‘Fehmi Tosun’u hatırla’

1997 yılıydı. U2 yeni çıkan ‘Pop’ albümlerine 1995’te ‘kaybolan’ Fehmi Tosun’a dair başlıktaki notu düşmüştü. Hikâyeyi, AİHM’e uzanan kayıplar mücadelesini yılmadan sürdüren eşi Hanım Tosun anlattı. Tosun ailesi Bono’yla tanışıp teşekkür de etmek arzusunda…PINAR ÖĞÜNÇ (Arşivi)
Redikal

Takvimler 19 Ekim 1995’i gösteriyordu. Beş çocuk babası, 36 yaşındaki Fehmi Tosun, İstanbul Avcılar’daki evinin önünde, ellerinde telsiz ve silah olan kişiler tarafından beyaz bir Renault araca bindirildi. Çocukları, eşi çığlık çığlığa bağırırken Fehmi Tosun’un son lafı “Beni öldürecekler” oldu. Renault, etrafına tutunan çocukları sürükleyerek, gün ortasında, mahallelinin gözleri önünde uzaklaştı. O günden sonra Diyarbakır, Liceli Fehmi Tosun’dan bir daha haber alınamadı.
Eşi Hanım Tosun çalmadık kapı bırakmadı, altı ay içinde Türkiye sınırları dahilinde hukuki yollarla bir yere ulaşılamayacağı netleşince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ine başvurdu, güvence altına alınmış yaşam hakkının, ayrımcılık, işkence, kötü muamele ve insan onuruna ait muamele yasağının, etkin yargılanma hakkının hesabını sormak istedi. Bir yandan İnsan Hakları Derneği’yle (İHD) birlikte tüm kayıp yakınları her cumartesi Galatasaray’da o malum noktada buluşmaya başladılar. Hanım Tosun, şimdiye dek sayısı neredeyse 300’ü bulan Cumartesi Anneleri / İnsanları buluşmalarından çok azını kaçırdı. Çocuklarını o meydanda büyüttü. Kendisi de gözaltına alındı, tehditlerle karşılaştı. Eşinin akıbetini asla öğrenemedi ama peşini bırakmadı.
1997’de faili meçhul cinayetlerden adlı adınca söz edilemez, az insan sesini çıkarabilirken, çok uzaklardan beklenmedik bir omuz gelmişti. O cumartesi buluşmasında Hanım Tosun’un etrafında yabancı basından bir sürü kamera, fotoğraf makinesi vardı. Çünkü U2, yeni çıkan albümleri ‘Pop’un kartonetine, “Türkiye’de ‘kaybedilen’ Fehmi Tosun’u hatırlayın” yazmıştı.
Daha çok da bu mesaj üzerinden doğan, U2’nun Türkiye’ye insan hakları ihlalleri yüzünden gelmediği efsanesi seneler içinde büyüdü; sahne boyutları, stadyum konseri tertiplemenin müşkülatı falan gündeme gelmedi pek. Olsun, yine de başta niyetleri iyiymiş. 2000 yılında http://www.chivi.com’un başlattığı madem öyle, ‘U2 Diyarbakır’a!’ imza kampanyasından haberdar olsalardı, belki işler değişirmiş.

