KARA AYNALAR-Harun AHMET

kadin gerilla

Gerilla


Harun Ahmet

Dilan’ın yemyeşil gözleri var. Teni süt gibi, yüreği kıpır kıpır… Daha on sekizinde bile değil. Kalbinde yaşanmayacak aşklar büyütüyor. Hayaller kuruyor. Birilerini özlüyor. Annesini anımsıyor. Oyuncakları var. Hayatın en sade biçimi o… Dilan, yemyeşil gözleriyle kara bir aynada duruyor şimdi. Onun artık tarayacak bir saçı yok, gözleri yok, elleri yok, teni bir süt gibi kokmuyor. O, Licen’in Kurmik ormanlarında binlerce toplu mezarlardan biri olan küçük bir taş kütlesinin içinde, dağa birlikte geldiği ve tıpkı onun gibi ölümün nasıl bir şey olabileceğini hayal edemeyecek kadar taze bir ömre sahip arkadaşıyla üst üste yatıyor. Dilan vurulmuş, bedeni param parça, karnı güneşin kızıllığında şişmiş, tecavüz edilerek yakılmış bedeni pul pul dökülüyor. Arkadaşları, onları koyacak bir toprak parçası bile bulamamış. Öylece taşlar arasına, gömmüşler. Taşları örüp, çıplak bedenlerinden sızan utancı kapatacak bir kabir bile olamamış onlarınki. Kara, taş bir aynanın ardından bakıyorlar.

Bir dramın etkileyici gücüne yaslanarak çıkarsal tezler üretmenin şerefsizliğiyle, o dramın içine girerek kurulan bir yaşamın güzelliği arasındaki fark ne kadar da belirsizleşti. Bir halkın kara aynalardan kurtulmayı bekleyen binlerce ölüsü olması ne kadarda utanç verici. Sorun tarihe asılmış bu kara aynalar değil, o kara aynalara bakarken hep kendi güzel yüzümüzü görmemiz.

Bejan Matur, o aynaların izini sürerken hep kendi güzel saçını tarıyor, dağın ardına bakarken bir Kürt olarak aslında kendi yüzüne dokunuyor, onu okşayıp büyütmeye çalışıyor. O dağın ardını görmeyi değil, kara aynaları kapatmaya çalışıyor. O aynaların izini sürenlerin hikâyeleriyle dalga geçiyor. Onları sıradan bir mağdur gibi göstererek suçu tarihin talihsizliğine bağlıyor. Bejan Matur ve Türk gazetelerinin Kandil ziyaretleri ve örgüt kurmaylarının bunlara gösterdiği aşırıya kaçmış misafirperverliğiyle, Mustafa Sağırlı’nın Mustafa Karasu ila yaptığı hakaret dolu röportajda gördüğü sağduyuya ilişkin söylenecekleri geçiyorum. Kürtlerde ilişkileri çekilmez kılan kötü durum budur. Bir Kürt yazar, gazeteci, militan, muhalif ve sıradan biri olarak Dilan’ın kara aynalarını hala sırtlanmaya çalışan bir güce mağdur edebiyatı yapmak, merhamet isteyip, değer görmeyi beklemek kendini beğenmişliğin işareti olur. Zatten Kürtler içindeki bu kötü ilişkinin temelinde bu yok mu?

Bir halkın kara aynalardan kurtulmayı bekleyen binlerce ölüsü varken, geçmişe geçmiş deyip geleceğe pervazsız bir unutkanlıkla abanmasındaki duygunun ardında, o kendini beğenmişlik ülküsünden başka ne olabilir. Kendi aksine sevdalı olanlar bu yüzden on binlerce evladını kara bir aynaya kapattıktan sonra kılı kırk yaran yorumlarla eziyet etmemeli ve daha birçok düşüncenin yolu henüz açıkmış gibi ufkunun belirsiz oluşuyla eğlenilmemelidir. AKP ile başlayan süreç bizi aynalardan azad etmedi sadece hastalıklı aksimizle yanılgılı bir görüntü oluşturdu.

