13, 23 veya 33

13, 23 veya 33
Hasan Bildirici

Amerikan filmlerinin klasik bir mantığı var: Seyircinin desteklemesi istenen kişi, kuruluş veya devlet filmin başında mağdur duruma düşürülür. Kişi, kendi halinde bir insan olarak gösterilir. Filmin kahramanı kişi polis, asker, işçi veya mafya elemanıdır. Film başlarken bu şahıs veya ailesi saldırıya uğrar. Ondan sonra saldırıya uğrayan kişi, memleketi kasaphaneye çevirir. Seyirci bununla da yetinmez. Kahramanın daha çok insan öldürmesini film boyunca ister durur.

Filmin kahramanı Amerikan Gizli Haber Alma Teşkilatı CİA’dır. Binlerce kişiyi öldürmüş olan, ancak bu cinayetlerinin zerresinin izinden söz edilmeyen CİA’nın bir elemanı film başlarken başka bir istihbarat teşkilatı tarafından öldürülmüştür. Film boyunca CİA, sözkonusu istihbarat teşkilatına karşı onlarca cinayet işler. Seyirci doymaz, CİA’nın daha çok cinayet işlemesini ister.

Ya da Amerikan devletinin bir üssü filmin başında saldırıya uğramıştır. Amerikan devleti bunun karşılığında saldırıyı yapan ülkeyi cehenneme çevirir. Seyirci doymaz. Daha çok cehennem ister.

Vietnam savaşının niteliğinde habersiz milyarlarca seyirci Rambo’yu desteklemiyor mu?

On gün kadardır Türk ve Kürt basınını çok az takip edebildim. Sağdan soldan birkaç makale okumakla gündemi tekrar yakalamak güç olmadı.

Benim Türk devleti hakkındaki fikrim nettir. Türk devleti etnik ve dinsel sorun çözemez. Türk devletinin klasik iki tür çözümü vardır. Ver Kurtul veya Öldür kurtul. “Ver kurtul”a Osmanlı İmparatorluğu’ndan kopan Balkan ve Arap devletleri örnektir. “Öldür Kurtul”a ise Rum, Ermeni, Asuri-Suryani ve Kürtler örnektir. Onun için de bayrağı, dini ve milleti tektir.

Türk Başbakanı Erdoğan Kürt sorunundan ne anladığını defalarca açıkladı:

“Kürt sorunu yoktur. Kürt asıllı Türk vatandaşlarımın sorunları vardır.”

Bu şu anlama gelmektedir. Kürdistan diye bir ülkenin varlığını, dilini, tapusunu, ayrı bir halk olmak özelliğini unutun.

Türklerde başka hiçbir devlette ve ulusta olmayan klasik bir devlet ve hükümet anlayışı vardır. Bütün ülkelerde askeri darbelerden sonra, darbe sonuçlarını ortadan kaldırmak ve haksızlıkları gidermek için sol eğilimli bir partiler iktidara gelir. Fakat Türkiye’de askeri darbeyi yiyen de sağcı partidir, darbeden sonra iktidara gelen de sağcıdır. Zaten sistemlerini sürdürmelerinin püf noktası da burasıdır. Askeri darbe solu, Alevileri ve Kürtleri tapanlayıp geçer. Askeri darbeden hemen sonra iktidara gelen sağcı partiler ise otuz yıl daha darbe yasalarını korur. Ara sıra yaptıkları ufak tefek değişiklikler için de ne kadar Türk ve Kürt aydını varsa yanlarına alırlar. Bu kadar çok Türk ve Kürt aydınının AKP faşizmini desteklemesi, Türk devletinin Kürtlerde ve Türklerde çattığı yanlış beyin travmasındandır.

Avrupa’da hangi ülkede Ilımlı Hıristiyanlık iktidardadır ki, dinsel yönetimi ve onun yöntemlerini ret etmesi gereken Kürt ve Türk aydınları Türk-İslam Sentezinin iktidarı önünde diz çöktüler? Tamamıyla çıkar ilişkilerinden kaynaklanmaktadır bu. Bu nedenle Türkiye halkları devrim özürlüdür. En muhalif örgüt bile, on kez çatlayıp çatırdatılması gereken Türk devletinden sorunların çöüzmünü istemekte ve gerçekten devrimi de Türk devletinin kendisinden beklemektedir.

