Seni Özleyeceğiz, Metleb! – H.Şamil

Seni Özleyeceğiz, Metleb! – H.Şamil

Eski Sovyet Kürdleri arasında tanınmış toplumsal aktivistlerden olan, yurtseverliği, Kurdistanperverliği, halkının özlemlerine sadakati, özgürlük mücadelesine adanmışlığı ile bilinen yakın dostumuz Metlep Osmanov, 4 Eylül 2011 tarihinde ani bir ölümle 47 yaşında hayata veda etti.

Nahçivan’da doğmuştu. Moskova’da yüksek eğitim aldıktan sonra hayatının devamını bu kentte sürdürmekteydi. 15 yıldan fazlaydı Moskova Kürdleri Topluluğu’nun, sonradan Moskova Kürd Milli-Kültürel Bölgesel Otonomisi adlanan oluşumun başkanlığını yapıyordu.

Uzun yıllar halkının derdi, acısı, öfkesi ile yüklenmiş yürek, bu ağırlığa dayanamadı, çöktü.

Metleb’in zamansız ölümüne sıradan bir insanoğlunun dünyaya gelişi, gidişi olarak bakamıyorum. Onun beynime ve yüreğime perçinlenmiş yurtseverlik duruşu, Kürdpereslik niteliği, “insan olma” gerçeğini, niteliğini basıp geçiyor. O benim için sıradan bir insan olsaydı, “yazık oldu” diye üzüntü yaşar ve sadece üzüntü yaşardım. Nedense Metleb’in arkasından üzüntüden çok, özlem yaşıyorum. Belki de bundandır ki; dünyasını değişen sıradan insanlar, tanıdıklar için üzüntü yaşanırken, Metleb gibi insanlar daha çok özlenir?!

20-25 yaşımdayken insanları, özellikle hakkın dergahına varmışları sınıflandırmanın yanlış olduğunu düşünüyordum. 45 yaşımda görüşüm büsbütün değişmiş.

21 yy.la devletsiz, aşağılanmış, inkâr edilmiş, hor görülmüş bir biçimde giren Kürdler kendi aralarında birbirlerini mutlaka sınıflandırmalıdırlar. En azından yurtsever ve yurtsever olmayan Kürdler biçiminde bir ayrışma yapılması gerektiğine inanıyorum. Bu, parçalanmaya değil, birliğe hizmet eder. Neden birliğe hizmet ettiğinin nedenini uzun uzun anlatmak gerekir, burası yeri değil.

Tamam, belirtilen temelde bir ayrışma yapılacaksa, yurtseverliğin ölçüsü nedir o zaman, diye sorulabilir? Ölçüt, soyut kavram ve belirlemeler üzerinden yapılamaz elbette ki. İnsanlarımız sınıflandırılırken onların yaşamını, edimlerini yurtseverlik ölçütü sayılabilecek insanların yaşamına, eylemlerine vurarak doğru bir tanımlamaya ulaşılabilir. Metleb’in 47 yıllık yaşamına mesela.

Metleb’le 1987’de Moskova’da tanıştım. Bu kente ilk gelişimdir. 21 yaşında, öğrenciyim. Sovyetler Birliği “Yekbûn” Kürd örgütünün ‘Kurdistana Sor’un yeniden inşası’ talebiyle düzenlediği konferans ve miting için cumhuriyetlerden gelen yüzlerce delegeden biriyim. Toplantı henüz başlamamış. Salonda oraya buraya koşturan, toplantıyı hazırlayanlardan biri olduğu hemen anlaşılan, kısa boylu bir gencin kim olduğunu yanımdaki “tercüman”ımdan sordum. Zaten dikkatimi çeken herkesi soruyorum. “Kürd ortamına” ilk kezdir girmişim ve Kürdçe bilmediğim için konuşulanları da anlamıyorum. Tercümanım, Metlep Osmanov’dur, dedi. Ekledi: Senin hemşerindir, Nahçivanlıdır. Birkaç dakika sonra kendisine yakınlaştım, kendimi tanıttım. Hemen boynuma sarıldı: “Hejar! Şamil Esgerov’un oğlu! Kurban olum sana. Adını listede okumuştum, zaten ben de sabahtan seni arıyorum”.

İki üç dakikalık konuşmamız sırasında toplantı sonrası buluşma konusunda anlaştık. Bu arada benden iki yaş büyük olduğunu da öğrendim ama daha fazla gösteriyordu.

