Yenilmez ruh 15 Ağustos yenilmez komutan Agit!

Yenilmez ruh 15 Ağustos yenilmez komutan Agit!

Mustafa Karasu

Kürtler, 15 Ağustos diriliş bayramını kutluyorlar. Mahsum Korkmaz komutanlığında başlatılan gerilla direnişi üzerinden 28 yıl geçti. Nice kız ve erkek gerilla yaşamını yitirdi. Öyle ki, her köy ve sokaktan birçok genç gerilla saflarına katıldı. Onlar kanlarını akıtırken özgürlük tohumlarını her yere saçtılar. Bu özgürlük tohumları o kadar gürleşti ki, her gerilla toprağa düştüğünde daha güçlü biçimde canlanıyor. Nitekim bugün taraflı tarafsız herkes gerilla ölümlerinin Kürt’ü daha direnişçi ve yenilmez kıldığını söylüyor.
15 Ağustos bir yönüyle de zulme karşı onur savaşıydı, onur isyanıydı. Belki bu isyanda ilk yaşamını verenler gelişmelerin bu kadar büyük olacağını kestirememişlerdir. Ama en azından bir onur savaşının gerekli olduğuna inanan ve zulüm altında yaşamayı kabul etmeyen Kürt gençleri bu isyanı başlatmışlardı. Sonuç, Kürt Halk Önderi’nin onlara dediği gibi olmuştur. Kürt Halk Önderi onları Kürdistan dağlarına gönderirken “siz belki de birkaç yıl içinde şehit düşeceksiniz, bu mücadelenin sonuçlarını görmeyeceksiniz; ancak sizin dökülen kanlarınız damarları kuruyan Kürt halkının damarlarına yaşam suyu olacak” demiştir. Bugün binlerce Kürt genci şehit düşmüş, ama Kürt halkı bütün canlılığı ve dinamizmiyle tarih sahnesine çıkmıştır. Kürt’ü canlandıran, Kürt gençliğini kanı sıcak yapan bu dökülen kanlardır. Bu açıdan 15 Ağustos başarılı olmuştur.
PKK, Apocular olarak tarih sahnesine çıktığında, ilk hedefi özgürlüğü için direnen bir halk gerçekliği yaratmaktı. Apocuların önüne koyduğu bu hedefe başarıyla ulaşılmıştır. Kürdistan’ın dört parçasında özgülüğü için yaşayan ve özgürlüğü için direnen bir halk gerçekliği ortaya çıkmışsa bunu sağlatan 15 Ağustos hamlesidir. Bugün her yerde Kürtler özgürlüğüne inanan ve bu özlemle yaşayan bir konumdadır. En sessiz denilen yerde bile Kürt halkı özgürlüğü için direnecek bir duruma gelmiştir. Doğru öncülük edildiğinde ayağa kalkmayacak en küçük bir Kürt coğrafyası kalmamıştır. Bu Kürt gerçeği öyle bazı güçlerin desteklediği ve kışkırttığı konumda değildir. Tamamen on yılların mücadelesi ve özgücüyle bu konuma ulaşmıştır.
Bugün Kürt toplumu, Kürt genci çaresiz ve umutsuz değildir. Özgürlük dağları Ahmed Arif’in dediği gibi dost dağlar olmuştur. Kaldı ki Kürt toplumu örgütlü gücüyle ve yaşadığı birçok devrimle yıkılmaz bir dağ haline gelmiştir. Artık esas yenilmeyecek güç; ulusal, demokratik, sosyal ve kültür devrimini yaşamış Kürt toplumudur. Toplumun özgürlük ve demokrasi potansiyeli ve sinerjisi açığa çıkarılmıştır. Öyle bir özgürlük ve demokrasi potansiyeli açığa çıkarılmıştır ki, hiçbir baskının bu potansiyeli kurutması mümkün değildir. Nitekim Türk devletinin denemediği yol ve yöntem kalmamıştır. Öyle ki Türk devleti zulmünü arttırdıkça yenilgisini yakınlaştırmaktadır.