Halbuki Türk devleti katliam ve soykırım suçlusu bir devlettir. Dünyada soykırım suçlusu olarak yaşayan tek devlettir.

On gündür uzak kaldığım Türk basınından Türk devletinin ve ordusunun borazanı Fikret Bila’yı okuduktan sonra hiçbir şeyin değişmediğini, değişmeyeceğini ve devletin giderek daha çok Kürtlerin aleyine döneceğini bir kez daha anladım. Tahammül gücünüze ve Kürt sorunun çözümü yolunda gösterdiğiniz inanılmaz sabıra güvenerek Milliyet yazarı Fikret Bila’nın makalesini olduğu gibi buraya alıyorum:

 

PKK süreci tahrip etti

Fikret Bila

“12 Haziran seçimlerinden sonra oluşan atmosfer içinde başta yeni anayasa olmak üzere Kürt sorunu da dahil birçok temel sorunun siyasal ve toplumsal uzlaşmayla çözülebileceği beklentisi artmıştı. Tutuklu milletvekilleri nedeniyle başgösteren yemin sorunu ise TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in öncülüğünde çözüm sürecine girmişti. CHP iktidar partisiyle vardığı mutabakat sonucu yemin etti. BDP de AKP yetkilileriyle bir araya geldi. Bu görüşmelerden bir mutabakat çıkmadı ama BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş her fırsatta yüz yüze konuşmanın ve diyaloğun önemine işaret ederek bu temasın önemini vurguladı. “Konuşmak sataşmaktan iyidir” diyen Demirtaş, sadece barış ve demokrasi için uğraştıklarını da vurgulamıştı.

PKK’nın tahrip edici etkisi

12 Haziran sonrasında bir taraftan siyasal temaslar artarken İmralı ve Kandil’den tehditlerin arkası kesildi. Öcalan, İmralı’dan verdiği mesajlarda önce 15 Haziran’a kadar adım atılmazsa terörün tırmanacağı haberlerini yolladı. Daha sonra Kandil 15 Temmuz tarihini verdi. Son olarak da yine İmralı’dan “Barış Konseyi konusunda mutabakata vardık, 15 Temmuz’un hükmü kalmadı” mesajı geldi. Ayrıca Öcalan, BDP’nin yemin edebileceğini de avukatları aracılığıyla duyurdu. Harekete geçen BDP, Cemil Çiçek’in çağrısına olumlu yanıt vererek iktidar partisiyle iki kez görüşme yaptı ancak mutabakata varamadı. Buna karşın kendi kararıyla yemin edebileceği yönünde de açıklamalar yapıldı. Meclis’in normal çalışma düzenine döneceği ve yeni anayasa için çalışmalara başlayacağı umudu yükselmişken, Diyarbakır’ın Silvan ilçesi kırsalında 13 askerimizin PKK tarafından şehit edildiği haberi Ankara’ya bomba gibi düştü, oluşan siyasi ortamı ve beklentileri tahrip etti. Tüm partilerin katılımıyla TBMM’de yeni anayasa için çalışmaların başlayabileceği zemini de büyük ölçüde ortadan kaldırdı. “15 Temmuz’un hükmü kalmadı” açıklamasına rağmen PKK son günlerde eylemlerini artırmıştı. Son olarak 2 askeri kaçıran PKK, 1 aylık süre içinde değişik yer ve zamanlarda 10 askerimizi de şehit etti. Dünkü olayda da 13 askerimizin şehit edilmesi PKK’nın eylemsizlik kararının bir “hikâye”den ibaret olduğunu kanıtladı.