Toplantıdan sonra bir dükkânımıza uğrayalım, zaten evimiz de oraya yakın, dedi. “Molodyojnaya” (“Gençlik”) metrosunun hemen çıkışında en fazla 15 metrekarelik küçük bir bakkal dükkânın önünde durduk. Dükkânın üzerinde kocaman harflerle KURDİSTAN yazıyordu. “İşte dükkânımız bu”, dedi. Ve gururlu bir edayla gözlerimin içine baktı. Elbette, Metleb beni küçük bakkal dükkânını görmeye değil, Büyük Kurdistan’ını göstermeye getirmişti buraya. Amacı buydu. Gururlanmakta, gururunu paylaşmakta da yerden göye haklıydı. Rusya’sından Avrupa’sına, Amerika’sına kadar on binlerce Kürd iş adamının satışlar düşük olur gerekçesiyle dükkânlarına, mekanlarına Kürd’ü çağrıştıran isim vermekten kaçındığını, örneğin, 1996’da aynı Moskova’da Kurdistan’lı bir yurtsever insanımıza yeni açacağı restorana “Botan” ismi vermesi için ettiğim ısrarların sonuç vermediğini tecrübemden biliyorum.

Anlaşılan, her gün üç beş kişiyi kendi “Kurdistan”ı ile tanıştırmak, onlarca kişiyle alış veriş yapmaktan önemliydi 23 yaşlı Metleb için. “Kurdistan” kelimesini telaffuz etmenin neredeyse kahramanlıkla eşdeğer olduğu Azerbaycan’dan gelmiş, kendi ana dilini bilmeyen, Kürdçe konuşan birisi ile karşılaştığında göz yaşını tutamayan bir gencin Kurdistan dükkânının önünde gözleri yaşarmış, yüreği heyecandan duracak gibi olmuştu. Metleb bir şeyler söylüyordu ancak hiçbir şey duymuyordum… Bu Kurdistan ziyaretinde hafızamı işgal eden en parlak anı, tutukluğum geçtikten sonra Metleb’i bağrıma basarak hüngür-hüngür ağlamam oldu.

Metleb aceleciydi. Eleştireldi. ‘Bir şeyler yapalım da bu işler (Kurdistan’ın özgürlüğü) olup bitsin” anlayışı içindeydi. Öyle yaşadı, öyle öldü. Konuşma yaparken de aceleciydi; kendini kelimelerle fazla anlatamaz, çoğu zaman da yanlış anlaşılırdı. 1990 ortalarında Moskova’da birlikte çalıştığımız yıllar boyunca Metleb’i böyle tanıdım, keşfettim. Çoğumuzla kavga eder ancak kimseyi kendinden “ebediyen” incitmezdi. Çünkü Metleb’di o. Ayağı Moskova’ya değmiş her yurtsever Kürdün tanıdığı Metleb.

Moskova’ya en son gelişimde beni evine götürdü. Bu sefer de bir sürprizi vardı. Eve girer girmez dünyaya yeni göz açmış üçüncü oğlunu göstermek için acele etti. Üç yavrusu ile tanıştırdı beni: Bu Öcalan, bu Berzani, bu da Telebani! İsimlerin, simgelerin önemini çözmüştü Metleb.

Kandil’de yapılan PKK kongrelerinin birine delege olarak gelmişti. Tartışılan her konuda bir sözü vardı. Toplantılar esnasında sık sık söz ister, çekinmeden konuşur, eleştirir ve genellikle de kendini her kese anlatamazdı… Kongre sürecinde bir gün uyardım kendisini: “Burası farklı bir ortam, dostum, her konuya girme”. Anında tepki göstererek tersledi: “Ne konuşuyorsun, ne farklı-marklı ortamı? Burası benim ülkemdir! Benim Kurdistan’ımdır! Yüreğim nasıl isterse, öyle de konuşurum!” Kahkaha atıp gülmekten başka ne yapabilirdim ki, Metleb’in karşısında?

20 yıla yakın bir süre boyunca Moskova Kürd camiasına başkanlık etmiş Metleb Osmanov, birçokları için “apolitik” bir insandı, davranışlarını ölçüp biçmez, konuşmasını tartmazdı… Aklına ilk geleni hiç çekinmeden dilinden aşağı indiriverirdi. Neden mi? Bu sorunun tek yanıtı var; çünkü o Metleb’di. Onun kitabında ülke ve millet söz konusu olduğunda ölçüp biçmek, yürekte laf saklamak, eveleyip gevelemek yoktu. Metleb’di ya, Nahçivanlı Metlep! Moskova’nın ortasında Kurdistan’ını kurmuş, Barzani’nin, Talabani’nin, Öcalan’ın babası Metleb…

Dostum, beni duymazsın ama gene söyleyeyim; doğru yaşadın, Metleb gibi yaşadın. Seni çok özleyeceğiz.

Hejarê Şamil

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s