Öcalan: Çekilirsem Kuzey Kıbrıs statüsü istenebilir

Öcalan: Çekilirsem Kuzey Kıbrıs statüsü istenebilir

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere göre sağlık sorunlarına değinen Öcalan, “Gözlerimdeki problem artarak devam ediyor, beni zorluyor. Merhem ve damla verdiler, kullanıyorum ama geçmedi, etkili olmuyor. Yine nefes almakta sıkıntılar devam ediyor, bu yüzden pencereyi açtığımda da kapı-pencere arası cereyan oluyor, bel ağrılarım devam ediyor. Ayrıca uyumama durumu, uykusuzluk devam ediyor. Havasızlık problemi var. Böyle olunca da sağlığım ciddi şekilde bozuluyor. Buradaki arkadaşlar da nasıl dayanacak bilemiyorum, daha yeni gelmişler, zaman gösterecek. Daha önce buraya bir heyet gelmişti, burada inceleme yapmışlardı, yarım saat kaldılar, onlar bile etkilendiler, özellikle havasızlığa dayanamadılar” dedi.

KILIÇDAROĞLU’NUN GELİŞİNİ ÖNEMLİ BULUYORUM

CHP’ye genel başkan seçilen Kemal Kılıçdaroğlu’nun partiye yenilik getirebileceğini ifade eden Öcalan, “Kılıçdaroğlu bir yenilik getirebilir, Kemalizmin demokratik güncellenmesi sağlanabilir. Buna bir ihtiyaç olduğunu daha önce de belirtmiştim. Önemli buluyorum” diye konuştu.

Öcalan, İran’daki gelişmelere ilişkin olarak “İran’da idam edilen arkadaşların ailelerinin acılarını paylaşıyorum. Direnen halkımıza selamlarımı iletiyorum. Sorunların çözümü için İran’la da bir diyalog ve müzakere süreci başlatılabilir ama İran yönetimi zor bir yönetimdir, müzakerenin zorlukları var” ifadelerine yer verdi. Öcalan, şöyle devam etti:

UZLAŞMA İLKELER ÜZERİNDEN OLUR

“Tarihi günler yaşıyoruz ama bunun ne kadar farkındalar, taraflar ne kadar bunun ciddiyetinde bilemiyorum. Sonuç nereye gider bilemiyorum. Biz sorunu köklü biçimde çözmek istiyoruz. Ben 18 yıldır bunun mücadelesini veriyorum. Bu kadar tarihi ve köklü bir sorun bazı küçük tavizlerle ele alınamaz. Şunu söylüyorum uzlaşma, tavizler üzerinden değil ilkeler üzerinden olur, bu çok önemlidir. Bunu tüm ilgililere, herkese söylüyorum. Kalıcı çözüm ilkeler üzerinden olur. Taviz, yozlaştırır.

Ben daha önce insan hakları ve demokrasi şartı demiştim. Bu çerçeve önemlidir. Başbakan da AKP de demokratik anayasa diyor. Biz de demokratik anayasa diyoruz. Bunun ne anlama geldiğini daha önce defalarca anlattım. Yine bunların hepsini 156 sayfalık yol haritamda ayrıntılarıyla anlatmıştım. Tekrar tekrar aynı şeyleri söylemek, ayrıntıya girmek istemiyorum. Toprak bütünlüğü ve sınırlar diyorsunuz, tamam diyoruz. Ulus-devleti bana bir tepsi içindeki elma gibi sunsalar, hayır diyorum. Bunun nedenlerini daha önce geniş geniş izah ettim.”

