Ağlayan Çocuk Gülüşleri ve Kirlenen Hayaller

Haberi duyduğumdan beri düşünce ve duygu dünyam allak bullak… İçimde büyük bir öfke var. Aslında sistemin doğurduğu toplumsal bunalım-kaos ile kadının mevcut krizli gerçekliği karşısında bir kadın olarak bunları yaşıyor olmam oldukça anlaşılırdır. Ancak şuan içerisinde bulunduğum sarsıntının nedeni bu değil. Beni böyle ağır sarsan şey, egemen erkeğin toplumun tüm hücrelerine akıttığı tecavüz kültürünün en son Siirt’te ortaya çıkmış olan son vahşeti; körpecik yedi kız çocuğunun saf, temiz, pembe hayallerinin karşı karşıya bırakıldığı o büyük vahşet. Evet, Siirt’te yedi kız çocuğunun 100 cani tarafından tecavüze uğradığı veya uğratıldığı vahşetten bahsediyorum. Devletin öteki yüzünden bahsediyorum aslında. Eril sistemden, erkek egemen toplumdan bahsediyorum. Çünkü tecavüz kültürünün kumanda merkezi devletin kendisidir; zira cinselliği ve bunun içinde tecavüzü, kendi iktidarını gerçekleştirme alanı olarak ele alan erkeğin besin kaynağı ve meşruiyet kalkanı, elbette ki iktidarın en yoğunlaşmış biçimi olan devlettir. Devlet kendi iktidarını şiddet yoluyla gerçekleştirirken, iktidar ve şiddet olgularını da toplumsal alanda yayarak, iktidarını meşrulaştırmaktadır. Devletin bu gerçekliği erkekte de cinsel şiddet (tecavüz, taciz vs.) yoluyla iktidarını gerçekleştirme şeklinde gelişmektedir. Dolayısıyla o vahşeti gerçekleştiren 100 cani, bunu yalnızca erkek olarak değil, devletin ve sistemin kendisi olarak gerçekleştirmişlerdir.
Elbette ki Siirt olayı ne bir ilk nede bir sondur. Zira yukarıda da değindiğim üzere, kadının toplumsal varlığına karşı gerçekleştirilmiş bir kültür söz konusudur. Bir tecavüz kültürü… Bunun anlamı ise, toplumsal ahlakın (insanlığın) ölüm koyusunda çırpınması hatta can çekişmesidir. Çünkü toplumsal ahlakın besin kaynağı kadındır, kadın sezgiselliğidir. Dolayısıyla tecavüz kültürü derken, bütün güzelliklerin, maneviyatın ve en yüce toplumsal değerlerin, erkeğin o iki bacak arasına sıkıştırılmış yaşamının lağımında, hunharca kirletilmekte olduğunu kastediyorum.

Bu durum karşısındaki öfkemi haykırmak için bilinçli olarak en adi kelimeleri seçmeye çalıştımsa da, ne yazık ki Siirt’teki çirkinliğin karşısında bütün o adi kelimelerin başı dik kaldı. Düşüncesinin dahi insanın tüylerini ürperttiği bu vahşet karşısında, birde körpecik çocukların yaşadığı travmayı, yıkımı, korkuyu ve çaresizliği düşünebiliyor musunuz? Artık bütün soruların cevabı onlar için anlamsız olacak. Artık bir şeyleri anlama çabasını vermeyecek, anlamanın veya anlamın heyecanını duymayacaklardır.

Böylesi bir insanlık gerçeğiyle birlikte yaşıyor olmanın, nefes almanın verdiği bu büyük utanç, bütün benliğimi hiçleştiriyor. Yalnızca kadınlığım değil, tüm insanlığım eziliyor bu utancın altında. Ve birilerine baba, ağabey, amca, dayı veya erkek arkadaş-yoldaş demek, artık gün geçtikçe daha da zorlaşıyor benim için. Ve eminim ki diğer kadınlar için de… Ve tabi o yedi küçük kız için de!

