Hatip Dicle olayı ve rehine durumu

Hatip Dicle olayı ve rehine durumu

Hasan Bildirici

Yüksek Seçim Kurulu, Hatip Dicle’nin milletvekilliğini gasp etti. Türk çete devletinin elinde, Kürtlerin önünü kesecek ve yerine göre onları toptan çıldırtacak bir çok yol, yöntem ve kurum vardır. Türk devleti Kürtleri, başta aydın ve siyasetçilerini buna hayli alıştırmış. Yüksek Seçim Kurulu diyelim Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürdü, desteğini AKP’ye, önerilerini DTP’ye sunan Kürt aydın ve siyasetçilerinin söylediği ilk şey şu olur:

“Bu bir derin devlet provokasyonudur!”

Biz yıllardır derin devlet denen bir şeyin olmadığını, arada bir el değiştiren yegane bir Türk devletinin olduğunu söyler dururuz. Şimdide söylüyoruz. Kemalistlerin elinde yorgun düşmüş Türklerin devleti, Kemalist serseri unsurlardan arındırılarak, dindar ve muhafazakar Türklüğe teslim edildi. Amerika ve batı tarafından Ortadoğu’daki islam coğrafyasının kemikleri kırılırken, Türkiye’nin başında dindar bir partinin olması mutlaka gerekiyordu. Yoksa camilerden çıktıklarında:

“Amerika’ya ölüm! Allahuekber!” diyeceklerdi.

Ama şimdi demiyorlar. Cuma namazlarını sessiz sedasız kılıyorlar. Çünkü Türk devleti, tepeden tırnağa siyasete bulaşmış laikçi Kemalist unsurlardan alınarak kendilerine teslim edildi. Dindar ve muhafazakar Türklüğün siyasal iktidarına karşı çıkanlar böylece “derin devlet” adını alıyor. Devlet içi çatışmada piyon olarak kullanılan Kürt aydın ve siyasetçileri devletleşmiş AKP faşizmini mağdur göstermek için bin dereden bulanık su taşıyorlar.

Derin devlet yok, her daim her şeyi planlayarak yapan tek Türk devleti var. İşte bu devletin Yüksek Seçim Kurulu, Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşürdü:

AKP faşizminin destekçileri bunu “derin devlet işi” olarak topluma giydirecekler.

Her şey bir alışkanlık sorunudur. Kendinizi günlük bir sigaraya alıştırabileceğiniz gibi, on sigaraya da alıştırabilirsiniz. Ayakları perdeli ördekler suda yaşayabildikleri gibi karada da yaşayabilirler. Buna karşın balığı bir kaç dakika su dışında tutarsanız işi biter.

Nasrettin Hoca kuraklık zamanı eşeğini açlığa alıştırmaya karar vermiş. Epeyi de alıştırmış. Günlük yemini bir saman çöpüne indireceği zaman eşek ölmüş:

“Tüh” demiş Nasrettin Hoca. “Tam açlığa alıştıracağım sırada mübarek öldü.”

Türk devleti bize doğrudan eşek muamelesi yapıyor. Alıştırmadığı veya teslim almak için uygulamadığı ne kaldı?

Hoşgörülen her Türk davranışı Kürtlerin kapısına ağırlaştırılmış çıldırtıcı bir uygulama, yasa veya kanun olarak döndü. Delirdik, dağlara ve mağaralara düştük, tımarhanelik olduk, topraklarımızı terk ettik, Türk hanceri yemektense kendi canımıza kıydık, ama Türk devleti siyaseten yorulmadı. Çünkü onu zaten bu azgın hale getiren siyasetti. Türk hakimiyeti altında, çürüyüp dökülen Arap ve Afrika coğrafyalarında siyasete bu kadar önem verilmesi bütün haksızlıkları ve çürümüşlükleri kapatmak içindir. Siyasetin diğer adı insan ve toplum cambazlığıdır. İnsanın, daha doğrusu egemenlerin elinden siyaseti alırsanız geriye haksızlık denen bir şey kalmaz.

Dün yapılması gereken Öcalan görüşmesi de yaptırılmadı. Operasyonlar her şehirde sürüyor. Devlet heyetinin uyduruk bir iki önerisiyle 15 Haziranı bekleyen Kürt öfkesi de yatıştırıldı. Artık AKP’li Türk devletinin önünde oyalanacağı, oyalanırken oyalayacağı koca bir dört yıl var.

Bugün sürmekte olan Kürt ve Kürdistan sorunun rehine biçimi iyi algılanmalıdır. Bunu bir ima ve suçlama olarak söylemiyorum. Kürt sorunun Öcalan aracılığıyla İmralı’da rehine tutulduğu görüşüne itibar edenlerden değilim. Kürdistan bin yıldır Türk devletlerinin elinde rehinedir. 12 metre kare bir alana hapsedilen Başkan Öcalan da geleneksel rehine kültürünün kurbanı son Kürt önderidir. Biz hepimiz rehineyiz. Türk devletinin, Kürt sorununu, Öcalan aracılığıyla rehine tuttuğunu söyleyenlerin kendileri de rehinedir. Türkün egemenlik biçimi Kürtlüğü tepeden tırnağa rehin almış, onları Türk hakimiyeti dışında bir yaşam düşünemeyecekleri perişan bir noktaya savurmuştur.

Rehine kültürüne rest çekip gereği yapılmadıkça Türk sömürgeciliği altında geçen berbat ve çaresiz günler hiç bir zaman bitmeyecektir. Geleceğin Kürt nesillerine güvenmek gerekiyor. Bugün için bizi ikna eden bir kaç uyduruk adım, geleceğin Kürt nesillerinin dudaklarında alaylı bir gülümseme olarak kalacaktır.

Hatip Dicle’nin milletvekilliğini düşüren Türk kurumlarının masalarında Kürtlerin şeref ve haysiyetleriyle oynayacakları sayısız yol ve yöntem vardır.

Türk çete devletinin hakimiyeti dışında bir yaşam düşünmek, tutsak bütün uluslarda olduğu gibi, Kürtlerin de hakkıdır.

Fakat Kürtleri özgürlüğe taşıyacak yol ve yöntemler de Türk devletinin elinde rehinedir.

Kurtuluş bu nedenle gerçekleşmemekte; bıktırıcı Türk yöntem ve yasaları bu nedenle Kürt halkının canını ve onurunu yakmaktadır.

bildiricihasan@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s