BAŞBAKAN’A BÜYÜK İYİLİKLER YAPTIM

“Demokratik cumhuriyet, demokratik vatan, demokratik ulus, demokratik anayasa dedim. Tabi demokratik anayasada sorunun çözümü formüle edilecektir. Seçim barajı ve parti içi demokrasinin önemine tekrar vurgu yapıyorum. Hükümet’e Başbakan’a söylüyorum, bu barajı düşürmeyerek birkaç fazla milletvekili çıkarmakla neyi halledeceksiniz! Bu sorunu halletmezseniz zaten üç ay sonra gidersiniz. Ayaklarının altındaki toprak kayıyor. İşte görüyorsunuz Kılıçdaroğlu geliyor. Başbakan’a diyorum ki sen çözmezsen Kılıçdaroğlu çözecek. AKP’ye, Başbakan’a söylenmelidir; Öcalan 8 yıldır size büyük iyilik yaptı, ama siz bunun değerini bilmediniz. Binlerce, hatta onbinlerce gerilla aç, açıkta, mevzilerde, benim hatırım için durdular. Çatışmasızlık, eylemsizlik dönemleri benim etkimle gelişti. Ben bunun farkındayım. Bu gücümü barış için, diyalog için, çözüm için kullandım. Ben burda bir askerin bile ölmemesi için çabaladım. Defalarca mektup yazdım. Sayısız öneri geliştirdim. Ama hiç birini dikkate almadınız. Bu bir nevi son şansınızdır. Ben her defasında uzatılan eli tutmak istedim. Bütün risklerine rağmen bu çaba içerisinde oldum. Ama olmadı. Şimdi yeni bir dönemdeyiz, yeni bir süreç var.”

GÜVENLİK ŞARTI OLMADAN SÜREÇ İLERLEMEZ

“Asıl önemli şey insan hakları ile demokrasi şartı ve Güvenlik Şartı’dır. Güvenlik Şartı için müzakere diyalogu çok önemlidir, bu olmadan süreç ilerlemez. Güvenlik şartı önemi ve kapsamı nedeniyle BDP’yi de aşıyor. BDP’nin müzakere çerçevesi bellidir. Güvenlik Şartı tartışmalarında KCK olmadan olmaz. KCK demokratik meşru bir örgütlenmedir. KCK ve benim katkım olmadan güvenlik şartı yerine getirilemez. Binlerce, onbinlerce gerilla var. Bunlar ne olacak, nerede toplanacak, nasıl bir geçiş süreci olacak? Cezaevinde beş bin tutuklu var. Avrupa’da onbinlerce mülteci var. Binlerce siyasi yasaklı var. Silah bırakmak istediklerinde silahları nereye bırakacakları belli değil. On binlerce kişinin siyasi-sosyal yaşama nasıl dönecekleri belli değil. Bütün bunların adım adım konuşularak çözümlenmesi lazım. Bütün bunlar kiminle konuşulacak? BDP’yi aşıyor derken bunu kastediyorum. Burada KCK devreye girmelidir. KCK de doğal olarak bu konularda hakim olacaktır. Onlarda bana soracak, bana bakacaklardır. Böyle olmadan kalıcı bir çözüm olmaz.”

CİDDİYET, KARARLILIK VE İRADE İSTİYORUM

“Tekrar ediyorum biz köklü ve kalıcı bir çözüm geliştirmek istiyoruz. Bizim niyetimiz çok ciddidir. Hazırlıklıyız. Ciddi ve kalıcı bir çözüm isteniyorsa bunun için kendileri bilir, gidip Kandil’le görüşebilirler. Ama bu her açıdan zordur, pratik açıdan da zordur. Bunlar ciddi işlerdir. İçişleri Bakanı isterse bu diyalog kanallarını yaratabilir. Kaldı ki kendileri bir Kamu Güvenliği Müsteşarlığı kuruyorlar. Bu müsteşarlık üzerinden harekete geçebilirler. Bu güvenlik müsteşarlığı Hükümet cephesinden güvenlik şartıyla ilgili müzakereleri koordine edebilir. Onların işi bu zaten. Bilmeleri lazım. ‘99’da Genelkurmay adına gelenler olmuştu. Onlarla görüşmelerimiz vardı. Ancak ne zaman ki Ecevit tasfiye edildi, o görüşmeler de kesildi. AKP geldi bu görüşmeler kesildi. Ondan sonra AKP’ye büyük şans verdik, 8 yıl büyük bir iyilik yaptık ama bunun değerini bilmediler. Benim her dönemde uzlaşma ve diyalog çabam oldu. Ben bu konuda son derece istekli ve dürüst davrandım. Önce Özal ile diyalog sürecimiz oldu ama Özal tasfiye edildi. Ardından Erbakan’la böyle bir süreç geliştirilmeye çalışıldı, 28 Şubat süreci geldi Erbakan tasfiye oldu. Sonra Ecevit dönemi geldi, bazı gelişmeler olabilirdi, Bahçeli’nin de içinde olduğu bir müdahaleyle Ecevit tasfiye edildi. 2002’den beri de AKP iktidarda. Bu iktidar dönemindeki mektuplarım, çabalarım biliniyor ama bir sonuca ulaşılmadı. Ben geri çekilme konusunu bir taktik falan olarak söylemiyorum. Ben tutumumu gözden geçirmeye, bir süre daha ertelemeye hazırım. Ama ciddiyet istiyorum. Kararlılık istiyorum. İrade istiyorum.”

