Fethullah’ın Duruşu, Türk Devleti’nin yeniden çöplüğe yönelmesi..II

Fethullah’ın Duruşu, Türk Devleti’nin yeniden çöplüğe yönelmesi..II

Fethullah’ın duruşu aslında Türk Devleti’nin ve müttefiklerinin yeni Ortadoğu’daki “duruşu”dur. Barbarlar, müttefiklerinin desteğinde bu kez bütün güçlerini ortaya koyarak uygarlığın Ortadoğu’daki son kalesi olan Kürdistan’ı da yerle bir etme iradelerini ortaya koymuşlardır. Bu yolda ilerlerken, kendilerini vicdanlı davranmaya davet eden dünya halklarına da adeta meydan okuyan bir yönelim içindedirler.

Bu yazı Türk Devleti’ni eleştirme falan gibi bir amaç gütmüyor. Çünkü Türk Barbarları’nın şu an itibarı ile dinleyecekleri tek güç ABD’dir. Erdoğan boyunu aşan tehdit ve şantajların kapsamını oldukça geniş tutuyor. Bu durumda Türk İslami faşist yönetimi’nin savaş diline taviz vermemek, bu dile her ne pahasına olursa olsun gerekli cevabı vermek gerekiyor.

“Faşizm” veya “Türk İslami faşizmi” tabirini doğru kullanmak gerekiyor. Son kuşak bu konuda oldukça eksik bilgi ile hareket ediyor, yanlış şeyleri faşizm olarak niteliyor. Bence Türk olsun, Kürt olsun, günün insanı birer okuma tembeli haline gelmişlerdir. 1968 kuşağının bilgi deryası haline gelmiş olan insanları bugün yok.. Bundan dolayı mesela Türkler arasından bir Mahir, bir Deniz çıkmıyor. Faşizmin olmazsa olmazının temelini bilmek için dayandığı ekonomik güçten hareket edilmelidir. AKP Faşizmi, İslami denilen “Anadolu aslanları” sermeye yoğunluklarına dayanan bir şiddet rejimidir. Bu sermayenin önde gelen ismi Fethullahçı sermayedir. Türk işçi sınıfı, entellektüelleri ve bazı aydınları bu faşizmin kendilerine doğru da adım adım yaklaştığını gördükleri halde tavır alamamaktadırlar. Büyük bir çoğunluk, faşizmi Kürtler’e karşı ırkçı sloganlarla yürütülen mücadeledeki “faşizm”in kendisi sanmaktadırlar. Oysa ırkçı sloganlar faşizmin kitleleri kazanmak için kullandığı ikinci dereceden bir araçtır. Ama önemsenmeyecek cinsten değil.

Dolayısı ile ırkçılığı faşizm ile özdeş saymak, mücadeleyi somut alandan soyut alana çeker.

Fethullah, Türk Faşistleri’nin iktidara yürüyüşünün ideolologudur, ama ideologluğun gerektirdiği bilgi silahından yoksundur. Bu eksiğini onu sahaya iten gücün suflörlüğü ile kapatmak zorundadır. Okyanus ötesindeki o büyük gücü tanıyanlar, bu gücün istemediği bir eylemlilik içinde bulunanları asla ülkelerinde barındırmadıklarını bilirler. Filistinli görme özürlü imam buna örnektir. İşte Fethullah denilen ve bütün gücünü sahip olduğu dolarlardan ve istismar ettiği dini duygulardan alan bu unsurun bütün malvarlığı hedefte olmalıdır. Dünyanın neresinde olursa olsun bu adamın yönettiği sermaye ile kurulan okulların, üniversitelerin ve fabrikaların ve halk düşmanı unsurların finansmanında kullanılan o malvarlığının işletilmesi risk haline getirilmelidir.

Türk Faşizmi’nin Kürdistan’daki dostları ve maşaları olan devrimci eskisi kişilikler, kitlelerini kaybetmiş olan parti sekreterleri ve köy korucuları güruhunu peşlerine takan feodallerdir. Ben bu takıma bir bütün halinde “çöplük” diyorum. Erdoğan bu çöplükte işe yarar unsurlar aramaya yeniden hız vermiş bulunuyor. Bunlardan en şatafatlı karşılananı ve ağırlananı Burkay’dır. Geçen günlerde TRT-1’de bir “tanıtma” programına çıkarılan bu zat ilginç bir kişiliğe sahiptir. Bunun yanına Bay Güçlü’yü kattık mı iş tamam.. Bu ikili gibi daha bir çok unsur da sayılabilir. Ama Bay Güçlü deyince bu adamın PKK düşmanlığının derecesini hayretle takip ediyorum. Adam Mikronezya’da bir hadise olursa bunu (olumsuz anlamda) PKK’ye mal etmek için elinden geleni yapar. Düşünün Suriye’deki Kürt Düşmanı Esad rejiminin sallantıya girdiği bu günlerde, Bay Güçlü, “PKK Suriye rejimini destekliyor” türünden yazılar yazıyor. Sanki kendisi Suriye’de iken rejimin muhaberatı tarafından yakalandığında cebindeki “adem taarruz” denilen kağıdı çıkarıp “refiq, refiq” diye bağıran kişilik değilmiş gibi..