Meydanları dolduran Kürtler 15 Ağustos’un neler yarattığını ortaya koymuyor mu? Kürtlerin coşkusu ve gözlerindeki umut kıvılcımı her şeyi açıklamıyor mu? Türk Başbakanı ile kendini kahraman ilan eden emekli general Osman Pamukoğlu’nun kavgası 15 Ağustos’un yarattığı sonuç değil midir? Bugün Ergenekon davasında yargılanan generalleri zindanlara attıran da 15 Ağustos karşısındaki başarısızlıklarıdır. Eğer Türk ordusu 15 Ağustos karşısında başarılı olsaydı bu generallerin tek düğmelerine bile dokunulamazdı.
Osman Pamukoğlu “Hakkari kaybedilmiştir” diyor. Başbakan buna tepki gösteriyor. Halbuki Pamukoğlu gerçeği söylüyor. Hakkari’de BDP’ye yüzde 80 oy çıkıyor. Yüzde on da asker polis olduğuna göre burada devletin hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. Birkaç karakolda asker olsa ne yazar, olmasa ne yazar! Kaldı ki bu karakollardaki subay ve askerler ise her an şuradan gerilla gelir, buradan gelir korkusuyla yaşamaktadır. Hakkari’de var olmak bu mudur?
Başbakan da çakıl taşı edebiyatı yapıyor. Çiller gibi bir çakıl taşı vermem, vermem, vermem diyor. Kürtlerin derdi çakıl taşı değildir; varlıklarını koruma temelinde özgür ve demokratik yaşamdır. PKK’nin derdi Türk devletinin toplum üzerindeki zulmünün ve etkisinin ortadan kaldırılmasıdır. Şemdinli’de, Çukurca’da, Gever’de bu tamamen ortadan kaldırılmıştır. Askerler ya karakollardan çıkamamakta ya da araziye çıkma cesareti göstermemektedir. Araziye çıkmak gerillayla karşılaşmak anlamına geldiği için karakolların ve tahkim edilmiş tepelerin arkasına sığınmaktadırlar. Osman Pamukoğlu’nun söylediği gibi karakollardan çıkma cesareti olmayan ordu yenilmiştir, Hakkari’yi kaybetmiştir.
Osman Pamukoğlu’nun yiğitlenmesi de, Başbakanın yiğitlenmesi de boştur. Her ikisi de karanlıkta ıslık çalan kişilere benzemektedir. Osman Pamukoğlu’nun Çelik Operasyonunda nasıl bozgun yaşadığını bizzat kendisi itiraf etmektedir. Gerillanın birkaç defa tahrik ederek orduyu kendi alanlarına çekmesini bir başarı sanmaktadır. Osman Pamukoğlu bilmeli ki, Çelik Operasyonunu ordu yapmamıştır. Gerilla orduyu kendi alanına çekmiş, darbe vurmuştur.
AKP öncesindekiler de, başarısızdır AKP de. Kürt Halk Önderi’nin İmralı’ya atılması da Türk devletinin başarısı değildi. Zaten Ecevit bunu açıkça söylemişti. Bu nedenle kim 15 Ağustos’tan bu yana başarılı olduğunu söyleyebilir? Kendilerini en başarılı görenler 1992, 1993, 1994 yıllarında görevli olanlardır. Şimdi bunlar en başarısız olanlar olarak görülmüyor mu? Kürt sorununda Türk devletini en zor konuma sokan yılların bu yıllar olduğu söylenmektedir. AKP’nin başarısız olduğunu ise herkes kabul etmektedir. En son Bülent Arınç da çok zorluk çektiklerini itiraf etmiştir. Zap Bozgunu, Çukurca ve Şemdinli yenilgileri de AKP döneminde yaşanmıştır. Daha birkaç gün önce malum içişleri bakanı “hattı müdafaa yoktur, satı müdafaa vardır” diyerek ne konuma düştüklerini açıklamıştır. Bu söylem birçok kesimin dikkatinden kaçmıştır. Ama içişleri bakanının bu sözü PKK ve gerillanın Kürdistan’da hakim olduğunun ifade edilmesidir. Açıkça gerillanın hakim olduğunu, kendilerinin düzensiz savaşa geçtiklerini belirtmiştir. Zaten her gün “gerillaya karşı böyle savaş olmaz, bizimkiler de karakollardan çıkarak dağlarda, ovalarda gizlenmeli ve aniden vurmalıdır” diyorlar. Tüm bunlar NATO’nun ikinci büyük ordusu denilen TSK’nın 15 Ağustos karşısında ne hale düştüğünü kanıtlar.
