Av Mevsimi


Av Mevsimi
Harun Ahmet

Av Mevsimi adlı filmi izlediniz mi? İzlemediyseniz, her şeyi birkaç saatliğine bir tarafa bırakıp izlemenizi öneririm. İki nedenden ötürü; Birinci neden Şener Şen’in varlığı ve oyunculuğuyla ortaya çıkan sanatsal yapı, ikinci neden ise filme gizlenen o harikulade konu. Film kısa ifadeyle, yaşatmak istediği bir değeri için elinden geleni yapan, akıl almaz av taktikleriyle, olur olmaz bütün haksızlık, adaletsizlik ve acımasızlıkları sergileyen, bunları sergilerken de iktidar ve gücü arkasına alan zengin bir iş adamıyla, bir grup polisin yaşadığı dramayı anlatır. Aynı konu bir aşk çevresinde dönen kavganın anlatıldığı Eşkıya adlı filmde de vardır. Baran ile Berfo’nun Kejeye olan aşklarındaki büyüklüğün sınırı uzun zaman tartışma konusu oldu. İki yol arasında doğruyu gösteren tek imge, filme damgasını vuran Eşkıya karakterinin yaşadığı dramatik son olsa da, bir çok kişi aşkına ulaşmak için dostunu bile satan Berfo’nun içindeki aşkın, dostunu kurtarmak için aşkından vazgeçen Eşkıyanın aşkından daha büyük olduğuna inandı. Psişik bir var olma kavgasına dönüşen paronayak bir aşkın, ardında bırakacağı cesetler elbette ki, hiçbir zaman yaşanamayacak olan bir aşkın lanetidir. Bence Eşkıya, hayatına bile mal olsa dostuna karşı göstereceği vefadan vazgeçtiği an, o aşkı uzun bir süre yaşatamayacağını biliyordu. Eşkıya, aşkın zayıflığından değil en büyük değeri olan o aşkı korumak için… dostu için ölümü seçti.

Asırlar boyu sanat yapıtlarında işlenen, değer korumak ve yaşatmak için sergilenen tutumların biz Kürtler açısından çok önemli olduğuna inanıyorum. Bir değer olarak yaşatmaya çalıştığımız Kürtlüğe ve kurmaya çabaladığımız devlet olma çabasını bir Berfo gibi mi yoksa bir eşkıya gibi mi yaşayacağız?

Son zamanlarda Avrupa ve Güney Kürdistan’da yaşanan olaylarla birlikte, değer yaratma ülküsünü sorgulama gereği duydum. Güney Kürdistan’da başlayan halk gösterileri varken, Avrupa’dan Türkiye’ye dönmek için hummalı bir diplomasiye kapılanlar birer birer ortaya çıkarken, ne Türkiye’deki son olayları ne AKP’yi nede Erdoğan’ın yaratmaya çalıştığı postmodern şeriat yolunu yazamazdım.

Sıcak bir yaz akşamı, Silvan ovasına kurulu yıkıntı bir köy evinde oturmuş buzlu ayranı yudumlarken, eski isyanlarda yer almış yaşlı Kürt, parmağıyla bir maymun gibi kılları her tarafa uzamış, bir insandan çok hayvana benzeyen ve bir kaçı sakat doğan çocuklarını parmağıyla bana gösterirken şöyle demişti;

-Bunlar başarısız bir isyanının torunları. Siz siz olun sakın bu son isyanı kaybetmeyin. Kaybedilen her isyan, ardında koca bir sakatlar ve ucubeler topluluğu bırakır.

