Seni, yaralı kenti ve ölümü düşünüyorum

Kabuk bağlamış yaralarıma tırnaklarımı acımasızca geçirip kanatıyorum bu gece.

Deli hüzün nehirlerine bırakıyorum kendimi, gece kanıyor, ben kanıyorum, çocukluğum kanıyor, odamın içine yayılan o kadife yumuşaklığındaki hüzünlü ses kanıyor.

Yazmak, derin bir hayal denizinde yüzmektir demiştim sana, hayal kuruyorum gözlerim kapalı.

Açsam gözlerimi; gerçek, acımasız bir tokat gibi yüzümde şaklayacak.

Siyah etekliğin… Hani biz yolda yürürken laf atarlardı, “Entel dantel kızlar” diye, işte onunlasın. Tuhaf, botlarını çıkarmışsın`, oysa yaz ortasında bile bot giyerdin. Sahi, “Yüreğime botlarınla, askeri potinlerinle girme… Soyun kadife yumuşaklığında yürü ve insana dair olanı seveceğine yemin et” sözünü sen mi not düşmüştün defterime? Yoksa ben mi yazmıştım?

Hatırlamıyorum…

Belki de hatırlamaktan korkuyorum…

İnsan, hüznünü, acısını, bütün duygusunu gözlerinde ve yüzündeki çizgilerde taşır.

Yüzümdeki çizgilerde sen varsın…

Uzun zaman oldu sen gideli…

Bazen kendimde yolculuğa çıkarım, bir sünger avcısı gibi derinlere iner, daha derinlik sarhoşluğu başladığı an vurgun yerim…

Ne çok vurgun yedik ikimiz de…

Garip değil mi, insanı acıttığını bilmemize rağmen, hüznü severiz çoğu zaman.

Hüzünlerimi seviyorum… Hayır acı çekmeyi sevdiğimden değil hüzünlerimi sevmem…

Hüznümsün benim bir daha hiç dokunamayacağım, korkusuzca yüreğimi paylaşamayacağım…

Çeliğin acımasızlığında yitirdiğim kara gözlü çocuk en büyük hüznüm…

Çok uzaklarda kalmış hanım eli kokan çocukluğumun sokakları…

Ve ülkesizliğim ve kimsesizliğim…

Burada, akrep ve yelkovanın yarışında, sabaha gebe gece, güne kavuşmaya hızlı adımlarla ilerlerken, saat tam üçte bülbüller şakımaya başlar. Bunu sana anlatmış mıydım bilmem ki…

Seslerini bu kadar iyi tanıdığım bülbüllerin neye benzediğini hiç bilmiyorum.

Tuhaflıklarımdan biri olarak düşüneceksin belki, ama nedense bülbülleri yazarlara benzetiyorum. Niçin güzel sesli bir şarkıcı değil de yazar dersen cevabım yok.

Belki de var… Anlayacağın duygu ve düşüncelerimde gel gitler yaşıyorum yine.

Uzak şehirlerden, adını hiç duymadığım kasabalardan mektuplar alıyorum. Acı yüklü, cümlelerde takılıp kalıyorum. Yüzünü hiç görmediğim kadın ve erkeklerin yaşamlarını soluyor, gizlerinde yolculuğa çıkıyorum… Çaresizliğime kızıyor, cümlelerimde bana tutunan, mülteci olan insanlar için bir şey yapamamanın burukluğu ile evin içinde dolaşıp duruyorum. Uzak şehir ve kasabalardakiler bilmiyorlar ki, ben hep mülteciyim…

Çayın hiç tadı yok…Avrupa görmüş su fiyakalı olacak değil ya, boz bulanık bir renk alıyor, gerçekten tadı da, rengi de, kokusu da yok… Kayıp etmiş, yitik insanlara benziyor… Boz bulanık.

Etrafı is tutan çinko bir çaydanlık tütüyor gözümde, gören de bin yıl orada, o çaydanlıkta çay içtim sanacak. Topu toplam on beş gündü işte, doğduğum o kentteki konukluğum. Sahi unutmuş mudur beni o yaralı kent… Ben unutmadım biliyor musun… Sevgilinin yüzünü hafızasına kazıyan bir aşık gibi, o tozlu sokakları, biri birine yaslanmış fakir evleri ve ihtişamıyla “sizi koruyor, gözetiyorum” der gibi bakan o efsanevi dağı kazıdım aklıma ve yüreğime…Senin gülüşün ve o kapkara gözlü çocuğun gözleri…

Bu ara, durup durup seni, kenti ve ölümü düşünüyorum.

Aslını ararsan yazdıklarım da tatsız, bir türlü aradığım cümleyi bulamıyor, istediğim çığlığı atamıyorum. Cümlelerle intihar ediyor, cümlelerle içimdeki zehre panzehir buluyorum…

Acıyı kutsayarak yazıyorum kimi zaman.

Öfke yükleniyor en sıradan sözcüğüm bile bazen.

Anlayacağın rotası belli olmayan bir kayıp gemi gibiyim. Bir o yana bir bu yana savrulup duruyorum, acımasız insan denizinde. Hem bu denizde bir damlayım bütün acımasızlığımla, hem de denizin durmadan dibine doğru çekip boğmaya çalıştığı bir kimsesiz…

Yazmak, yazının rahminde büyüttüğü cümlelerle, namussuzların, yalancıların yüzüne tokat atmak ikimize de mucize gibi gelirdi. Sen mucizeye inanarak gittin, kendi mucizeni yarattın belki de… Bilmiyorum… Artık emin değilim…Gitmek dönmemek mucize midir ki?

Seni, yaralı kenti ve ölümü düşünüyorum…

Keşke senin kadar cesur olsam… Hiç unutmadım tam bu gündü gidişin…

hasretbirsel@hotmail.frBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s