Bu yazının amacı sabotaj değildir. Ama işbirlikçiliği de teşhir etmeyecek değiliz. Burkay-Güçlü “ikilisi”nin anlaştığı bazı noktalar, AKP’nin de çok hoşlandığı noktalardır. Bu tezlerden biri; BDP’nin (onlar bunu PKK olarak gösteriyorlar) Kürdistan’da Kürtler’i temsil etmediğidir. Söz konusu görüşlerini “seçim” sonuçlarına dayandırmakta bir sakınca gördükleri yoktur. AKP de aynı iddiada bulunuyor. Yani düşman ile temsil konusunda anlaşmak bu sekreter eskilerinin kitleyi inandırmak istedikleri ilk noktadır. Düşman bunları neden bağrına basmasın? Psikolojik savaşta böylesine bir silaha paha biçilemez..

İkinci nokta; PKK halka şiddet uygulayarak oy almaktadır.. Bu da AKP’nin tezidir ve Bay Güçlü ile Burkay tarafından dillendirilmektedir. Buna bağlı olarak PKK’nin bir devlet projesi olarak ortaya çıktığını israrla iddia ederler. Şu paragraf Bay Güçlü’ye aittir:

“PKK, bir devlet projesi olarak yapılanmaya başladığı günden itibaren, sorunları silah ve şiddetle çözmeyi metod olarak benimsedi. PKK’nın varlık koşulları ve silahlı metodu 12 Eylül 1980 Askeri Darbesini hazırlayan koşullardan biri oldu.”

Aynı mealde bir çok yazı ve demeç Burkay tarafından da yazılmış veya verilmiştir. TAK eylemleri “tu kaka” edilirken, Türk Devleti’nin çok daha ağır ve katliama yönelik eylemleri ya çok hafif geçiştiriliyor, ya da görmezden geliniyor. Öte yandan “Hakkari-Çukurca”da cereyan çatışmada Türk Askerleri’nin 100’ün üstünde kayıp vermesini bahane ederek PKK’ye çok sert kelimelerle saldıran Burkay, “Kürtler, PKK’ye isyan edecek..” derken aslında AKP Faşizmi’nin tezlerini dile getiriyor.

Son zamanlarda özellikle Bay Güçlü “PKK Suriye işbirliğinin canlandırılması”ndan bahseder oldu. Bu unsur söz konusu iddiada bulunurken Türk kaynaklarını esas almıştır, ki başkaca kaynak yoktur. Öncelikle şunu söyleyeyim; ben ulusal konular söz konusu olduğunda İblis ile bile işbirliği yapılmasından yanayım. Çevremizi saran ilhakçı, inkarcı devletler biribirleri ile ve uzak yakın tüm güçlerle ilişki geliştirirken, bizim Don Kişot’ça hareket etmemiz elbette enayiliktir. Ama söz konusu Suriye ise Güney-Batı’yı unutmamamız, oraya zarar vermememiz gerektiği ortada.

Peki kazın ayağı öyle mi? Türk Devleti’nin Suriye’yi vurma planı yok mu? Elbette var. Bunun işaretleri verilmiştir. Öyleyse bir soru daha; Türk Devleti en başta kimi vuracaktır? Elbette Aleviler’i ve Kürtler’i.. PKK teslim olsa dahi Türkler’in Faşist yöneticileri Kürtler’i yine de vurmayacaklar mı? Kuşku götürmez bir şekilde Kürt’ün ezilmesi söz konusudur. O halde ne istiyor bu iki unsur (Burkay-Güçlü)?

Bence bunun bir adı vardır. Bunu siz koyun!

Kürt Halkı;

sadece bizim için değil, bütün dünya için söylüyorum; genel bir savaş havası ortalığı sarmıştır. Bir genel savaş durumu bütün dehşeti ile kendisini belli ediyor. Bu savaşa en iyi hazırlanan güç NATO’dur. Gorbaçov döneminde başlayan geri çekilme ile savunma hattını Berlin’den Moskova önlerine kadar çeken Rusya ise, şu anda göründüğü kadarı ile, sınıfta kalmış durumdadır. Bundan dolayı Batı, direkt müdahale lüzumu görmeden pis işlerini Türk Devleti gibi ruhunu daha satmış olan maşalara yaptırıyor. Libya’da, Afganistan’da, Ortadoğu’da (Suriye-Irak) cereyan eden hadiseleri anlamak için bu savaş durumunu iyi anlamak gerekir. Türk Devleti bugün yasak silahlarla Kürt katliamına hazırlanıyorsa sebebi bu savaş durumudur. Fethullah eğer “vurun Kürtler’i, göreceksiniz kimsenin kılı bile kıpırdamayacaktır” anlamına gelen sözler söylüyorsa, bunu ona söyleten kaygan zemini bilmek gerek..

Yazımı bitirirken daha önce söylediklerimi tekrarlıyorum: Silah, davasına inananları yenemez.. İç pisliklere rağmen bu böyledir..

2011-11-09

A Sirac Kekuyon

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s