Kürdler Silah Bırakamaz!

Kürdler Silah Bırakamaz!

Hejarê Şamil

TÜRK TOPLUMUNU KORKU SARDI

Son aylarda Kuzey Kurdistan halkının gaspçı Türk rejimine ve TC adlı siyasi şer düzeninin çağdaş sürümü AKP devletine karşı gösterdiği direniş ve bunun paralelinde Batı Kurdistan’da Kürdlerin siyasi statü kazanma yolunda attıkları emin adımlar Türk ırkçılığını azdırdı.

Öfkeli, çaresiz ve saldırganlar. En önemlisi de korkuyorlar. Öyle bir korkuyorlar ki…

Faşisti, dincisi, dinsizi, liberali, sözde demokratı, insan kategorisine gireni, insanlıktan nasibini almamışı, eşiyle geçimsiz olanı, babasına küseni, işçisi, köylüsü, sosyalisti, muhafazakarı, devletinden hazzetmeyeni, devletine tapanı, her türlü “p”lisi, “p”sizi, tatilini 7 yıldızlı otellerde yapanı, acından ağzı kokanı… Kürdün özgür olma ihtimalinden Allah’ından korkmadığı kadar korkuyor!

Gaddarlık korkaklığın anasıdır.

Kürdler böyle bir ‘bilim dışı’ toplulukla karşı karşıya olduğunu yeni yeni anlıyor.

İnandırılmış Türk toplumunun insani anlamda bir suçu yok elbette ki. Bu toplumdaki sıra neferlerinin fizikleri suçlu değil yani. Kirletilmiş ruhları, ‘Kürd haklarının inkarına’ dayalı ırkçılık şırıngalanmış beyinleri, fiziklerini sürekli insanlık suçu işlemeye, kafatasçılık yapmaya teşvik ediyor.

‘Varlıklarını armağan ettikleri’ devletlerinin çökeceğinden korkmak; onların olmayan topraklarda onlara ait olmayan hakimiyetin sonlanacağından korkmak; sahte ‘dünyaya bedellik’ psikolojisini artık gelecek nesillere taşıyamayacaklarının utancını yaşamak ve gelecekten korkmak, 80 yıl boyunca Kürdün sırtında geçirdikleri keyif û sefanın nostaljisi ile toplumsal kriz geçireceklerinden, kendi köleleriyle eşit olabilme hissinden korkmak Türk insanının nasıl bir zulme müptela edildiğinin açık göstergesidir. Ve bu insanlara el uzatmak insanlık borcudur.

KÜRDLER TÜRK TOPLUMUNUN DURUMUNU ANLIYOR

Kürdler Türk toplumunun bu durumunu anlamaya başladı…

Kendinden habersiz bu topluluğun akli evvel yönetici ve yazar kümesinin durmadan Kürdlere yol göstermesi ve akıl vermesini eskilerde esefle karşılardık, şimdi Allah bu bendelerinden affını esirgemesin diyerek dualara duruyoruz. Kimse kusura bakmasın, Türk baş bilenlerin yaşadıkları bir tür sapkınlık halidir.

Kürdler, her bir Türk insanının iyi, samimi, akıllı, insancıl hatta çok çok mutlu olmasını istiyor. Böylesi niteliklere sahip muhatapla sorun çözmek kolaydır çünkü. Kürd halkı, özgürlüklerini engelleyenin “devlet” = “hükümet”, “ordu”, “yargı”, “basın” isimli dörtlü çetenin değil aslında bu çeteye gönül vermiş Türk toplumu olduğunun da farkına vardı. Irkçı dopinglerle ayakta tutulan Türk toplumunun, Kürd özgürlüğünün baş düşmanı haline getirililiği artık anlaşılmıştır.

Kürdün özgür olma ihtimalinden Allah’ından korkmadığı kadar korkan bir toplulukla işimiz çok…

“Kendi köleleriyle” eşit olabilme hissinden korkmak zulmüne müptela edildi Türk insanı. Onlara el uzatmak insanlık borcudur.

TÜRK BASINI

Aklı başında insanlar, Türk basınını sürekli “apoletli basın”, ‘devletten fazla devletçi” olarak tarif ettiler.

Bunlar çok şablon tariflerdir ve medya patronlarının durumun böyle olduğuna itirazları da yok.

Kanımca, Türk basınını daha insani/manevi kelimelerle tanımlamak gerekiyor:

Türk basını alçak ve namussuz bir basındır.