Kaldı ki PKK olaylara şu kadar karakol bastım, şu kadar üs bölgesi imha ettim diye bakmıyor. PKK, başarısını ya da başarısızlığını devletin Kürdistan’daki etkisinin azalıp azalmamasına bağlıyor. Bir yıla yakındır Batı Kürdistan’da Suriye devleti şehirlerde, karakollarda vardı. Ancak sadece duvarlar arkasındaydı. Geçen ay Kürtler bu binaları da boşalttılar. Şu anda Qamişlo’da (Kamışlo) devlet dairesi ve bazı karakollar var. Ama bunlar duvarlara hapsolmuşlardır. Qamişlo, Kürtlerin siyasi, sosyal ve kültürel kontrolü altındadır. Şimdi Kuzey Kürdistan’ın birçok yerinde de devlet karakollardan ve resmi kurumlardan ibarettir. Devlet zor gücüyle var olmaktadır. Ama toplumu kaybetmiştir. Yarın o karakollardakiler de kalmayabilir. Kalsalar bile yönetim alanları Kürtlere ait olur. Şu anda Suriye’deki Kürtler biz devletten ayrıldık demiyor. Çakıl taşı istemiyor. Sadece kendi coğrafyasında kendi kendini yönetmek istiyor. Bu nedenle Başbakanın çakıl taşı edebiyatı demagojidir. Milliyetçi duygulara seslenmektedir. Zaten tüm milliyetçi söylemleri ve argümanları bugün en yalın biçimde AKP dile getirmektedir. Öncesinde kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlıyor ve toplumu böyle kandırmaya çalışıyorlardı. Artık en yalın biçimiyle milliyetçi muhafazakardır. Milliyetçiliğin başbuğu Türkeş buna milliyetçi mukaddesatçıyız, derdi. Zaten Başbakan MHP’lilere sizin yeni Başbuğa ihtiyacınız yoktur, başbuğunuz benim demektedir .
Erdoğan ne kadar çakıl taşı edebiyatı yapsa da 15 Ağustos ruhu AKP iktidarını yerle bir edecektir. Türkiye’yi dünyaya pazarlayan, satan AKP’yi çakıl taşı edebiyatı kurtaramayacaktır. 15 Ağustos hamlesinin bugün güçlenen ruhu AKP’nin politikalarını da yenilgiye uğratarak Kürt halkını Türkiye halkıyla buluşturup hiçbir yere satılmayan, pazarlanmayan demokratik Türkiye, özgür Kürdistan gerçeğini yaratacaklardır. Bugün Türkiye’yi emperyalist güçlere, kapitalist güçlere, sömürücü güçlere karşı koruma mücadelesi veren AKP Hükümeti değildir; PKK’dir. AKP ise Kürtleri köleleştirmek için kendini bölgede kapitalist modernitenin taşeron gücü haline getirmiştir. Dün İran, Irak ve Suriye ile Kürtleri ezeceğini düşünen AKP, şimdi ABD’nin terkisine binerek bunu yapmak istemektedir.
15 Ağustos’tan bugüne tüm hükümetler Türkiye’yi pazarlayarak PKK’yi yenmek istemişler, ama yenilen kendileri olmuştur. Kürt sorununu çözmedikleri müddetçe Türkiye 15 Ağustos karşısında kendini pazarlamaktan, Türkiye’yi satmaktan başka bir şey yapamayacaktır. (özgür politika)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s