‘İnsanı insan yapan vicdanıdır’
U2’nun 6 Eylül günü vereceği ilk İstanbul konserini vesile edip bir kez daha hatırlayalım istedik Fehmi Tosun’u. Eşi Hanım Tosun’la BDP Avcılar İlçe Örgütü’nde buluştuğumuzda yanında altı yaşındaki torunu Nupelda da vardı. Bir de üç yaşında erkek torun var. Sarı elbisesiyle kelebek gibi ortalıkta gezinen Nupelda’yla buzları erittiğimizde, geçen cumartesi ilk kez onun da Galatasaray’a gittiğini öğrendim. Bilmişçe ama gururla “Elimde de dedemin resmi vardı” dedi. İsmi ‘yeni açılan yaprak’ demekmiş. Sonra iyice açıldı Nupelda; dizlerindeki yaraların nerelerde açıldığını, ne kadar acıdığını anlatmaya başladı. Ki onun öncesindeki bir saat boyunca da Hanım Tosun’un yaralarını dinlemiştim, her biri çok kanayan yaralardı bunlar.
Gözlerinin içi gülerek kapıda karşılamıştı bizi Tosun. Biraz hoşbeş sonrası ilk sorum, eşinin başına gelenleri şimdiye kadar kaç kez anlattığı oldu. “Belki bini aşmıştır. Hele ilk sene, haftanın bazen beş günü illa ki heyetlerle, gazetecilerle konuşuyordum.”
Peki bugün, 2010 yılında, hâlâ eşi ne ölü ne diriyken hissettiği ne, yorgunluk mu?
“Yorgunluk değil, ama insan yıpranıyor. Aynı konuyu dile getirdiğinde sardığın yarayı bir daha açmış oluyorsun; acıyor. Ama beni tutan şey, kayıplar için verdiğimiz mücadeledir. Zaten uzaktan akrabalarımdan, tanıdıklarımdan kaybolanlar, eşimden önce de vardı. Sadece eşim için uğraşıyor olsaydım, anladım ki geri gelmiyor, evimde oturacaktım, çoluk çocuğuma bakacaktım. Ama vicdanım bana müsaade etmedi. Bir insanı insan yapan vicdanıdır. Kayıpların zamanla düşüşünü görünce daha çok sarıldım Cumartesi Anneleri’ne… Vicdanım evde oturmaya el vermedi. Kameralara, gazetelere yüzlerce kez konuştum. İstanbul dışına da, yurtdışına da çıktım. Çoluk çocuğumu evde yalnız bıraktığım oldu. Ama vicdanım rahattır.”
Arada bir aile kararı olsa da 16 yaşında evlendiği eşini çok sevmiş Hanım Tosun. “Ölene kadar ona sevgim içimdedir, hiç gitmez. Fazla da anlatamıyorum” derken gözlerinin bulanışından belli.
Lice’den kalkıp İstanbul’un Avcılar’ının yolunu tutmaları da tabii ki keyiften değil. “Anlatmakla görmek, aynı değil” diye yapıyor girizgâhı. “93 yılları zamanlarında çok baskın olurdu köye. Ama özellikle çocukları dağa çıkan ailelere, bir yakını cezaevinde olanlara ya da en azından kendi kimliğine sahip çıkanlara…”
Hanım Tosun’a ailesinde dağa çıkan olup olmadığını sordum. Bir an düşündü: “O zaman çıkan yoktu, ama bu baskıdan sonra, evet oldu dağa çıkan. Bu baskıyı kim görse, emin ol çıkar. Eksik söylerim, fazla söylemem. Eşim cezaevindeyken, evimin bir günde yedi kez arandığını biliyorum. Onu da komşu saymış. Geliyorlar, arıyorlar, prizleri çıkarıyorlardı. Elektrik sonradan geldiği için bizim prizler de dışarıdadır, içine ne koyabilirim? Bulamadıkça bir daha geliyorlar ‘Bu evde keleş vardır’ diye. ‘Bakın, ev oradadır, sizin olsun’ diyorum. Sonunda gülüyorum artık sinirimden. Böyle zamanlar…”
Böyle zamanların içinde eşinin dostunun akrabasının ateşe verilen evleri var. Annesi çeşmeye gittiği için yanan evden zor çıkarılan iki aylık bebeğin hikâyesini anlatıyor. İçeride kalan para, bütün kışı kurtaracak olan erzak, geçim kaynağı tütün sayılmıyor bile…
“Bu hangi davadır, hangi tarihte vardır böyle bir şey?” diye soruyor Hanım Tosun.

