Diyalog başladı sıra müzakerelerde…

Diyalog başladı sıra müzakerelerde…
ERDEM CANAnaliz
KCK ve Kongra-Gel’in 13 Ağustos itibari ile ilan ettikleri eylemsizlik kararı kadar, bu kararın alınma süreci de çok tartışıldı. Türk basını tarafından hala da tartışılıyor. Televizyon ekranlarına çıkan, “uzmanlar, gazeteciler”, “çaresiz kalan PKK’nin bu kararı almak zorunda kaldığını” savunuyorlar ısrarla.

Bundan önce ilan edilen altı benzer kararda ne üslup takındıysa Türk basını bu sefer de aynı üslubu takındı. Temel argümanlarına bir de, “1 Haziran itibarı ile alınan aktif savunma kararının ardından başlayan çatışmalarla PKK’nin kitle desteğini yitirdiği bu nedenle de eylemsizlik kararı vermek zorunda olduğu” eklendi. Çatışmaların durmasının hemen sonrasına, iki buçuk ayın ardından iki taraftan da can kaybının olmadığı günlerin yaşanmasının hiçbir kıymeti harbiyesi görülmedi necip Türk basınında.

Eylemsizlik kararının açıklandığı günden, hatta abartılı olmaz o andan itibaren, bu kararın bir “çaresizliğin” sonucu olduğu anlatılmak istedi kamuoyuna. Aslında, çift taraflı kalıcı bir ateşkesi hedefleyen bu girişimin, barışa şans tanıma açısından ne denli hayati bir fırsat olduğuna hiç değinilmedi. Barışa uzanma çabası denebilecek bu girişim, Türk basınına egemen savaş dilinin zehrini azaltmaya yetmedi. Onlar bildiklerini okumaya devam ettiler, ediyorlar.

Oysa, uzun zaman sonra barışı vaad eden bir sürece girildiği görülüyor. KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’ın dün ANF’de yayınlanan röportajı bu anlamda çok tarihi bir nitelik taşıyor. Karayılan, eylemsizlik kararı alınması sürecini, “mevcut olan bir diyalog sayılabilinir, bundan sonra müzakere sürecinin başlatılması gereklidir.” sözleriyle ifade ediyor. Bu saatten sonra beklenen sağlıklı bir müzakere sürecinin sağlanmasıdır. Bunun için müzakere tarafları kadar, bu tarafları etkileyecek baskı unsurlarının da meseleye aynı ciddiyetle yaklaşması gerekir.

Karayılan, büyük bir gizlilik içinde yürütüldüğü anlaşılan ve diyalog sürecini başlatan girişimi şöyle anlatıyor, “…Artık açıklanmasında bir sakınca görmediğimiz diğer önemli bir gelişmede devletin Önderliğimizle geliştirdiği diyalog temelinde ateşkes talebinde bulunmasıdır. Aslında önderliğimiz aradan çekilmişti ancak talep üzerine yeniden devreye girerek hem yapılan çağrıları ve hem devletten doğru gelen istemi de dikkate alarak bir kez bir kez daha barışa ve demokratik çözüme şans tanınması için hareketimize bir mesaj gönderdi.”

Karayılan’ın anlatımlarından, Türk tarafının, bu kararın alınmasını sağlamak amacıyla, 1 Haziran itibariyle çekilme kararı alan Abdullah Öcalan’ı, bu kararından vazgeçerek aktif rol üstlenmesini istediği anlaşılıyor. Bunların hepsi son derece olumlu adımlardır. Kalıcı bir barışın oluşması için başlatılan tüm girişimler herkes tarafından desteklenmeli, cesaretlenmelidir. Kalıcı barışın sağlanmasında etkili olabileceğini, bunun için ciddi öneri ve projeleri olduğunu defalarca dile getiren Abdullah Öcalan’ın, aktif katılımının sağlanması sürecin sağlıklı işlemesinin bir garantisi gibi görünüyor.