Mehmet Metiner, Bejan Matur, Şivan Perwer, Kemal Burkay, Suzan Samancı, Muhsin Kızılkaya, Yaşar Kaya ve daha ismini saymakla bitiremeyeceğimiz Kürt aydınları, sanatçı ve yazarları ne yapmaya çalışıyor? Yada yapmaya çalıştıklarının farkındalar mı? Neden bunlar bir zamanlar Dilan’ın kanlı bedenine kapanırken şimdi hakemlik yapan bir aydın, sanatçı ve yazar oluverdiler? Çünkü Dilan’ın kan izleri dağa gidiyor, dağa giden her şeyde de PKK var. Dilan’ı savunduklarında, onun istediği hayatı anlattıklarında, sürüm sürüm sürünen bir aydın, sanatçı ve yazar olacaklarını biliyorlar. Dilan’ı kucaklamak isteyenlerde PKK ile yaşadıkları husumetten dolayı gururlarına kapanıp yüz çevirir oldular. Bu işin kendimiz çıkarına dahi olsa çözüme kavuşması ve yaşanan tüm acılardan sıyrılmanın tek yolu devletin PKK ile müzakereye girip bir şekilde uzlaşmasıdır. Ve bu kesim farklı bir Kürtlük havası yaratarak gündemi çarpıtmaktadırlar. Ben bu şahsiyetlerinin bazıları hariç asgari niyetlerinin çok kötü olduğunu söylemiyorum. Ama bu dönemde PKK dışında oluşturulacak her Kürt eğiliminin kendi güncel güvenliği ve haklarından başka getirisi olamaz. Kendilerince onları tehdit eden Öcalan’ın son görüşmesinde bunlara resmen rica ve bir liderin yapamayacağı tarzda izahatlar var. Bin yıllardan sonra Kürd’ün, ilk kez kendi çıkarına egemenleriyle masaya oturduğundan ve isyanlardan birinin asgaride olsa başarıya yakın olduğundan söz ederek, bunu bozmamalarını istiyor. Bizim ayna sevdalısı Kürtlerimiz maalesef bu dönemi bozmaya çok yakınlar. Bu dönemde yanılsama yaratmaya yönelik her uzatılan ele uzanan eller bir pusula gibi BDP’ yi ve PKK yi göstermeli. Biliyor musunuz? PKK’ nin yok olması dahi onun bu işi başarmasından geçiyor. PKK’yi sonsuza kadar yok etmek isteyenler kendilerince daha kolay ve meşakkatsiz bir yol seçerek, devletin her kıpırdanışında PKK”yi devletle göz göze gelen bir güç haline getirmelidirler.

PKK, ne Küba’daki Che ve Castro’nun partisinden daha kirli, nede Halepçe’nin anısını devlet olma yolunda taçlandıran KDP ve YNK’nin günahkârından daha az günaha sahiptir. Bir savaşta olmanın bütün erdemi ve kirine sahip bir mücadele örgütüdür. İsteyen istediği kadar bu erdemlerle kirleri büyütüp küçültebilir. Eğer kendimiz olup, temiz bir vicdanla ve dağlarda vurulan dostlarımız, oğullarımız ve kızlarımızın izini sürdüğümüzde, PKK’nin hatalarıyla da, erdemleriyle de en doğru yerde buluşabiliriz.

Son dönemde giderek büyüyen aydın, sanatçı ve yazar kargaşasının koca bir yanılsama olduğunu düşünüyorum. Eğer sürdüğümüz hayatın izi bir an PKK’ye ulaşıyorsa ona ‘’doğru demek’’ yardakçılık ya da tarafsızlığını yitirmiş, siyasetin ve particiliğin gölgesinde yürütülen yazarlık, sanatçılık sayılmaz. Özellikle Suzan Samancı’nın bunu demeye hakkı yoktur. PKK’yi kaçınılmaz bir güç yapan, PKK’yide aşan bir kavganın içinde olmasıdır. Tarafın Altanını, İnternethaberin Nazım Alpman’ını bir tarafa bırakalım, Kürt olup ta etnik ve sosyal rahatsızlık duyan her Kürt birazda PKK’lidır. Kimi zaman kanlı bıçaklı, kimi zaman harala gürele kavda, kimi zaman en sert eleştirilerle olsa bile…

