Lütfen beni sevme!

Lütfen beni sevme!

Tam ‘Türk tipi bayan’, her şeyi bilen, yeri geldiğinde çakıp oturtan da sendin. Depremzede Kürtlere de ayarı sen verdin. Nazan Özcan yazdı.

Annelerimizden alıyorduk haberlerini. Hem tatlı hem de sert. Tam ‘Türk tipi bayan’, her şeyi bilen, yeri geldiğinde çakıp oturtan da sendin. Depremzede Kürtlere de ayarı sen verdin. Sonra da çıkıp “Bu ülkede yaşayan herkesi seviyorum” diyebildin

Aslında ne kadar da güzel idare ediyorduk seninle. Evde can sıkıntısından seni izleyen annelerden alıyorduk haberlerini. “Müge Anlı bugün gene bir cinayet çözdü”, “Müge bugün gelen konuğa bir fırça attı ki, sorma!”, “Müge de bağırmakta haklıydı ama…” Bunlar idare ederdi. Televizyonda denk gelince, kanalı çevirme şansımız vardı. Ne de olsa, konuk diye çağırdığın acılı insanları nasıl ajite ettiğini, nasıl empatiden ölüyormuş gibi yaptığını, insanların acılarından milyonlar kazandığını, konuklara ayar verirken kendi ayarını bilmediğini, programlarda hem hâkim, hem avukat, hem polis, hem en haklı hem de her şeyi herkeslerden çok daha iyi bilen olduğunu görüyorduk.

Anneler anlatmaya devam ediyordu: “Müge Anlı’nın kocası Sevgililer Günü’nde ona tektaş almış”, “Müge Anlı kocasını, kızını öyle seviyor ki…” Sen oradan annelerimize göz kırpıp ne kadar harika ve örnek olduğunu gösterdikçe biz de fırça yiyorduk: “Sen de aynı okulda okudun, neden böyle olmadın?”

Cumhurbaşkanı adayı

Doğru, Marmara İletişim’deki öğrenciliğin ne kadar da ‘örnek’ti. Şıkır şıkır giyinir, derslerde en önde oturur, sınıfın çalışkan cevval hanımkızı olurdun. Nişantaşı’na pek yakışırdın. Kötü niyetten değil, Takvim’de Arda Uskan’a şöyle söylemişsin iki yıl önce: “Beşinci sınıfı bitirene kadar yerli-yabancı okumadığım klasik kalmamıştı. Hâlâ sürekli okurum ve hâlâ ders çalışmayı çok severim. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni dereceyle bitirdim. Kanal 6’da çalışırken Kenan Erçetingöz bir magazin dergisi ve programı hazırlıyordu. Onunla çalışmaya başladım. O yıllarda ünlüler dünyasının yaşamıyla ilgili haberler yapıyordum. Şimdi ise daha bizden insanlarla beraberim. En büyük fark yardım edebildiğim noktada yaşadığım duygusal tatmin…”

Ama bir yerde belli ki yetmiyor duygusal tatmin. Aynı röportajda Uskan’a “Başbakan olacaktım” diyorsun. Neden vazgeçtin diye sorulunca da müthiş cevabı yapıştırıyorsun: “8-10 yaşlarında, Türkiye’nin ilk kadın başbakanı olmak istiyordum. Tansu Çiller olunca hayallerim yıkıldı, vazgeçtim. İkinci olmayı sevmem. Şimdi kadın cumhurbaşkanımız yok mesela!”

Had bildirici

Bizim gibi faniler, senin istidadının pek parlak olduğunu o zamanlar bilemezdik tabii. İçindeki ‘vatan sevgisi’nin de! Okuldan sonra magazin haberciliği yapınca, vatan sevgisi yerine ‘ünlü sevgini’ görebildik. Muhabirlik yaptığın yıllarda, çakma sarı saçlarınla ne güzel sorular sorardın! “Bu akşam mı start verdiniz kariyerinize?”, “Bu konuda ne diyorsunuz?”… O muhteşem cevvalliğin işe yaramış olmalı ki, bir anda Şenay Düdek’le ‘Dobra Dobra’ programında arzı endam eylemeye başladın. Ha araya bir de Zeynep Özal’ın hayatını anlatan kitap sığdırmıştın! Birkaç gazetede magazin müdürlüğü de!

Sonra gelsin ‘Müge Anlı ile Tatlı Sert’, gitsin bilir kişilikler! Anne-baba nasıl olunur, karı-koca nasıl olunur, boşanma nasıl olur, komşuya nasıl davranılır, cinayet nasıl çözülür hepsini biliyordun maşallah! Hem de çok güzel bir başöğretmen olmuştun. Tam da dediğin gibi “hem tatlı hem de sert”! Aranan Türk tipi bayan! Yeri geldiğinde çakıp da oturtacağını anlamıştık çoktan. O yüzden bazen televizyondan fırlayıp oturma odamıza düşme diye, yayın yaptığın kanala geçemiyorduk bile.

Eski koca fena halde leman

Sonra anneler bir gün şöyle dediler: “Müge Anlı bugün programında boşanma duası yaptı!” Yıkıldık tabii, yüzde yüz doğruydun sen. Ortaya dökülenler korkunçtu. Magazin gazetecisi olan eski kocan Burhan Akdağ da pek hayırlı çıkmamıştı, esip gürlüyordu: “Yıllar önce seni tanıdığımda sadece bu işe hevesli biriydin. Seni bu piyasadaki insanların, kurumların içine soktum, gazeteci, magazinci yaptım. Seni allayıp pullayıp, kendini nasıl geliştireceğini öğrettikten sonra ekran önüne çıkardım. Yolunu açtım. Tüm malvarlıklarımı üstüne yaptım.”

Sonra sen televizyonlardan çağrılar yaptın, “Can güvenliğim yok” diye. Nereye sesleneceğini de biliyordun doğrusu: “Başbakan Erdoğan ve İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir Aksu’ya sesleniyorum. Bu ülkede Aileyi Koruma Kanunu var. Polise gittim, Allah onlardan da razı olsun, kucak açtılar, yardımcı oldular. Buradan sesleniyorum, can güvenliğim yok. Eğer öldürülürsem, bu bant yayımlanır. Belki de bu kanunun yürürlüğe girmesi için (ünlü) birilerinin öldürülmesi gerekiyordur. Eh o zaman tamam, ben öldürüleyim.” Kendini Türk kadınının kurtuluşuna adadığını da öğrenmiş oluyorduk!

Sevgin böyleyse

Van depreminde Kürtlere ayarı verdin: “Herkes haddini bilecek. Yeri geldi mi taş atacaksınız, sonra zor günlerde canım cicim deyip, yardım isteyeceksin. O polisler hemen yardımına koştu oradakilerin. O taş atanların eli kırılsın.” Demokratı kazıdık, altından faşist çıktı, ne sürpriz ama! Sonra da bir özür diledin ki, evlere şenlik: “Bir grup provokatör sosyal medyada beni hedef gösteriyor. Bu ülkenin her bir karış toprağını, üzerinde yaşayan her insan ile seviyorum.” Senin sevgin böyleyse Müge Anlı, lütfen beni sevme! (Radikal

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s