Ne sağ, ne ölü….
Lice’nin yakıldığı günü anlatıyor sonra dünmüş gibi. Fehmi Tosun o dönem ‘örgüte yardım ve yataklık’ suçundan tutuklanmış, bir buçuk yıl Diyarbakır Cezaevi’nde kaldıktan sonra Gaziantep’e nakledilmiş. Aylar sonra Hanım Tosun üç oğluyla birlikte onu ziyarete gidecek. Sabah 5’te evden çıkarken iki kızı evde yalnız… Daha gün iyice ağarmamışken Diyarbakır’a vardıklarında haber duyuluyor zaten: ‘Çok büyük olay çıkmış, Lice’yi yakmışlar!’
Hanım Tosun döndüğünde, biri 10, diğeri 7 yaşındaki iki kızını, yanlarına nasılsa almayı becerdikleri altı aylık akraba bebeğiyle yan köyde buluyor. Evinin yakılmasına izin vermeyince babasının orada vurulduğunu öğreniyor sonra. Evlerin çoğu yanmış…
Sadece üç-beş yaşlının kaldığı köyde çocuklarıyla yaşadığı o iki ay nasıl zor geçiyor sonra… Çocuklar her gece yataktan ‘Korucular geldi’ diye fırlayarak uyanıyor. Mecburen önce Diyarbakır, Fehmi Tosun da cezaevinden çıktıktan sonra İstanbul…
Kardeşi ve amcasıyla birlikte pazarcılık yapıyor Fehmi Tosun. Bir tezgâhta bebek eşyaları, bir tezgâhta çanta satıyorlar. Bir süre sonra bütün aileyi hasta eden bodrum katından da çıkıyorlar zaten.
99 depremi olmasa, buluşmamıza hâlâ kapısında kocasını kaybettiği evden çıkıp gelecekti Hanım Tosun. Şimdi de hemen yan mahallede yaşıyor zaten. Fehmi Tosun nüfus kütüğünde hâlâ sağ görünüyor. “Ben kendi kendime nasıl gideyim de ölü ilanı vereyim, kütükte değiştireyim. Bunu asla yapmam. Ama bazen bir sağlık karnesi için ya da başka bir şey için resmi daireye gittiğimde eşim sağ görünüyor. Anlatamıyorsun ki kimseye. Ne diyeceksin?” Yine de mecbur kalıp ‘Eşim kayıp’ dediği oluyormuş.
Türkiye’de iç hukuk yolları tükendiğinde başvurdukları AİHM’den 2003’te Türkiye’nin ‘dostane çözüme’ gittiği kararı geldi. Evet, Türk hükümeti soruşturmanın yetersiz kaldığını kabul ederek durumu ‘üzüntüyle’ karşıladığını bildiriyordu. Evet, ortada bir kabul vardı ama, soru işaretleri de yerindeydi. Hele Hanım Tosun’un istediği hiç bu değildi: “Davamın bu şekilde sonuçlanmasını istemiyordum. Benim istediğim bu insanın akıbetini öğrenmekti. Devlet bir şekilde ‘Onunla ilgili her şeyi yapmadığımız, soruşturmayı düzgün yürütmediğimiz için üzgünüz’ gibi şeyler söylemiş oldu. Ama kararı ilk okuduğumda kabul etmek istemedim; ikinciyi de…
Üçüncüsünü de kabul etmeyecektim ki avukatım ve Fehmi’nin de avukat olan kardeşi ‘AİHM’de zaten davalar hep bu şekilde sonuçlanıyor’ deyince kabul etmek zorunda kaldım.” Aldığı 40 bin Euro’luk tazminatı anmıyor bile:
“Bir insanın hukuku söz konusuyken parayı ne yapayım? Bana bütün İstanbul’u verseler, bir tırnağı kadar önemi yok.”
Onlar taşındıktan bir süre sonra karşılarında açılan ve taşındıkları hafta kapanan taksi durağı… Mutfak camından duyduğu telsiz sesleri… Bir kocayı kaybetmişken bile süren esrarengiz, can sıkıcı telefonlar… Diğer yanda, onca yıl sonra ‘devlet geleneği’ faili meçhul cinayetlere dair itiraflar…
Fehmi Tosun’u ve diğer tüm ‘kaybedilenleri’ hatırladığında belki biraz başka bir yer olabilir bu ülke.

O üç el silah kimeydi?
“Eşimin kaybolmasından üç ay sonra eve yeni telefon almıştım. İHD’den, oradan buradan arıyorlardı çünkü. Bir gün oğlum geç geleceğini söylemişti. Bayağı da gecikmiş. O arada telefon çaldı. Açtım, alo, alo, ‘Bekler misin hatta?’ dedi biri. Anlamadım, biri birini bağlayacak sandım, bekledim. Sonra üç kere silah sesi, yakından, pat pat pat… Ben şok oldum o an, ‘Tamam kapatabilirsin’ dedi bir ses. Bana değil, oradan birine. Telefon kapandı. Korktum, bu sefer oğlumun başına bir şey mi geldi dedim. Gece 12 falan… Sonra çıkıp oğlumu buldum, o başka yerdeymiş ama bu olayı da çok düşündüm. O zamana kadar telefonum yoktu benim. Yani aradaki üç ay boyunca eşim sağ mıydı? O sırada vurulan eşim miydi? Bunu hiç bilemedim.”

‘Elin adamı hatırla diyor’
U2’nun, eşinin hikâyesini nereden duymuş olabileceğini soruyorum Hanım Tosun’a. “O zamanlar yurtdışında bu olaya büyük bir ilgi vardı. Haftanın dört-beş günü İHD’deydik. Almanya’dan, Hollanda’dan, bir sürü yerden heyetler gelirdi. Herhalde o şekilde duydular. ‘Yabancı bir grup Türkiye’deki kayıplardan, senin eşinden bahsetmiş’ dediklerinde gurur duydum doğrusu. Burada kimse anmazken, elin adamı hatırlamamızı söylüyor. Sonuçta yabancı insanlar, yabancı bir müzik… Bu insanlar bile kayıplar için bir şey yapıyorsa, ben hepsine teşekkür ederim. Konsere çocuklarım da gitmek istiyor, ben de… Bir imkân olursa Bono’yla tanışmayı, bunları yüzüne söylemeyi de isterim.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s