Kabadayının diz çöküşü!..

Kabadayının diz çöküşü!..
31 Mart 2011
AHMET KAHRAMAN

Meydanı boş, karşısındakini zayıf görünce, pazularını şişirerek “heyheylenen”, ama güç karşısında yerlere kadar eğilip, “elini ver, öpim abi” diyen kof kabadayıları, “haddini bil, aksi halde bildirirler” anlamında uyaran, “büyük lokma ye, ama iri laf etme” sözü vardır.

Kabadayılığın Batılı anlamı, Kürtlerin deyimiyle “çi dibe bira bibe” karşılığı ile “şövalyelik”, öteki anlamıyla, yeke yek düelloculuk olan mertliktir.
Ama bu geleneğin hiç uğramadığı, kapan kurma ve pusuculuğun “mertlik” sayıldığı yaşama biçimlerinde, “düellocu ruh” yerini kof, içi boş, gülünç “kabadayılığa” bırakır. TC’nin Güney Kürdistan’a kabadayılanması, bu minval üzere, Ezop (Aisopos) masallarındaki kertenkelelerin, kayalıklara konup kalkan kartallarla yarışına benzedi. Kartalların konduğu doruklara ulaşayım derken, dibe yuvarlanan kertenkelelere…

Kürdistan’ın gün yüzünü görmemesi için, ırkçı Baas rejiminin yıkılışı sürecinde, Amerikalılarla şantaja varan pazarlıklar yaptılar. Başaramayınca kabadayılanıp, “başlarına çuval geçirme” ile sonuçlanan, çeteliğe başladılar.

Sonra, hiçbir şey olmamış, onurları çuvallanmamış gibi doğrulup, sövmeye başladılar. Dün Erbil’de, şamarı yeyince diz çöküp, “elini ver, öpim abi” tablosunda, Kürdistan bayrağı altında seyrettiğimiz Recep Erdoğan o zaman yine TC Başbakanıydı. “Seni yiyeceğim” dercesine dişlerini sıkarak, Kürdistan için “kırmızı çizgilerini” açıklıyor, “federasyonu savaş sebebi” ilan ediyor, “Arjantin’de de kurulsa Kürt devletine karşı çıkarız” diyordu. Liderler “aşiret reisi” tanımlamasıyla kendince aşağılıyordu.

Recep Erdoğan, bu arada görmemiş, aşamalarından geçmemiş, dünyayı tanımamış, bilmemiş biri olarak, Çin’den Amerika’ya, Afrika’dan Britanya’ya kadar, yeryüzünün bütün yerli halklarının, aşiretten devlete evrildiğinden, ayrıca bir aşirete mensubiyetin yerli anlamlı, “soyum, köklerim belli” demek olduğundan habersizdi. Onun için “aşiret” bağlarını küfür sanıyor, Kürdistan liderlerini “aşiret reisi” tanımlamasıyla kendince aşağılıyordu.

Genelkurmay Başkanı, “Süleymaniye’de bayrakları dalgalanıyor, merkez bankalarını da kurdular, seyirci kalamayız” diye gürleyince, savaş tamtamları çalmaya başlıyordu. Ardından PKK varlığı bahanesiyle, gül bahçesinde gonca dermeye gideceklermiş gibi “sınır ötesine ordu gönderme” adıyla “savaş kararı” alıyorlardı.

Emekli generaller, televizyon kanallarında harita üzerinden hücum ve işgali tamamlayacak ilerleme hamlelerini anlatıyor, hayali zaferi peşin ilan ediyorlardı. Türk ordusu kış ortasında, “Zemheri Zürafası” misali hücuma geçiyor, fakat karlar arasında birden bire beliren gerilla güçleri karşısında, Hitler ordusunun Moskova önlerindeki akıbetine benzer geri çekiliyordu.

“Zorun faydasızlığı” anlaşılınca, sonraki süreçte, “ver öpim abi” taktiği devreye konuyor, TC hizmet ve mal ihraç etmeye başlıyordu. TC Başbakanı Erdoğan dün, bir kaç yıl öncesinin tehditkarı değil, görmeye bile tahammül edemediği Kürdistan bayrağı altında, adeta “elini ver öpim” diyen konumda, şirinlik gösterisinde, “yatırım” adıyla, kendince “yardım etmekten” söz ediyordu.

Erdoğan “yatırım” diyordu, fakat öbür yatırım “üretimse” eğer, bunların hiçbiri yoktu. TC, inşaat hizmeti ve ticaretten para kazanıyordu.

Vücut dili ve davranış biçimi, Kürdistan adını telaffuz edememesi ise, nezaketsizliğin doruğu idi. Diplomaside muhatap makamıyla anılıyor, oysa Erdoğan, Federal Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani’nin titrini yok sayıyor, “sayın Barzani” demekle yetiniyordu. Daha önce Barzani’yi Ankara’ya davet ettiklerinde, konuşma platformuna Kürdistan bayrağını koymayan Erdoğan, Erbil’deki konsolosluk açılışında da tahammülsüzdü.

Kürdistan Bölgesi Başkanı Mesud Barzani’nin, diplomatik kurallarının dışında, askeri üniformalı olması, bu tutumuna cevap mıydı, bilemiyorum.

Bir başka nezaketsizlik: Bir süre önce Yunanistan Başbakanı Papaendreu’yu davet etmiş, gezi sürerken de Türk savaş uçakları ülkesinin hava sahası egemenliğini çiğnemişlerdi. Nezaketsizlik şaşkını kesilen Papaendreu, doğrudan “bu ne terbiyesizlik” değil, ama konuşma kürsüsünden, “bunun anlamı ne?” diye sormuştu. Barzani “bunun anlamı ne?” diye sordu mu bilinmez, ama Erdoğan Erbil’deyken Türk ordusu dağları bombalıyordu.

Öte yanda gezi, Recep Erdoğan’ın “seçim kampanyasını yanlış yerde” başlatmasının resmiydi. Resmin en çarpıcı karesi İbrahim Tatlıses’le samimiyetini dile getirme anlamında, sağlığı hakkında rapor vermesiydi. Ama seçim vaaddi de olsa TC yalanlarından birini itiraf etmesi “tarihi” idi.

Recep Erdoğan Erbil’de, “şu an, Kürt vatandaşlarımızın yaşadığı inkar politikalarına son veriyoruz” diyerek, yalan, dolan dolambacında, inkarı resmen itiraf ediyordu. Bu da, insanlık adına bir ilerleme idi.

Yandaş Türk medyası, Güney Kürdistanlıların seçmen olmadığını unutarak, Erdoğan seçim desteği aldığını haykırıyordu. Ama “kardeşim” dediği Suriye diktatörü Esad için “özel destek” isteyip, istemediği konusunda suskundu, yandaşlar…

Ayrıntılar bir yana gezi, bir kabadayının diz çöküşüydü. “Ver öpim abi” diyerek, bükemediği bileğe sarılması…

akahraman61@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s