BDP’yi sıkıştıracak

PKK’nın sıklaştırdığı bu eylemler siyasi alanda BDP’yi sıkıştıracaktır.
PKK ile arasına mesafe koyamamakla eleştirilen BDP’nin siyasi hareket alanı daha da daralacaktır. Bu eylemlerin en önemli sonuçlarından biri, BDP’nin barış, demokrasi ve yeni anayasa konusundaki inandırıcılığını da çok büyük ölçüde zedeleyecektir. BDP bu eylemlerden sonra Meclis’e gelip yemin ederek normal çalışma düzenine girse bile bu eylemlerin yaratacağı baskının altında kalacak ve önerileri samimi bulunmayacaktır. Türkiye’yi bölmek istemedikleri, hedeflerinin demokratikleşmek olduğu, bayrakla, vatanla, İstiklal Marşı’yla sorunları olmadığı yönündeki beyanlar kamuoyunda etkili olmayacaktır. Siyasi kanalların açık tutulması için gösterilen çabalar ortadayken PKK’nın vazgeçmek bir yana terörü daha da tırmandırması “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” özdeyişinde olduğu gibi algılanacaktır. 13 askerimizin şehit edilmesi ve 7 askerimizin yaralanmasıyla kamu vicdanında oluşacak yargı Ankara’nın terörle mücadele konusunu yeniden gözden geçirmesine de neden olacaktır.”

Makale bu. Ama devletin ve hükümetin Kürt sorununa bakışı da bu. Bingöl’de 33 askerin öldürülmesiyle hatırlarsanız kendi dediklerine göre Kürt sorunun çözümünde tarihi fırsat kaçırılmıştı.

Biz de aksini söylüyoruz. Kürt ve Kürdistan sorunun çözümünde hiç bir zaman tarihi çözüm fırsatı olmadı. Fırsat varmış gibi gösterildi, hatta çözüm tartışmaları yapıldı, insanlar umutlandırıldı, Kürt cephesi bölündü, direniş halindeki Kürt güçleri gevşetildi, bu arada Öcalan ile görüşmeler yapıldı ve ardından zaten uyduruk olan gündemin içine şey edecek 13-23 ve 33 asker öldürüldü.

Bu ara Konya dahil bir çok ilde BDP binaları faşist kuşatma altına alındı, tahrip edildi.

13 askerin ise çoğunlukla Türk askerinin yaptığı orman yangınında hayatını kaybettiği anlaşıldı. Askerlerin kimler tarafından ve nasıl öldürüldüğü hiç önemli değildir. Önemli olan ölmeleri ve Amerikan filmlerindeki mağdur durumun Türklerin eline geçmiş olmasıdır.

Ama bu fırsat ellerine hep geçecektir.

Malazgirt savaşıyla Türklere Selçuklu devleti kurdurtan, 600 yıl Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu sınırlarının bekçiliğini yapan, daha sonra dilini dahi yasaklayacak olan Türk asker ve bürokratlarına Türkiye Cumhuriyeti devletini armağan eden Kürt halkımı ve onun siyasetçilerini ben iyi tanımışım.

Türk sömürge anayasası Kürdistan’da oylanırken AKP faşizmini destekleyen Kürt aydınları ve siyasetçileri ne demişlerdi:

Erê, Erê, Erê, Hezar carî Erê

İş, adalet, özgürlük ve Kürdistan’ın ülke tapusunu istemekten çıldırma noktasına gelmişlerin partisi PKK ve BDP’li siyasetçiler ne diyor:

„Biz devlet istemiyoruz.”

Kürt sorununda daha başka ne yazayım bilmiyorum ki!

Her defasında umutları en başa alınan halkıma yüksek sabırlar diliyorum.

Bu ara ilk heyecanı önceki yılda kalan özerklik ilanında ismin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Demokrasi ve özerklik kavramları Kürtlere ait olmayan genel kavramlardır. Devlete, sınırlara ve hükümet alternatif olmadığını söyleyen „Demokratik Özerklik” ilanı, isim olarak sorunludur. Bütün sorunlar Kürdistan üklesinin adıyla birlikte yasak olmasından kaynaklanmaktadır. „Demokratik Kürdistan Özerkliği” veya „Özerk Kürdistan Bölgesi” isminin kullanılması, sorunun çözümüne çok önemli bir katkı sağlayabilirdi.

bildiricihasan@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s