“Allah yok peygamber izinde”

“Allah yok peygamber izinde”

Hasret Birsel

Biliyorum başlık olarak çok sert görünüyor. Lakin bu sözü işkencehanelere alınan hemen hemen herkes ya duymuştur, ya da görmüştür.
Bu gün televizyon izlerken bir an bu sözü anımsadım. Zulüm ve işkencede uzmanlaşmış AKP hükümeti arsızlığına ve utancına bir utanç daha ekledi, ki partiler tarihine geçecek bir kara lekedir bu.

Adının komplo, tasfiye planı ya da başka birşey olmasının hiç önemi yok. Kürtlerin gösterdiği adayları herkesi şok edecek eften püften gerkçelerle veto eden Yüksek Seçim Kurulu’nun kararından sonra Kürtler sokaklara çıktı. Çıkmaları kadar doğal bir tepki olamazdı. Taşa karşın silah, slogana karşın biber gazı ile cevap vermeyi kendisine destur edinen AKP hükümeti yine fütursuzca saldırdı. Yaralılar, gözaltları ve ne yazık ki ölüm yaşandı. Ne derece üzgün olduğumuzu yazmak artık anlamsız geliyor bana. Ölüm ve zulüm karşısında üzülmemek, tepki duymamak hayvanların dünyasında bile yok.

Ölümün, kanın, barutun, gözyaşının ve öfkenin hakim olduğu Kürdistanda ortam son derece gergin. Hatta bir belirsizlik söz konusu.

Devlet, hükümet -adı her ne zıkkımsa işte- ne yapacak?

PKK ve BDP nasıl bir yol izleyecek?

En önemlisi iradesine müdahale edilen, tepkileri ve istemleri görülmeyerek aşağılanan Kürt halkı nasıl davranacak?

Bu soruların yanıtını almamız çok uzun sürmeyecek, bir iki gün içerisinde beklediğimiz cevapları hep birlikte alacağız.

Yazının başlığına bakıp ne alakasız bir içerik diye düşünebilirsiniz. Çok alakalı, hem de pek çok alakalı. Sokaklara çıkıp tepki gösteren Kürtler polis tarafından darp edilip kan revan içinde bırakıldıktan sonra AKP il binası polis merkezi gibi kullanıldı. Kürtler burada gözaltına alındı.

İşte burası zurnanın zırt deliğidir.

Haberi izlediğimde şu AKP tabelasını kaldırıp „Allah yok peygamber izinde” yazsalar çok yakışır diye düşündüm. Belki de bir bütün olarak Kürdistan’ın her tarafına „Allah yok peygamber izinde” yazmalılar. Zira din “kardeşliğimizden” dem vurup sürekli bu masalı anlatan AKP`nin, inandığı Allah ile Kürtlerin inandığı Allah aynı olmasa gerek.

Hayır benim ne Allah’la ne peygamberle ne de inançlarla sorunum var. Sadece İslamik demogoji ile islamiyette hiç de yeri olmayan, zulmü meşrulaştıran AKP hükümetinin anlayışı ile sorunum var.

Yer yerinden oynarken, hiç birşey olmamış gibi pişkince kameraların karşısına çıkıp 23 nisan çocuk bayramı nedeni ile Türkiyeye gelen yabancı çocukları gülerek ağırlayan, sahte şefkat gösterilerinde bulunan başbakan Erdoğan`ın sahtekarlığı ile sorunum var.

Kürdistanda serçe kuşları gibi çocuklar ölürken, çocuk bayramı şovu ile anı kurtarmaya çalışan, burnunun dibindeki çocukları görmeyip başka kıtalardaki çocukların başının üstüne elini koyan dokuz yıllık bir diktatorya anlayışı ile sorunum var.

İnsanların dayanma sınırları vardır.

Kürtleri deneme tahtasına çeviren AKP hükümeti çoktan bu dayanma sınırını aştı. Şu anda bütün Kürtler taşmış durumda. Hala dut yemiş bülbül gibi susan Erdoğan`ın konuşmaması insanın aklına şu soruyu getirmiyor değil: Kürt halkının tepkisi, entelektüellerin ve aydınların refleksleri ve Kürt yöneticilerinin tahammülü ile politik duruşları bu tür oyunlarla sınanıyor mu?

Eğer sınanıyorsa bu kötü bir oyundur. İnsanların hayatlarına mal olan iğrenç bir yönetemdir.

Bu yönetmele bir yere varamayacaklarını ne zaman anlayacaklar?

Hukuki anlamda dayanakları olmayan, demokrasinin hiçbir yerine konulmayacak bu engelleme çeşitli yöntemlerle aşılmaya çalışılıyor.
Görünen o ki bir şekilde yöntem bulup geri adım atacaklar. Atmaları da gerekli. Hiç bir hukuka, hiç bir vicdana sığmayacak Yüksek Seçim Kurulu’nun vetosu kabul edilir gibi değil.

Geri adım attıklarında ise olay maraba ve ağa hikayesine dönüşecek ve aklımızda kocaman bir soru kalacak.

Bilirsiniz, traktör alan ağa sabah marabası ile yola çıkıp kasabaya gider. Yolda bir öbek hayvan boku görünnce marabaya eğer bu boku yersen traktörü sana veririm der. Traktör sahibi olmak isteyen maraba bir güzel boku yer, kasabaya giderler dönüşte ağa traktörsüz kalmıştır. Marabanın ise içine dokunmuştur yediği bok. Hayvanın dolaştığı yerde bok bol olur. Maraba bu kez yol ortasında gördüğü boku işaret eder ağam bu boku yersen traktörünü sana geri veririm der. Ağa da boku bir güzel yer, traktörü geri alır. Maraba ağam madem traktör sonunda senin olacaktı ikimiz de bu boku neden yedik diye sorar.

Yüksek Seçim Kurumu bu kararı AKP hükümetinden habersiz almamıştır. Eğer öyle olsaydı bu gün sabaha kadar mesai yapar BDP adaylarının hiç de lüzumu yokken yeniden sunduğu evrakları inceler ve kararını biran önce açıklardı.
Ne hikmetse Kürtler sokaklarda iken, polis ortalığı savaş alanına çevirmiş iken Yüksek Seçim Kurulu akşam saat altıda harç ,bitti amele paydos diyerek çekip evine gidiyor. Ortada bir cenazenin, iki ağır yaralının ve belirsizliğin olduğu bir anda bu davranışı insan bir yere koyamıyor. Daha doğrusu koyuyor da, nasıl formüle edeceğini bilemiyor.

Hani diyorum Yüksek Seçim Kurumu ve AKP maraba ağa misali gece konuşup sabah karar mı açıklayacak?

Böyle olunca biz de marabanın ağaya sorduğunu soracağız elbette…

hasretbirsel@hotmail.fr

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s