Namuslu ve namussuz veya yüce ve alçak olmak insani hali ifade eder.

Her kelimenin taşıyabileceği bir yük var, fazla anlam yüklerseniz meramınızı taşıyamaz. Kelime bulmakta çaresiz olduğumuz için ‘namussuz’ ve ‘alçak’ kelimelerini kullanmak zorunda kalıyoruz.

Türk basınının genel durumunu ‘Namussuzluk” ve “Alçaklık” sözüyle ifade etmeye çalıştığımızda bu kelimelerin anlam sınırlarının sağında solunda çatırtılar duyuluyor, çatlaklar oluşuyor. Kelimeler anlamı kaldıramıyor yani. Sırtına taşıyabileceğinden on kat daha yük indirilmiş bir canlının çaresiz iniltisini duyuyor gibi oluyoruz.

Türk gazetecileri; yıllar boyunca ‘devletin bekası’ için Kürdlerin kendi dillerini unutması mücadelesini verdiler, Türk devletinin selameti için Kürd varlığını inkar ettiler, ‘Yüce Türk milleti’nin çıkarlarından dolayı Kürd olmaktan başka hiçbir suç işlemeyen insanlarımızın işkenceden, dayaktan geçirilmesine önayak oldular, soydaşlarımızı fiilen faili meçhule (malûma) göndermek için kafa çatlattılar, kalem oynattılar, çabaladılar yani…

Şimdi ne yapıyorlar?

Kuyrukları kapı arasında kaldığından “barışçı” kesilmişler. Dün Kürd “barış” dediğinde ‘ne barışı, barış iki farklı güç arasında oluyor, bizler bir bütünüz’ diyenlerin şimdi iki farklı gücü ‘barışa’ davet etmesi ne ironik, değil mi?

Türk merkezi basınında bilinen birkaç istisnai isimden gayri basın ordusunun tamamı insanlık münafığıdır.

Yıllar boyunca Türk devlet namussuzluğunun borazanlığını yapanlar birden bire ‘eşit vatandaşlıkçı’ kesildiler. Canavar devletin bekçiliğini yapan bir yazar, neden ‘gönüllü birliktelik’, ‘eşit vatandaşlık’, ‘Kürdlerin hakları’ sözlerini kullanma ıstırabına katlanır sizce?

Yanıt tekdir: ‘Devletin bekası ve sahte milleti ayakta tutmak’.

Türk yazarlar dünyasında ‘demokrasiye evirilmeler’, 1990 başlarında PKK’nin etkili vuruşları ve ülkemizin Güney’inde Kürd özerkliğinin belirmesiyle başladı.

Kimsenin kuşkusu olmasın; Federal Kurdistan’ın pekişmesi, Kurdistan’ın Batısında ‘2.Kurdistan’ın belirginleşmeye başlaması, Kuzey’de PKK’nin söylemde ‘demokratik özerklikçi’ de olsa eylemde muhtariyetçi darbeleri ve en önemlisi Kurd milletinin kefenini yırtarak ‘meftun edildiği’ ölü toprakları üzerinden atması Türk basını ve yöneticilerinin önünde ‘demokrasi havarisi’ kesilmekten başka bir yol bırakmayacaktır.

Dün ‘Bu ülkede herkes eşittir’ diyenleri bugün “Kürtler ve Türkler aynı ülkede yaşıyorlar ama aynı haklara sahip değiller” sözünü söyleyecek noktaya getirdik. Onları bu noktaya Kürdler direnerek getirdi!

Bu demokratikçe kelimeleri, ‘bölünmez bütün’ olan devletlerinin bekası için her şey mubahtır düsturuna göre söylediklerini düşünüyorlar ama Kürd milletine öncüllük etme gücünü kendinde görenlerin Kürdistan’ın özgürlüğü için her şeyin mubah olduğu anlayışını benimsediklerini de anlamış olmalılar.

Türk ırkçılığının demokrat postlu borazanları bir de şunu anlamalıdır: Türkün Türkiye’sinde hiçbir şeyin insanlık için olmadığını biliyoruz. Faşistlik devlet için, dindarlık devlet için, solculuk, sağcılık, demokratlık hatta alçaklık ve iyilik devlet için düsturuyla yaşadığınızı da öğrendik. “Az devlet” diyenlerin bile bunu ‘devletimiz elden gitmesin’ anlayışıyla söylediğini de çözmüş bulunuyoruz.