Evet! yenilmiş bir isyan ardında koca bir ucube topluluk bırakır. Onun için bu son isyanın yenilmesini istemiyorum. Silvanlı toprak ağası içindeki ezikliği çocuklarının biçim bozukluğuyla karşılaştırıp imalı bir uyarı yapmış olsa bile biz Kürt bireylerinin ruhsal olarak ucube doğduğuna inanıyorum. Ait olduğumuz tabiata dönebilmek için, bu son isyanı başarmaktan başka bir seçeneğimiz yok. Onun için hala bir isyanı yaşayan ama bunun farkında olmayıp kurulu bir devlet havasında dolaşan Güney Kürt yönetimine öfkeliyim. Süleymaniye’deki gösteriler Kürt tarihinde kendi egemenlerine karşı yapılan ilk isyandır. Bu üzücü olduğu kadar utanç sayılır. Kürtlerin şekil bulmuş tek kazanımı olan Güney Kürdistan toprağında patlayan bu öfkenin kaynağı 17 maddelik içi boş bir dizi yasayla geçiştirilmeye çalışıldı. Gösterilerin kaynağında Kürtler için çok önemli kazanımları hedefleyen güçlerin olması muhtemel. Ama asıl üzücü olan, isyana neden olan argümanların sağlıklı bir dökümünün yapılamaması. Gerçeği söylemek gerekirse; Mesut Barzani ve Celal Talabani’den sonra o toprakların tam bir Sadom ve Gamoraya dönüşeceği. Talabani ve Barzani, Kürdistan yaratma amacındaki ailesel ve aşiretsel yöntemler den vazgeçmelidir. Neçirvan Barzani’nin kişisel servetini açıklamalı, bu servetin nereden geldiğini göstermelidirler. Hava yolları şirketlerini, uluslararası nakliye ve petrol şirketlerine nasıl sahip olduğunu anlatmalıdırlar. Ülke kaynaklarının halka eşit paylaşılıp paylaşılmadığını ispatlamalıdırlar. Bağımsız bir Kürdistan isteğinin bu iki liderde çok yoğun olduğu inkar edilemez ama bu isteğin, değer yaratma çabalarının kaynağında yatan düşüncelerdeki özün yanlış mayalandığını anlamaları Kürdistan’ın yararınadır. Dünya standartlarına ve Pazar ekonomisine göre ülke kurma çabasında halk, her zaman bir iş gücü ve köle olarak kalır. AV MEVSİMİ filminde değerini yaşatmak için her türlü yolu deneyen karakter halka yaptığı bir konuşmada şunları söyler;

Kulağınıza küpe olacak bir şey anlatacağım anladınız anladınız… anlamadınız siz bilirsiniz. Benim için kaba saba adamdır derler, desinler. Ticarette kimseye nezaketi için para ödemezler, para eden zekadır. Babamla ava çıkardık. Bir keresinde bir geyik buldum. Hayvan oracıkta yığıldı, dizlerini büktü, ölürken de yığıldı, gözlerini dikti bana öyle baktı. Dayanamadım, ağlamaya başladım. Babamdan ilk ve son tokadı orda yedim. Bir tane çaktı bana ve dedi ki; Bak oğul! Ağlayacaksan bir daha gelme! Avın gereği budur. Yine dedi ki; Hayatta böyle bir şeydir işte. Sürek avıdır. Ya sen indirirsin, ya seni indirirler. Seç birini! Sordunuz ya düzen üzerine! Yani dünya düzeninin adı tam da budur. Avlar ve avcılar vardır o kadar. Sizde buna karar vereceksiniz! Av mı olacaksınız avcımı?

