…
Bir gazeteci-yazar kimliğiyle en iyi sen bilirsin, sözcüklerin çoğu kere yetersiz kaldığını, anlatamadığını birçok şeyi. Şimdi senin ardından hangi sözcükler anlatacak ki yüreklerimize kazınan bu acının, eksikliğinin büyüklüğünü. Ne yazsam yetmiyor, bunu daha iyi anladım. Kendi kuşağının binlercesini bu savaşta yitirmiş biri olarak, seni Fidel’in yanına yolculamak o kadar zor ki bir bilsen… 1994 senesinde gitmek istediği Dağ’a kavuşamadan, daha yolda iken yanındaki çoğu öğrenci arkadaşıyla toprağa düşen çocukluk arkadaşın Fidel’in yanına. Hepsi 17’sinde, 20’sinde olan Fidel’lerin yanına… Üzerlerine Çiyaye Bêzar ağıdının yakıldığı Fidel’lerin yanına…

Sahi ne çok acı yaşadık, ne çok eksildik, kayan yıldızlarımızla birlikte. Önce tek tek, sonra onlarca, yüzlerce, bugün binlerce… Bazılarının bir mezarı dahi yok. Bugün bulduğumuz toplu mezarları açarken, çoğu kere “…acaba hanginiz?” diye soruyorum. 1970’li, 1974’lü, 1978’li, 1980’li….hanginizsiniz?

Saatlerdir yazdığın son kitapta Fidelle ve bugün cezaevinde kanserle mücadele everen Taylan Çintay’la çocukken oynadığınız oyunları, koşuşturmalarınızı, haylazlıklarınızı, sonra cezaevi kapılarında “büyüyen” çocukluklarınızı düşünüyorum. Sevgili Fidel, bugün her zamankinden daha sabırsız öylece senin gelmeni bekliyor. Konuşacak, anlatacak çok şeyiniz vardır birbirinize, bunu biliyorum. Hani bir kadın bahar olur, sevda olur, emek olur, gül olur, umut olur, Lotus Çiçeği olur, ışık olur ya… Öyle bir kadın olan Sen’den dinleyeceği çok hikayeleri var O’nun şimdi…

Sevgili Taylan,
Evrim, Sen’den bahsederken, “ben dışarıda bile baş edemiyorum, O nasıl kanserle baş etsin İçeri’de?” diye soruyordu. Tasalanıyordu, belli ki yıllara sığdırmış çocukluk arkadaşlığınızın ve özlemlerinizin peşinden gidiyordu. Çok önemsiyordu. Fidel’le Evrim’in yarım bıraktığı çocukluk düşlerinizi tamamlamak sana düşmekte. Olanca gücünle, olanca direngenliğinle asıl şimdi hayata, düşmana inat, onun tüm zorbalıklarına, zalimliklerine inat…Bunu başaracağına inanıyorum, tüm yürek gücümle hem de…
Okunma: 405

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s