ÇEKİLİRSEM NE OLUR?

“Şimdi yeni bir süreç gelişmez ve ben daha önce söylediğim gibi aradan çekilirsem ne olur? Tarihi sorumluluğum gereği herkese bunu belirtmek istiyorum. Burada üç şey olur: Birincisi Devlet PKK’ye ağır saldırılarla yenilgi olmazsa bile ciddi kayıplar verdirebilir -işte son hava saldırılarında görülüyor bazı şeyler–, bu birinci seçenektir. Bu durumda bunun sorumlusu devlet ve hükümet olacaktır. İkinci seçenek ne olabilir? İkinci seçenek ise KCK ortaya çıkarak sorumluluk üstlenebilir; zaten daha önce Murat Karayılan ve Duran Kalkan’ın açıklamaları olmuştu, yeni bir süreç demişlerdi. “Siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel her açıdan halkımızın sorumluluğunu üstleniyoruz, demokratik özerkliği ilan ediyoruz” diyebilirler. İşte dünyada bunun çok örneği var; Abhazya, Kosova, Çeçenistan örnekleri var. Uzağa gitmeye gerek yok; Türklerin, Türkiye’nin de çok iyi bildiği Kuzey Kıbrıs örneği var. Bunun sorumluluğu da KCK’ye aittir, kendilerinin bileceği iştir.”

SAVAŞ YOZLAŞTIRABİLİR

“Şimdi üçüncü seçeneğe geliyorum. Üçüncü olarak da savaş devam eder, bir dengede sürer. Zaten kendileri de çözüm gelişmezse orta-şiddette bir savaş gündeme gelebilir diyorlar. Fakat ben 15 Ağustos Atılımı’ndan sonraki sürece baktığımda benim savaş-gerilla anlayışımda olmayan şöyle bir tehlike görüyorum. Savaş daha fazla uzarsa, her iki tarafın da yozlaştırdığı bir savaş gündeme gelebilir. Bununla ne demek istiyorum, şunu söylüyorum: Devlet içinde de PKK içinde de bazı çeteler türeyebilir, kontrolsüz, denetimsiz bir şiddet, yozlaşmış bir savaş gündeme gelebilir. Devlet içinde işte bu Ergenekon vb. şeyler; bizde de daha önce üzerinde çok durduğum Hogır, dörtlü çete vb. şeyler gündeme gelebilir. Bunun sorumluluğu ise PKK ve devlete aittir. Bunlar iyi anlaşılmalıdır. Bütün bu süreçlerden kimlerin sorumlu olacağını belirttim. Önemlidir, tekrar ediyorum, sorumluluk kendilerine aittir. Ben tarihi sorumluluğum gereği bunları belirtiyorum, uyarı görevimi yerine getiriyorum.”

MADENCİLERE BAŞSAĞLIĞI DİLİYORUM

“Halkın onuruyla oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Benim bütün derdim bu. Halk adına iş yapmak insana onur kazandırır. Bu onur kazanılmak isteniyorsa, buna uygun davranılmalıdır. Halkın onuru her zaman ve her yerde titizlikle gözetilmelidir. Ben burada bütün zorluklara rağmen halkımızın onurunu koruyorum, onlar için yaşıyorum, buna çok dikkat ediyorum. Onurlu yaşam da ancak böyle olur.

Son yaşanan maden felaketinde yaşamını yitiren işçilere rahmet, ailelerine başsağlığı dileklerimi iletiyor, acılarını paylaşıyorum. Cezaevinden gelen çok sayıda mektuplar var. Cezaevindeki tüm arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Van ve Muş halkımıza özel selamlarımı iletiyorum.”

ANF NEWS AGENCY

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s