Siz yoksunuz, diliniz yoktur gaddarlığını tarihin bir ayrıntısı olarak geçiştirmeye çalışanların ‘İkinci Kurdistan’dan sonra Üçüncü, Dördüncü Kurdistan ‘tehlikesinin’ savaş meydanının karşı tarafından gelen adım sesleri altında Kürd siyasilerden kopya çektikleri içi boş Türk-Kürd eşitliği, gönüllü birliktelik tezleri ile meydan sulaması utanmazlık ve hayasızlıktır.

SİLAH BIRAKMA MESELESİ

Kürdler silah bıraksın deniyor. Neden efendim?

Çünkü bu silahlarla insanlar öldürülüyor deniyor. Pekâla.

Kürd/PKK silahı ile şimdiye kadar kaç kişi öldürüldü? Yüzde doksan dokuzu Kurdistan’daki TC alçaklığının koruyucularından teşekkül eden asker ve polisler olmakla maksimum 10-15 bin kişi.

Türk / TC silahı ile öldürülen Kürdlerin sayısı ne kadardır, efendim? Yüzde doksandan fazlası sivil insanlar olmak üzere en az 500. 000 insan! Yani yarım milyon Kürd! Zilan’da 50 bin (Türk resmi rakamlarına göre 15 bin), Dersim katliamında en az 40 bin (resmi rakamlarda 13 806), 21. yy.ın sonlarındaki faili malumlarda 30 bin (Türk resmiyetinde 17 bin)….

Ayrıca ‘merhametli’ Türk’ün devletinin silahı altında milyonlarla (!) siyasi Kürd, zindanlarda sadece Kürd oldukları için çürütüldü ve çürütülüyor.

Eeee?

Şimdi kim önce silah bırakmalıdır?

Bir Türk insanının; siyasetçi olabilir, yazar çizer olabilir, her şey olabilir…, Kürd’e ‘silah bırak’ deme hakkı olabilir mi? Böylesi bir talep utanmazlık değil de nedir?

Bugün Türk basınında aşağıdaki içerikte cümleler başını alıp gidiyor:

“Bugün Kürt sorununun gerçekten çözülmesini isteyen, PKK’yla yakın siyasi, ideolojik ilişkileri olan, en azından sesini o dağlara duyurabilen, siyasi partisine oy veren kesimlere düşen en öncelikli görev de PKK’nın devrimci halk savaşı adına yükselttiği şiddete karşı ses çıkarmaktır” (Radikal’den).

Devlet bekacılığından beslenen ve devlet bekacılığını besleyen böylesi utanmaz önerilere karşı 80 yılda yarım milyon kardeşi öldürülmüş, milyonlarla kardeşi işkenceden geçirilmiş ve direnmezse Atatürk, İnönü, Çiller ve Erdoğan devletçiliğinin işkencelerine maruz kalmayacağının hiçbir garantisi olmayan Kürd’ün ise melun Türk devletinden şunu talep etmekte yerden göğe kadar hakkı var:

Kürd silahları bırakmadan önce;

1.Kürd ulusunun gasp edilmiş tüm hakları eksiksiz olarak iade edilecektir.
2.Anadilde temel eğitim hakkı ‘amasız’ tanınacaktır.
3.Kürd halkının siyasi statüsünü belirleme hakkının yalnız ve yalnız kendine ait olduğu Türk devleti tarafından taaddüt edilecektir.

Bir de Türk yazar çizerlerin “Türkler ikna edilmeli” safsatası, kandırmacası var. Bu, utanmazlığın başka bir zeminde dışavurumudur. Ey yazar efendi, sen kendin ikna oldun mu? “Kürd’ün de özgür olmaya hakkı var”a kendini ikna ettin mi?

Ar damarı kırılmamış bir Türk yazarın Kürdden hiçbir ama hiçbir talebi olamaz. Buna hakkı yoktur. Taşeronluğunu yaptığı devletinden talepleri olabilir belki. Şunu talep edebilir mesela: savaşa, şiddete bakmazsızın, Yeni Anayasayı beklemeksizin Kürd halkının doğuştan gelen tüm haklarını eksiksiz olarak garantileyen bir Barış Paketi açıklanmalıdır.

Böylesi bir Paketin açıklanması şiddeti tümden durdurmaz ama bir nebze de olsa huzur getirir ve en önemlisi de daha ileride yapılacaklar için düşünme fırsatı/zamanı kazandırır.

Hejarê Şamil
hejare_shamil@hotmail.com

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s