Ben uçtum, sen kaldın


Ben uçtum, sen kaldın-Medya Deniz

Başlangıçta “Kayıp Mezar” ismiyle düşünülen film, yönetmenin Maxmur yolculuğuyla birlikte “Ben uçtum sen kaldın” ismini aldı. Kürdistan’ın coğrafyasının her karışında bir kayıp mezar vardır.

Ez firiyam, tu ma li cih

Medya Deniz

Ben Uçtum Sen Kaldın bir film değil aslında… Kürtlere karşı yıllardır sürdürülen haksız ve acımasız savaşın yarattığı, parçalanmışlığı gerçek kişilerle anlatan bir trajedi. Topluma ulaşması için kameralar burada sadece birer araç… Kürt coğrafyasıparçalı ailelerle dolu, herkesin kendi boyutunda yaşadığı ama kendisiyle sınırlı kalan bir parçalanmışlığın, vicdan sahibi tüm insanlara duyurabilmek amacıyla sese ve bedene büründürülmesi gerçeğidir. Ve bu gerçek geride kalan binlerin yaşamıdır, kanayan yarasıdır..

Kürt olduğunu hiçbir yerde inkar etmediği için sürekli olarak gözaltına alınan, vahşi işkencelerden geçirilen Mızgin’in babası işkenceciler tarafından Kızıl Kemal olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Son tehditlerle birlikte Kemal daha kızı 3 aylıkken sevdiği ve bağlandığı herşeyi arkasında bırakıp dağlara sığınmak zorunda kalır. Kemal’in gitmek zorunda kalması geride emekleyen iki evlat, çaresiz bir eş, ne yapacağını bilemeyen bir anne-baba ve en önemlisi ise bu ayrılığı kaldıramayan şizofren hastalığına yakalanan bir bacı bırakır. Mızgin’in halası yıllarca bu hastalıkla yaşamak zorundadır. Ancak abisinin şehadet haberini alınca tamamen yatağa düşer ve bir anlamda yaşamdan çekilir.

Mızgin dedesi ve nenesi tarafından büyütülür… Mızgin büyüdükçe savaş ta büyür… Büyüyen savaş tıpkı binlerce başka çocuk gibi babasını ondan alan Mızgin’in kafasından ve yüreğinden geçen soruları da büyütür. Büyüyen sorular Mızgin’in arayışlarını da büyütür. Ermenistan’da katıldığı bir sinema seminerinde Maxmur Kampı’ından babasını tanıyanlarla karşılaşır. Ve üstelik kendisi gibi genç olan o insanların onun hiçbir zaman “baba” diye çağıramadığı babasını “baba” olarak isimlendiriyordu. Çünkü sevgi dolu olan Kemal kaldığı her yerde acıdan başka bir şey yaşamamış olan Kürt çocuklarına tüm sevgisini ve ilgisini vermeye çabalamıştı. Bu olay Mızgini derinden etkiler ve Ben Uçtum Sen Kaldın filminde sonlandırır.

Filmin temel konusu baba olarak algılansa da çoğunlukla asıl işlenilen Mızgin’in birlikte beraberinde büyüttüğü sorulardır. Baba sorulardan birisidir. Babasını ararken, kendi geçmişini, kimliğini ve tarihini arıyor Mızgin ve bu arayış çoğunlukla Kürtlerin genel tarihiyle paralellik taşıyor.

Kendisini ararken bir savaşa giden bir erkeğin geride bıraktığı kadınları da tüm objektifliğiyle işliyor. Böyle bir konu seçimi beraberinde bazı engellemeleri ve zorlukları beraberinde getirir elbette. Bunları direkt Mızgin’in dilinden aktartmalı: “Hala tüm gösterimlerde insanlar nasıl bu kadar cesur davranabildiğimi soruyorlar ben de bir tercih yapmadığımı söylüyorum. Bir tercih yapmadım, yapmak zorundaydım. Anlatmak zorundaydım. Hem korkuyordum hem de cesurdum galiba. Ailem, yaşadığım ülke, herkes tarafından engellenmeye çalıştım, hem kimlik hem cins olarak bu yolculuğun tehlikeli olduğunu söylüyordu herkes. Nenem ve dedeme oraya gittiğimi söylemedim, asla izin vermezlerdi. Yanımda cesur bir kameraman vardı, kamera vardı, onlar da bana cesaret verdiler.”

Maxmur yolculuğu, daha çok bir iç yolculuk oluyor. Babası yanında yok iken orada bir yerde varolmuş, birçok çocuğun gönlünü kazanmıştı. Bu nedenle kıskançlık ve mutluluğun içiçeliğinin tartışılmaz güzel bir örneği.

Başlangıçta “Kayıp Mezar” ismiyle düşünülen film, yönetmenin Maxmur yolculuğuyla birlikte “Ben uçtum sen kaldın” ismini aldı. Kürdistan’ın coğrafyasının her karışında bir kayıp mezar vardır. Bir tek mezarın bu gerçekliği gerektiği gibi veremeyeceğini düşündüğünden Mızgin nenesinin ona çocukluğundan beri anlattığı “Ez firiyam, tu ma li cih”…. hikayesinin ismini veriyior. Filmi kurmaca bir senaryo ve görüntülerle vermek istemediği için filmi belgesel olarak çekiyor.

İnsan bu filmi izledikten kendisine şu soruyu sormadan edemiyor: Hep geride kalanların hikayesi anlatılır peki uçanların hikayesi ne zaman yazılacak?

Birinin cevabı varsa yarına saklamasın…

Kimdir

Mizgin Müjde Arslan gazeteci, yazar, senarist ve yönetmendir.

1981 yılında Mardin’in Göllü köyünde doğdu.

Ögrenciliği sırasında Dicle Haber Ajansı ve Gündem gazetesinde sanat muhabirliği ve editörü olarak çalıştı.

İlk filmi “Son Oyun” adlı kısa metrajlı filmidir

“İkinci Adres”, “Dana Bayramı: Kamkasa Vit Vit” ” adlı belgesellerin yönetmenliğini yaptı.

“Kirasê Mirinê: Hewîtî” (Ölüm Elbisesi: Kumalık, 2009) adlı belgeseli ulusal ve uluslararası pekçok festival gösterildi.

“Ez Firiyam Tu Ma Li Cih” ilk uzun metrajlı belgesel filmidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s