Yalnız erkek egemen zihniyetin, erkeğin tecavüz kültürünün, dahası devletin Siirt’te açığa çıkan bu son vahşeti, ideolojik boyutları olduğu kadar, siyasal boyutları da olan bir durumdur. Tüm dünyada olduğu gibi Kürdistan’da da sistemin yürüttüğü kirli savaşın en büyük mağduru Kürt kadınlarıdır. Yaşanan savaş gerçekliği içerisinde, neredeyse her an devletin cinsel istismarına maruz kalan Kürt kadınları, sürekli bir tecavüz durumunu yaşamaktadır. Hatta son dönemde BDP’li kadınların uğradığı polis tacizleri ve en son Siirt’te yaşanan vahşet, devletin Kürt kadınlarına dönük bu çirkin yönelimini, daha da ağırlaştırdığını göstermektedir. Ancak 30 yıllık mücadele göstermiştir ki, devletin tüm bu yönelimlerine rağmen Kürt kadınları, erkek egemen sistemin ırkçı-faşist zihniyetine karşı verdiği mücadeleden vazgeçmeyecek, aksine Zilanlarla, Semalarla, Beritanlarla ve Viyanlarla taçlanmış olan direnişini daha da yükseltecektir. Dolayısıyla Siirt vahşetinin yalnızca ideolojik olarak değil, siyasal olarak da devletle ilişkili olduğunun, hatta bizzat devlet tarafından gerçekleştirildiğinin iyi anlaşılması ve buna karşı çok ciddi bir toplumsal refleksin geliştirilmesi gerekir.

Ayrıca bu son Siirt vahşetiyle, devletin ‘KARDELENLER’ gibi, Kürt kız çocuklarını, okutturma adı altında sistem gerçekliğine çekme projelerinin de, esasının aslında ne olduğu artık çok daha iyi anlaşılmıştır. Kürt anaları artık bu gibi projelerin, Kürt kızlarının çocuk hayallerini ve çocuk gülüşlerini kirletmesine izin vermeyecektir ve kanmayacaktır. Zira ‘KARDELENLER’ ağlayan gülüşlere ve kirlenen hayallere dönüştü. Ama artık her Kürt kadını kendi evini, sistemin yozlaştırıcılığına ve ahlaksızlaştırıcılığına karşı, birer okula dönüştürecektir. Bu evlerde eril sisteme karşı bilinçlendirilmiş ve güçlendirilmiş kızlar yetiştirilecek. Kürt kadınları için Siirt vahşetinden çıkarılması gereken en büyük ders budur. Aksi halde devletin vahşetine maruz kalan bu küçük kızlarınız, bu defa da bu vahşetten hiç düşünmeden onları sorumlu tutabilecek bir başka vahşetin, yani namus canilerinin mağduru olabilirler. Bu durumun da gelişebilme ihtimalini göz önünde bulundurarak, anneler, kadın örgütleri ve sivil toplum kuruluşları daha duyarlı olmalı ve aileleri devletten hesap istemeye, hatta bu duruma karşı yeniden toplumsal ahlakın işletilmesine yani ahlaki uygulamaların gelişmesine çabalamalıdırlar. Zira Siirt vahşeti, halk mahkemelerinin geliştirilmesi konusunun önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Nitekim bu ve benzeri suçlar devlete değil topluma karşı işlenmektedir ve bu suçu işleyen de bizzat devlettin kendisidir. O halde suçu işleyen devletten kendi kendisini cezalandırmasını beklemek gülünç olur. Dolayısıyla kendisine karşı işlenen bu ve benzeri suçları yargılaması ve buna karşı bir uygulamaya gitmesi gereken toplumun kendisidir. Ayrıca toplumun kendisinin oluşturacağı halk mahkemelerinin, bu gibi toplumsal suçlar açısından caydırıcılığının çok daha fazla olacağı muhakkaktır. Zira hiçbir gücün, toplum ve toplumsal ahlak kadar caydırıcılığı olamaz. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur.

Yazımı, bu lanetli olayın, bu vahşetin kolay unutulmayacağı ve unutturulmayacağı ve bu lanetli güne karşı kadınların, kendi örgütlülüklerini ve mücadelelerini her zamankinden çok daha fazla yükselteceklerine olan inançla sonuçlandırıyorum.

Ekin Gever

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s