Burada bir üstün gelen, yenilen algısından kurtulmak gerekir. Temel hedef, başlayan diyalogu olgunlaştırarak, sağlıklı bir müzakere sürecinin başlaması ve sürdürülebilmesi için herkesin rolünü en iyi biçimde oynamasına olanak sağlamak olmalıdır. PKK bu konudaki hassasiyetini göstermektedir. Türk basının tüm tahrik edici yaklaşımlarına karşın Karayılan, eylemsizlik kararının alındığı süreçteki durumlarını geçmiş benzer kararlarla kıyaslarken şöyle anlatıyor: “Daha bariz bir biçimde hareketimizin güçlü olduğu bir pozisyonda ilan edilen bir eylemsizlik olmasıdır. Hareketimizin başlattığı hamle önemli sonuçlar ortaya çıkardı ve bu yönüyle başarılıdır. Hem gösterdiği askeri performans, hem toplumsal destek alma anlamında, hem de imkan ve olanakları yaratma bakımından hareketimiz güçlü bir pozisyondayken gerçek amacı olan barışa ulaşmak için bu çağrıları dikkate almıştır. Bu kararın ve sürecin esası budur. İlan edilen bir ateşkes değil, ateşkesi hedefleyen pasif savunma pozisyonuna geçmedir. Eylemsizlik olarak tanımlanabilir.”

Buradan anlaşılan, hala PKK’nin askeri gücünün, sınanması, denenmesi gibi girişimler daha derin acılara kaynak olmanın ötesine geçmeyecek, büyük zorluklarla sağlanan müzakere zeminini de sabote edecektir. Türk basının, bu müzakere sürecini görmezden gelerek, göstereceği sorumsuz tutum uzun zamana yayılacak acıların da kaynağı olacaktır.

Görünen, o ki PKK kalıcı barışın sağlanması açısından hayati değerdeki bu fırsatın en doğru biçimde kullanılması için üzerine düşeni yapmaya hazır. Karayılan’ın uzunca röportaj boyunca kullandığı özenli dil de bunu gösteriyor. Ancak, Öcalan’ın, bu süreçteki etkisi ve belirleyici rolünün görmezden gelinmesinin süreci zorlaması muhakkak gibi.

Türk basınının konuya ilişkin yaklaşımının tersine, eylemsizlik kararının ciddi tartışmalı bir süreçle alındığı anlaşılıyor. Karayılan, Türk devleti ve AKP’nin kendilerine güven vermediğini söylüyor. PKK içinde yaşanan yoğun ikna sürecinin hiç de kolay olmadığını belirten Karayılan, burada da Öcalan’ın etkisine dikkat çekerek, “Açık söylemek gerekirse, zorlanarak karar aldık. Çünkü Türk devleti ve AKP hükümetine karşı büyük bir güvensizlik durumu söz konusudur. Özellikle AKP’nin çok demagojik bir biçimde hiçe sayma ve oyalama taktikleri ciddi bir güvensizlik ortamı doğurmuştur. Bu nedenle çözümün gelişeceğine dair ciddi kaygılar taşıyan arkadaşlarımızın bu karara katılım göstermesi kolay olmamıştır. Bir de ek olarak son dönemde gelişen olaylar vardır. Yandaş diye tabir edilen basın çevrelerinin tahrik edici üslupları, şehit cenazelerimize yapılan işkence uygulamaları Dörtyol ve İnegöl’de görüldüğü gibi halkımıza karşı geliştirilen sindirme politikaları ikna edilmeyi zorlaştıran hususlar olmuşlardır. Bu nedenle hamleye kalkışan güçleri ikna etmek kolay olmamıştır. Diğer bir husus da önderliğin gönderdiği mesajın etkisidir.” diyor.

Uzun bir süreden sonra Ankara’da bunu kabul etmiş olmalı ki, Öcalan’ın devreye girmesi konusunda kendisinden talepte bulundu. Zira, Ankara’da da eylemsizlik kararının alınabilmesi için Öcalan tarafından yürütülen yoğun bir mektup trafiğinin yaşandığı konuşuluyor. Devlet ve AKP, Öcalan’ın devreye girmesi için talepte bulunmuş, Öcalan da barışa bir şans daha verilmesi için gereken eylemsizlik kararının alınmasında etkili olmuştur. Bu saatten sonra Öcalan’ı görmezden gelmek, sağlanması istenen barışın oluşmasındaki katkısını yok saymak, veya onsuz bir çözümü düşünmek bu ülke halklarına yapılacak en büyük ihanettir. Türk tarafında ürkek de olsa Öcalan’ın bu konudaki ağırlığını görmek isteyen kalemlerin de düşüncelerini artık daha cesurca ve yüksek sesle dile getirebilecekleri koşullar olgunlaşmıştır. Bugün yapılması gereken varılan müzakere sürecinin geliştirilmesi için Ankara’nın hükümetiyle muhalefetiyle üzerlerine düşeni küçük siyasi hesaplara tevessül etmeden yerine getirmesidir.

canerdem2126@gmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s