Bu sorunun çözümü Dilanlara acımakla çözülmez. Türk basınınin yaptığı ve Kürt çözümünden anladığı bu… Bejan Matur, sorunun farkında olan bir Kürt çocuğudur. Suzan Samancı yıllarını Kürtlüğe vermiş, yerini bu halkın acılarıyla yapmış bir yazardır. Kemal Burkay ve Yaşar Kaya hayatını Kürtlüğe adamış aydındır. Şivan, Dilanı dağa çıkarmıştır. PKK’nin yanlışlarına karşı çıkmak ayrı, bu savaşı kaybetmesine ön ayak olmak ayrıdır.

Bir Türk, en iyi duyguda Kürde acır, acıdığında demokrat ve kardeş olmuş sayar kendini. Ama bu bir Kürt olursa, gözleri oyulmuş, kulakları kesilmiş, derisi kükürtle pul pul dökülen kardeşlerine popüler Türk yazarları çizgisine özenip acıdığında tam bir soysuz olur. Bu günün durumu temel alındığında Türk yazarlarının demokratik tavrı, Kürt yazarları için utançtır. Onların kara aynalardan kurtulmayı bekleyen on binlerce ölüsü var. Onlar hesap sormalıdır!

Kendimizi PKK’liliğinde, muhalifliğinde, yazarlığında, sanatçılığında ötesine taşımaktan bahsediyorum. Günlük hayatımızın sorgusundan başlayıp, nasıl bir hayat istemeye getiriyorum lafı. Dilanı tanırdım. On sekizine dahi gelmemiş, ölümü düşünemeyecek kadar taze ve hayat doluydu. Onun hayattan istekleri ve dağlara taşıyan özlemleri bir kelebek gibi sağa sola uçuşuyor. Tek bir mermi atmadan, bir kayalığa sıkı sıkıya sarıldı arkadaşıyla paramparça ettiler onu. Sonra parçalara tecavüz ettiler, sonra kükürtle yaktılar. Bir Türk en iyi halde acır onlara. Ama buna acıma ve hala bir Kürt dağa neden çıkar diye araştıran Kürt alçaktır. Gerçek bir yazar, başkalarının duygulanımlarını, acılarını ve deneyimlerini sözcüklere döker sadece, duyumsadığı az şeyden, çok şey çıkarmak için yazardır. Bunu onurlu Türk yazar ve aydınlar yapar. Ama bizlerin derinlere işleyen, içimizi kemiren ve çoğu kez de yiyip bitiren bu kara aynaların sabit bir ağırlığı vardır. Böyle bir ağılığı yaşayan kişi, elbette tiyatro oyunlarıyla, demokrasi ve tarafsızlık ülküsüyle, sadece roman ve yazılarıyla betimlemez bu ağırlığı. Kürt aydın ve yazarları dizginsiz bireyler olmalıdır. Bu PKK’lı olup olmamaktan, tarafsız düşünüp düşünmemekten çok ama çok daha öte bir şeydir.

***

Not: Bajan Matur üzerine yazdığı yazıdan dolayı Hasan Bildiriciye tehdit maili gelmiş. Bütün duyarlı okuyucularımızın bu seviyesiz ve ahlaksız tehdite karşı tavır almaya davet ediyorum. Ben dahil bir çok yazar son dönemde yazdığımız yazılardan dolayı sayısız tehdit aldık. Bunu yapanlar tehdit edildiğini söyleyip, PKK tarafından öldürüleceğini söyleyerek etrafı yaygaraya veren sanatçı ve yazar kesimlerinin çapulcuları. Biz yazarlık ve ailemizden aldığımız terbiyeye dayanarak Bejan Matur’a karşı saygısızlıkta bulunmayacağız. Ama bu işin peşini de bırakmayacağız.

harunahmet-@hotmail.com
Rojeva Kürdistan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s