Dünya ve Pazar ekonomisine göre bir Kürdistan kurma çabasının özeti budur. Eğer değer koruma ya da yaratma çabasında sürek avına ortak olursanız, ilk av halkınız olur. Arap ülkelerinin yaşadığı isyan dalgasının, Kürdistan’a uzanması kuşkuludur. Çünkü bu isyanlar bir devrim akımı değil, Amerika ve global düzenin petrol sermayesini aile ve bireylerinin tekelinden çıkarıp, liberal ekonomiye transfer etme çabalarıdır. Dolayısıyla da kendi hâkimiyetlerine… Aile ve belirli topluluklarının kasalarında biriken yüz milyarlarca doları serbest piyasaya akıtmak global düzenin iştahını kabartmaktadır. Bu nedenle şimdiye kadar aile, birey ve aşiretlerin denetimlerinde olan halkların yaşadıkları eziyet, haksızlık ve adaletsizlik argümanlarını kullanarak bu isyan akımını başlamasına önayak oldu. Kürt yönetiminin buna alet olmadan olaylardan uzaklaşması gerekmektedir. Yerel yönetim biçiminin nasıl olacağını, sosyal devletin gereklerini bir an önce yeniden tartışıp hayata geçirmeleri, aşiretlerin ve ailelerin olmasa da genel olarak Kürt halkının yararınadır. KDP ideolojisindeki liberal demokrasinin, fırsat eşitliği ve serbest rekabete dayalı bir Pazar ekonomisinden çok ailesel ve aşiretsel kaynaklara dayandığına inanıyorum. Kürt bölgesinde büyümenin sadece birkaç yolu var; ya aşiretin önemli bir yerinde olacaksınız ya da particiliğe dayanan çıkarları savunacaksınız. Bir devlet hangi şekilde kurulursa öyle devam eder. Şirketler yaratan, onlara sahip olan kişilerin en küçük bir başkaldırıda bu değerlerinden bir çırpıda vazgeçtiği nerede görülmüştür. Çünkü o sahip olduğu şirketi ulusun çıkarına eş tutar. Kendi çıkarını savunurken bunun ülke çıkarı olduğuna inanmıştır. İleride belki de yüzbinlerce Kürd’ün hayatına mal olacak bir sınıfsal bir iç savaş batağının kaynakları bugünden kurutulmalıdır. Talabani ve Barzani liderliğindeki yönetimin düşüncelerini kolay kolay değiştireceğini düşünmek çok naifçe bir istek olabilir ama bunu istemekten başka bir seçenek yok. En azından halka kurşun sıkmayacakları bir yöntem bulabilirler.

Av mevsiminde en önemli değeri olan kızını yaşatmak için elinden geleni yapan iş adamı filmin sonunda kızını kaybetmekten kurtulamaz. Eşkıya filminde, Eşkıya temel insani değerlere sahip çıkıp, aşkından ayrıldığında, aslında aşkı kutsamış, fiziksel tabiatın ötesine taşımıştır. Kaybeden, bütün bu acılara, değerini korumak ve ona sahip olmak için en yakın dostunun varlığıyla hayatına kasteden Berfo’dur. Kazananlar fakir, kaybedenler egemen ve güçlülerdir.

Bir değeri korumak, ya da onu var etmek için sergilenen yöntemler, yol ve biçimler en az o değere sahip olma kadar hayatidir. Örgütü savaş koşullarına göre yaşatmaya çabalarken, disiplin sağlama ve örgütün birliğini koruma adına işlenen cinayetler, ruhsal zedelemeler o değeri size kazandıramaz. Bir devlet kurup, kimliğini ve farklılığını yaşama yolunda kararlıca ilerlerken, o devleti koruma adına o devleti var eden gerçek nüfusa baskı yapılamaz. Değerlerin basit bir tekelden değil çok kompleks bir karmaşadan oluştuğunu anlamak için tonlarca kanın, göz yaşının akmasına gerek yok. En büyük değer insandır. O partilerden de, örgütlerden de, devletlerden de değerlidir. Onsuz kazanılan ve korunan her değer sadece paranoyak bir var olma, çıkarsal bir art niyet olabilir.

Şimdiden karar vermeliyiz! Aşkına layık olup onu vicdan rahatlığıyla yaşamak için dostuna el uzatmayı tercih eden bir Eşkıya mı, yoksa dostunu ve her şeyi aşkına sahip olabilmek için harcayıp, satan Berfo mu olacağız?

harunahmet-@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s