Kürt Milliyetçiliği… – Ahmet Kahraman

Kürt Milliyetçiliği… – Ahmet Kahraman

Ruşen Çakır, Foça’da patlayan bombayla ilintili olarak yazdığı yazının bir yerinde şöyle diyordu:

“Türkiye’de Kürt ve Kürt olmayan iki farklı kamuoyu ortaya çıkmıştır. Bu kamuoylarının duygu, düşünce, kaygı ve beklentileri arasındaki mesafe giderek açılmaktadır. Birinin üzüldüğüne diğerinin sevinmesi, birinin sevindiğine diğerinin üzülmesi gibi acı bir durumla karşı karşıyayız.”

Çakır’ın düşmanlığa varan ayrışma tesbiti doğru, gerçeğin dürüstçe ifadesidir. Türk ırkçılığının, Kürt milliyetçiliğini (isteyen ulusalcı ruh da diyebilir) tetiklediği, çatışma haberini duyan ortalama bir Kürt’ün bile, ilk tepki olarak, kaygıyla “kaybımız var mı?” diye sorduğu da doğrudur.

İki kesimin (Türk ve Kürt), ayrı ayrı kendi kaybının yasını tuttuğu, “şehitlerini” sahiplenip, acılarını kalplerine gömdüğü de doğrudur. Türklerin “şehitliklerine” karşılık, Kürtlerin de şehir, kasaba ve köylerde, kutsalı anan vefa ruhuyla şehitliklerin inşa ettikleri de…

Aralarında toplumsal ruh olarak müştereğin bulunmadığı, duyguda, düşünce ve geleceğe dair ideallerde farklı uzaklıklarda dolaştıkları gerçektir.

Ancak, karşı tarafı hasım görmeyi Kürtler başlatmadı. Türk aydınlarının, bunca olanlardan sonra, en azından artık eğri oturup, doğrunun kelimeleriyle konuşma, gerçeği teslim etme zamanıdır.

Kürtler, geçen gün Ahmet Türk’ün de ifade ettiği gibi “Mars’tan gelmedi”ler. Britanya, “Türk devleti”ni kurmadan, binlerce yıldan beri Kürtler, ana yurtlarının efendileriydi. Türk devletinin, Kürtleri Ermenilerin kaderine uğratmak için giriştiği soykırımı, “yok” olduklarına dair devlet ilanatı, dillerinin kesilmesi ve 1980’lerden itibaren köyleri de içine alan kırım döngüsü, en onur kırıcısı çocuklarının her sabah “Türküm” diye bağrıltılması Kürt halkının hüzün bağlamış trajedisidir.

Bu halk, on yıllarca hüznünü içine gömdü. Kanayan yüreğini avucunda taşıyarak, sabır telkiniyle sustu. Günün birinde çocukları, dağlarda başlarını gösterip, “biz buradayız” deyince, öfke patlaması sevince dönüştü, arkalarına dizilip, ref oldular.

Kürt milliyetçiliğinden söz ediliyorsa eğer, bütün vahşi darbelere rağmen, bu Türk milliyetçiliği benzeri ırkçılık değildir. Soykırıma uğramış ve uğramaya devam eden mazlum ve masumların dayanışma refleksidir, bu.

Katil mangaları, tecavüzcüler ve yangının kibritçileriyle Kürtlerin üstüne yürüdükleri halde, ölüm mangaları hariç, bir Türk’ün Kürdistan’da ırkçı güdüyle saldırıya uğradığını kimse söyleyemez. Ama Kürtler, her gün devlet destekli haydutlaşmanın hedefidir. Dalyan, Malatya, İstanbul olayları son örnektir.

Kürtler Güneyde devlet, Güney Batı’da özerk yapılanma halinde. Irkçılığın adı geçti mi bugüne kadar. Sadabad Paktı’ndan, CENTO’ya uzanan yol, TC’nin, Kürtleri evrensel düzeyde “yok”lara karıştırma hamleleri değil miydi?

Gerçeğe rağmen, Kürtlerin ulusal dayanışmasını Türk ırkçılığıyla özdeş, benzeş göstermek, entelektüel zulüm, dahası vicdansızca buhtan, AKP ve Fethullah Gülen cephesine savrulmadır.

Ruşen Çakır, “öncelikle karşılıklı birbirini besleyen milliyetçilikleri olabildiğince dizginlemeye çalışmak gerekiyor” diyerek devam ediyor.

Güzel de, devlet eliyle bütün Kürtleri düşman gören Türk ırkçılığına karşılık, Kürdistan’da Tükçe konuştu, şarkı söyledi, “ben bir Türküm” dedi diye fiske yiyen Türk var mı? Kürtlerin yaptığı, “devlet ilkesi” insanlık suçuyla mücadele değil midir?

Irkçılık, Birleşmiş Milletler’in kararıyla insanlık suçu, ama Türk devletini bağlamıyor. Yayılmacı Türk ırkçılığını yürüten günümüz AKP rejimi, din figürünü kamuflaj olarak kullanıyor. Rejimin ideoloğu Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun bir ayağı Kerkük’te, öteki Yunanistan, Bulgaristan’da.

Kıbrıs’ta 250 kişi için bağımsız devlet, ama Kürtlere özerk bir hayat da haram.

Davutoğlu, “Müslümanlık da bizde” gösterisiyle Burma’ya (Myanmar) yardım götüren Başbakanın karısı ve kızına eşlik yolculuğunda, Kürtlerin Arfin ve Kobani’de denetim kurduklarını “kara haber” gibi dillendirip, devam ediyordu:

“Evet bu hayal değil, gerçek. Bunu bir tehdit olarak değerlendirdik ve gerekli tedbirleri aldık, alıyoruz.”

Davutoğlu’nun açıklamasından sonra, Türk medyası dün, Kuzey Suriye dedikleri Güney Batı Kürdistan’ı işgal sürecinin başladığını “müjde” gibi haber veriyordu.

Utanmazlıktı, bu.

Siz haysiyetli bir Kürt olsanız, “ırkçılığa karşı birleşmek insanlık görevidir” demez de ne dersiniz?

Foça’da patlayan bombaya gelince:

Savaşı yayan Kürdistan özgürlük hareketi değildir. Kürdistan, kesintisiz bomba yağmuru altında. Dağlar yanıyor. Devlet köyleri boşaltıyor, 1920-1940 arasının ırkçı ruhuyla yasak bölge ilan ediyor, kinlerinin ardı sıra sınır ötesine uzanıp Batı Kürdistan’ı ablukaya alıyor, savaş suçlarını katlayarak Güney’in dağlarına napalm bombaları serpiyorlar.

Fakat Türkler ekonomik ve sosyal alanda, başka bir deyişle kendi hayatlarında savaşın yıkımını hissetmediler. Sen topyekün olarak yer yüzündeki bütün Kürtleri hedef alırsan, o da sonunda “benim elim, elma, armut toplamıyor” diyecektir.

(Yeni Özgür Politika)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s